Yeni Yıla Yalnız Girenlere: En Korkunç 10 Yılbaşı Filmi!

Noel/Christmas filmlerini bilirsiniz. Küskünler barışır, anneler, babalar çocuklarının, çocuklar büyüklerin kıymetini anlar, herkesi bir huzur, bir müşfiklik sarar, düşmanlar bile dost olur. Noel’in bu barıştırıcı ve yatıştırıcı duygusu benim de hoşuma gider esasen ama her Noel filmi de böyle keyifli ve huzurlu değil tabi… Allahtan değil!

Fantastik sinemanın Noele el atmaması elbette düşünülemez! Silent Night, Deadly Night gibi kimi örnekler zamanında Hristiyan aleminin ve Hindi pişirmekten delice zevk alan ailelerin tepkisini çekip yasaklansa bile “Noel korkuları” zaman içinde bir alt tür oluşturdu bile denebilir.

İşte Öteki Sinema yazarlarının seçtiği ya da editörleri olan bendenizin seçip onlara Çinli işçilere davranılan bir merhametle yaklaşarak yazdırdığı 10 filmlik “Öteki Noel Filmleri”

Yılbaşını yapayalnız geçirecek kadar umutsuzsanız iyi bir alternatif olacaktır bu liste… Sizi kimse düşünmüyorsa bile biz düşünüyoruz. Hadi, sevinin! Mutlu Noeller! Ho, Hoo, Hooo!

Silent Night, Deadly Night (1984)

Piyasada aslında prodüktör olarak tanınan Charles E. Sellier Jr.’ın en önemli yönetmenlik deneyimi olan film klasik seksenler tarzı teen slasher filmlerini noel baba korkusu üzerinden geliştiren bir hikayeye sahiptir.

Robert Brian Wilson’ın ilk rolü olan Billy karakteri belki de sinema tarihinin en iyi Noel Babası olarak kült statüsüne erişmiştir. Ağzından çıkan “Naughty!”(edepsiz, haşarı) ve ardından gelen “Punish!”(cezalandır) sözleri ile bütünleşen karakter soğukkanlı katil rolüne fiziksel yapısı ile de cuk diye oturmuş.

Film seksenler ruhunu sevenlerin ilgisini çekecek şenlikli bir slasher. Noel zamanı sinemalara girince büyük tepki toplamış. Ailelerin ve hristiyan dünyasının baskısı sonucu da filmin orijinal dağıtımcısı Tristar altı gün içinde filmi geri çekilmiş. 1986 yılında Aquarius Films dağıtım haklarını alarak filmin can alıcı sahnelerini keserek tekrar gösterime sokabilmiş. İlginç bir nokta da filmin İngiltere’de vizyona girmemesi ve sansür kurulundan geçmemesi, ancak buna rağmen Video Nasty olarak da adlandırılmamıştır.  2009 yılında İngiltere’de filmin dağıtımı için izin verilmiş ve DVD’si çıkarılabilmiş.  (Masis Üşenmez)

Black Christmas (1974)

Black Christmas, Porky’s ve Turk 182 gibi, şeker -şurup filmlerinin yönetmeni Bob Clark’ın, Golden Scroll ‘da en iyi korku filmi adaylığı kazanan, nostaljik slasher’ı…

1974 yapımı bu korku -gerilim filmi, tatil temalı slasher filmlerinin atası sayılır. 98 dakikalık bu başyapıt, daha sonraları çekilen birçok filme de ilham kaynağı olmuştur. Yetmişlerin mütevazı çekim teknikleriyle oldukça başarılı bir atmosfer yaratılan filmde, daha sonraları klişe olacak telefonla korkutmalar, seri cinayetler, vahşice öldürülen genç kızlar ve sırada kim var sorusu ile döneminin en başarılı örneğidir.

Bedford Üniversitesi kızlar kulübü üyelerinin başlarına gelenleri, psikopat bir katilin insanların en mutlu günlerindne biri olan Noellerini zehir etmesini ve polisin çaresizliğini gerim gerim gerilerek izlerken,Margot Kidder’in güzelliği ve performansı takdire şayandır.Yılbaşında, nostaljik bir korku yaşamak istiyorsanız, benim tavsiyem bu filmi slasherla saygı açısından izlemeniz. (Mert Ulus)

Don’t Open Till Christmas (1984)

Londra’da güzelim Noel zamanında, bir seri katil Noel kostümü giymiş erkekleri hepsi de ayrı güzellikte yöntemlerle avlamaya başlar ve ortalığı teröre boğar. Scotland Yard’dan dedektif Harris kendisini durdurabilmek için elinden geleni yapar…

Karındeşen Jack öyküleri ile İngiliz polisiyelerinin Noel harmanı haline getirilmesinden ibaret olan “Noele Kadar Açma” filmi hoş bir 80’ler seyirliği… Genelde bu tarz filmler Hollywood tarafından çıkar ama İngilizler Noel korkusuna el atınca ortaya fena işler çıkmıyormuş… Tüm ingiliz korku ya da cinayet filmlerinde olduğu gibi bu filmde de kendini bir aşırı ciddiye alma hali mevcut ama galiba ben de böylesini seviyorum. Can Yalçınkaya’nın aksine “korku komedi”den pek hoşlanmam. Film zaten fantastik Noel Baba figürüne hiç girmeyerek ve Noel baba kostümlü bir katili değil de yılbaşında her yerde rastladığımız kostümlü vatandaşları öldüren bir caniyi konu ederek diğer tüm Noel korkularından daha ciddi bir yerde durduğunu ispatlıyor.

Katilin her kurbanı farklı, zeki ve vahşice öldürdüğü slasher’ları sevenlerin çok hoşuna gidecek bir film Don’t Open Till Christmas… Gerçekten de katilimiz kimi kurbanını usturayla doğrayarak, kiminin suratının ortasına yakın mesafeden 45’likle ateş ederek, kimini de yakarak öldürüyor ki çok daha farklı bir sürü metod da filmin içinde mevcut. 80’ler korkularına İngiliz tarafından erotizm dozu da yüksek, güzel bir katkı… (Murat Tolga Şen)

The Christmas Season Massacre (2001)

The Christmas Season Massacre , bir Slasher komedisi… Başına bin bir türlü talihsizlik gelmiş öfkeli bir lise öğrencisinin sınıf arkadaşlarını ve olayı anlayan ailelelerini öldürerek yarattığı terörü konu alıyor. Klasik “kimse beni anlamıyorsa neden hepsini öldürmüyorum ki” temasını işleyen film şiddeti göstermek konusunda elini korkak alıştırmamış, neredeyse Gore seviyesine ulaşmış bile denebilir. Tüm slasher’larda olduğu gibi burada da katilin kurbanlarını avlarken kullandığı envayi çeşit yol mevcut. Öldürmek için arabayla eziyor, iple boğuyor, bıçakla barsakları deşiyor, silahla ateş ediyor, aklınıza ne gelirse… Bir gıdıklamadığı kalıyor yani…

Film 2001 yapımı olmasına rağmen 80’ler kafasına epey yakın düşmüş.. Küçük bir Amerikan kasabası, sinirr bozucu liseliler, okulun popülerleri, kaybdenleri, anlayışsız ve her işe burnunu sokan ebeveynler, olaylara hep sonradan müdahil olan şerif ve adamları gibi de tüm slasher klişelerini içeriyor. Cinayetlerin Noel zamanı işlenmesi dışında Noel temasına çok da uygun düşmüyor aslında ve çok önemli bir filmde değil… Başroldeki ezik genç katil de hakikaten her gün dalga geçilip hırpalanacak kadar uyuz bir tip! STV (straight to video / doğrudan videoya) dedikleri türden, sinemalarda gösterilmemiş bir yapım ama yine de izlemesi epey keyifli… Tabi midesi kaldırabilene! (Murat Tolga Şen)

Christmas Evil (1980)

Kimilerine göre yapılmış en iyi Noel temalı korku filmidir. Aynı zamanda bir katilin psikolojik çözümlemesini yapması da filmi diğerlerinden ayıran unsurlar arasında yer alır. Brandon sıkıntılı bir çocukluk geçirmiş ve Noel babadan nefret etmektedir. Çünkü yıllar önce annesi ile babasını malum rutin üzerinde yakalamıştır. Babası bir noel baba kostümü giydiği içinde Noel baba ile annesinin babasını aldattığını düşünmektedir. Aynı zamanda nefret ettiği adam gibi olmak isteyince olaylar karışır. Bir gün bir Noel baba kostümü giyer ve işe bir geyiği öldürmekle başlar.

“Christmas Evil” çoğu zaman 1984 yapımı Christmas korku filmi “Silent Night, Deadly Night” ile karşılaştırılır. İki film arasında tabii ki benzerlikler var (iki filmde de karakterin çocukluğunda, Noel Baba ile yaşadığı travmatik deneyim ön plana çıkmakta)fakat aslında ikisi de birbirinden tamamen farklı filmler. “Silent Night, Deadly Night” da trashy bir çıplaklık ve şiddet unsurlarını görmek mümkün. “Christmas Evil” da ise daha az bir şiddet yer almakta.

Bir çok insana filmin ağır ilerlemesinden şikayetçi, fakat bu bir Slasher olsaydı bu serzenişte haklı olabilirlerdi. Bu bir Slasher film değil kesinlikle ama hatası bir Slasher olarak lanse edilmesi. Doğal olarak filmi bu beklentiyle izleyenler. Hayal kırıklığına uğramış olabilirler. Özellikle ana karakterin oyunculuğu ve sinematografi açısından film tatmin edici. (Melahat Yılmaz / Tolga Demirtaş)

A Christmas Nightmare (2001)

Herhalde tüm yazdıklarımız içinde en önemsiz olan film bu ama yine de Noel korkuları arasında anılacak kadar kıymeti var. Epey paranormal bir hikayeye sahip filmin çıkış noktası biraz geçen yıl izlediğimiz “Did You Hear About Morgan’s”ı hatırlatmıyor değil!

Vahşice işlenen bir cinayete tanık olan yeni evli çift, polis tarafından tanık koruma programına alınarak güvenli bir eve yerleştiriliyor. Yanlarına da onları korumak için bir F.B.I görevlisi veriliyor. Her şey iyiyken hoşken çiftin dişi olanı tuhaf halüsünasyonlar görmeye başlıyor. Meğerse bu “güvenli” sandıkları evde 50 yıl önce çok vahşi cinayetler işlenmiş ve katilin ruhu evde dolanmakta… İşin daha da kötüsü cinayetleri işleyen katilin ruhu F.B.I görevlisinin bedenine dadanıp adamı psikopata çeviriyor.  kocası, kadına önce inanmayıp aklını kaçırdığını düşünüyor ama sonra o da anlıyor Anyayı Konyayı! Genç çift evde kapana kısılmış oluyor böylece ve kendilerini korumakla görevli adamın katliamına kurban gitmemek için evden çıkmanın mücadelesini veriyorlar.

Biraz daha özenli işlenebilse aslında tam 12’den vuracak bir film olabilecekken bütçesizlik ve yeteneksizliğie kurban giden Christmas Nightmare yine Noelle direk olarak ilgili olmak yerine onu dönemsel bir fon olarak kullanan bir yapım. Supernatural meraklıları fırtınalı, şimşekli bir havada geçen bu tekinsiz ev öyküsünü seveceklerdir mutlaka… (Murat Tolga Şen)

Deadly Little Christmas (2009)

Güzel, güneşli bir Californiya Noelinde 8 yaşındaki küçük Devin zengin ve mutlu ailesini katleder! Tabi doğrudan akıl hastanesine… 15 yıl sonra Devin hastaneden kaçar ve yarım bıraktığı işi tamamlamaya karar verir! Babasını ve evin hizmetçisini de öldürür ama hazır cinayetin tadını almışken bırakmak olmaz deyip katliamlarına devam eder.

Halloween ve Friday the13 filmlerini bir miksere atıp noel zamanı karıştırsanız ortaya bu suyunun suyu film çıkıyor a dostlar! Zaten filmin afşinde de bu iki slasher şaheserinin şöhretini sömüreceği ilan ediliyor. Kevin karakterine maske falan da takmışlar ama asla bir Michael Myers ya da Jason Voorhees karizması yok kendisinde… Bildiğiniz küçük bütçe filmi… yazdığımız filmler içinde Rare Export’tan sonra en yeni olanı bu… Yeni Slasher’larda eski doku, tat kalmadığı ve bu tür ucuz filmlerde oynayan aktörlerde gram ruh olmadığı için çok da tavsiye edilecek bir film değil. Ama Gore meraklıları epey bir sadistik an barındıran bu filmi sevip, bağırlarına basabilirler. Ben pek hoşlanmadım. (Murat Tolga Şen)

Elves (1989)

Kadri kıymeti bilinmeyen ‘kötü korku film’lerinin en iyilerinden biri… Belki de dünyanın en aptalca konusuna sahip ama yine de izlemesi pek eğlenceli. Konu dediğim de şu: Nazilerin bitmek bilmeyen süper bir savaşçı ırkı yaratma projelerinden birindeki amaçları önüne çıkacak herkesi öldürebilen ama kendisine zarar verilemeyecek bir asker yaratmaktır. Ama problem şudur ki böyle bir şey mümkün değildir. Tam o sırada deneylerini yaptıkları bölgede bir Elf yakalarlar ve bildiklerinin hepsini onun üzerinde uygularlar. Evet, deney tutmuş, çirkin ama şahane bir askerleri olmuştur. Üstelik bu Elf’in, Elf’likten gelen sihirli güçleri de vardır. Genç bir kadın bu sırrı keşfeder ama gördükleri başına bela olur. Terminator misali kadın kaçar, elf kovalar, o esnada insanları parça parça eder ve bu saçma kabusda onları koruyabilecek tek kişi gevşek bir Noel Babadır.

Filmin işte böyle ipe sapa gelmez bir senaryosu var. Santa’yı oynayan Grizzly Adams Chuck Norris’i bile kıskandıracak kadar kötü oynuyor. Efektler falan da öyle aman aman değil ama 80’ler ruhunu sonuna kadar sıvanmış çok ilginç bir seyirlik. Noel korkuları içinde bile pek bileni yoktur. Bizde oynamadığı ve video zamanında da rastlanmadığı için sanırım hakkında edilmiş Türkçe bir kelam bulabilmek mümkün değil-di. Cinemageddon üzerinden fena olmayan bir VHS kaydına ulaşılabilir. Siteye üye olanlara ve Noel korkularını (+80’ler) sevenlere duyurulur. (Murat Tolga Şen)

Jack Frost (1997)

Çocuklar için sevimli gelebilecek herhangi bir objeden bir korku ikonu yaratabilmek mümkün. Bunun erken dönem örneklerini, oyuncak bebek (Chucky), Palyaço (Clownhouse, It) gibi örneklerde de gördük. Kardan Adam ise, aslında bu örnekler arasında hareket kabiliyeti en kısıtlı seçenek gibi duruyor. Yine de soğuk bir kış günü ailece vücuda getirdiğimiz masum bir kardan adamın, gece pencereden baktığımızda yerinde olmaması fikrinin ürkütücülüğünü de hareket noktası olarak ele alabiliriz. Nitekim kardan adam hem evimizin hem de görüş açımızın dışındadır ve “dışarıda olanlar” sinema tarihi boyunca en ürkütücü korku nesnelerini oluşturmuşlardır.

Michael Cooney’in kendi Jack Frost’una hayat verirken bu çıkış noktası aklına geldi mi orası şaibeli fakat ne olursa olsun sinema tarihinde bahsi geçtiği vakit “Neeee Jack Frost mu?” sorusu ile aşağılanmaya maruz kalan bu 1997 yapımı korku – komedi kırmasının, aslında yakalayabildiğinden daha fazla potansiyel barındırdığını da kabul etmek gerekiyor.

Bir seri katilinin idam yolundan, buz gibi bir kıyımcıya dönüşme süreci ve sonrası; abzürtmetrenizin potansiyeline oranla eğlenceli bir seçenek sunabilir. Zira bir yılbaşı akşamında, dostlarınız ile çevirdiğiniz pek çok geyiğin ya da klonlanmış düz mantık eğlence programlarının saçmalığından daha “saçma” bir tarafı yok Jack Frost’un…

Ülkemizdeki “yılbaşı – kar” ikilisinin aynı anda görülebildiği bölgeleri de hesaba katacak olursak, büyük ihtimalle yılbaşı gecesinde pencereden dışarı baktığımızda “yerinde olup olmadığını” merak ettiğimiz bir kardan adam da olmayacaktır işin içinde. Dolayısı ile Jack Frost’u bir yeni yıl seçkisi içerisinde ele aldığımız vakit -zaten yüklü olmayan- gerilim ağırlığının da tamamen çözüldüğünü kabullenip filmi bir çeşit abzürd yılbaşı komedisi kıvamına indirgeyerek biraz daha tat alabilmek mümkün.

İçerisinde Christmast geçen pek çok teen slasher örneği arasında Jack Frost’u ön plana çıkaran tam olarak nedir peki? Sadece yola çıktığı fikir ya da izleyenleri yer yer bıyık altından güldürecek komik mantık hataları değil elbette. Jack Frost’un şansı en fazla hak ettiği konu hiç kuşkusuz Jeremy Paige’in yer yer tahammül sınırlarını zorlayan performansı. Zira konuşkanlık konusunda Freddy Kruger kadar kafa ütülemekten geri kalmayan Frost’un esprilerinin de kendisi gibi soğuk olduğunu söylemek pek yanlış sayılmaz. Yine de Frost’un cinayetlerinin Myers’ınkilerden çok daha incelikli olduğunu kabul etmekte yarar var!

Jack Frost, kendisine bahşedilmiş yetenekleri de hoyratça kullanmaktan çekinmiyor. Öldürücülüğü garanti keskin buzları fırlatma konusundaki uzmanlığı, suyu yetkin bir biçimde kendi çıkarına uygun olarak kullanabilme yeteneği ile birleşince, yaratıcılık konusunda her ne kadar kısıtlı olsa da izleyenlerin -yer yer sinirden- gülmesine sebebiyet verecek kadar performans sergiliyor.

Sözün özü odur ki, Cooney, Jeremy Paige’in yazdıklarından yola çıkarak oluşturduğu hikayenin bütün abzürdlüğünü kabullenerek filmi baştan aşağı acıklı bir şaka formatında tasarlamış adeta! Yine de bir yılbaşı akşamında geçirilecek 2 saat düşünüldüğünde eğlence yükünün yavan bir tombaladan daha fazla ağır bastığını da kabul etmek gerekir. (Fatih Yürür)

Rare Exports (2010)

Finlandiya’dan çıkan Rare Exports adlı kısa filmleri görmüşsünüzdür mutlaka. Bir festivalde veya dvd’de değilse de facebook’tan veya youtube’dan biri yollamıştır size herhalde. Hani şu Noel Baba yakalayıp dünyanın 4 bir tarafına gönderme konulu kısa filmler…

Bu esprili kısa filmlerin popülaritesinden sonra Finlandiyalı Helander kardeşler harikulade bir uzun metrajla karşımıza çıkıyorlar! Kısa filmleri gibi sadece bir espriden ibaret olmayan, oldukça sürükleyici, hem gerçekçi hem masalsı atmosferi çok iyi harmanlayan bir ”Habis Noel Baba” filmi Rare Exports. Kusursuz görüntü yönetmenliği, başroldeki küçük Fin çocuğun oyunculuğu, çocuğun bulduğu kitaptaki korkunç noel baba çizimleri ve filmin müzikleri beni filme hayran eden öğelerdi. Belki sonunda biraz fazla masalsılaşsa da, kendini çok iyi ele aldığını düşündüğüm Rare Exports tartışmasız bu yılbaşı seyretmeniz gereken bir film! (Can Evrenol)

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

3 Yorumlar

  1. Hey! Ne güzel bir liste yapmışsınız!
    Nanananooommm… Hemen başlayacağım seyretmeye:)
    Teşekkürler.

  2. korku ve gerılım fanatığı bırı olarak cok sevındım,harıka fılmler tamda yılbası haftasında :) hepsını ızlıyorum

  3. bu tarz filmlere bayılan biri olarak bu siteden çok zevk alıyorum. bu yazı da çok eğlenceli, elinize sağlık!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: