11. İzmir Kısa Film Festivali (03-07 Kasım 2010)

11. İzmir Kısa Film Festivali için çağırdıklarında, 11 yıldır yapılan bir festivali yerinde takip etmek, uzun zamandır İzmir’i görmediğimi düşünerek geliyorum dedim bir çırpıda… Hafta sonunu kısa filmle dolu dolu geçirmek iyi bir fikirdi ve yollara düştük.

Jüri ve film ekipleri ile birlikte güzel bir şehir oteli olan Kordon Otel’de kaldık. Otel gerçekten de Alsancak’ta Kordon’un tam yanındaydı…  Yani aralarda deniz kenarına kaçmak, çimenlerde yayılmak için bulunmaz bir fırsattı. Filmler kısa olduğu için ikişer saatlik seanslarda gösteriliyordu. Türk – Amerikan Derneği’nin salonunu dolduran daha çok üniversite öğrencilerinin oluşturduğu kalabalığın arasına karıştık iki gün boyunca… Salona sığmayan, ayakta kalan öğrencilerin sesleri yükselse de arada, film izleme atmosferi çabucak söndürdü o kısa öfkeleri… Kayhan Kırmızıgül ve Tuna Yılmaz’ın özverili çabalarıyla, gerçekleşen festival, belki şehrin uzun metrajlı bir film festivali olmadığı için daha fazla anlam kazanıyor seyirci gözünde… Daha fazla sahiplenmek istiyorlar o yüzden… Belki filmleri ödüllendirme konusunda belgesel, kurmaca ve animasyon ayrımına gidebilir, bazı filmlere Türkçe altyazı yapılabilir… Bunlar teknik istekler, onun dışında kesinlikle desteklenmesi gerekiyor, daha fazla insanın gelip, festivale renk katması gerekiyor! Tabii imkanlar dahilinde!

Kayhan Kırmızıgül ile Festival üzerine

Aşağıda Banu Bozdemir ile birlikte festival yönetmeni Kayhan Kırmızıgül ile yaptığımız röportaj var. Kısa filme ve  İzmir’de festival yapmaya dair… İyi okumalar.


İzmir’de bir kısa film festivali yapmak nereden aklınıza geldi? Kısa bir tarihçe…
Festival fikri ilk kez 2000 yılının nisan ayında katıldığımız Ankara Film Festivali sırasında ortaya çıktı. Festival sırasında film yapan genç sinemacıların bir araya geldiği ve filmleri üzerine konuşabilecekleri bir ortam yaratma düşüncesiyle; Ankara’da buluştuğumuz kısa filmci arkadaşlarla İzmir’de buluşmak üzere sözleştik. O arkadaş grubun içinde Taylan Sezginer, Derya Erkenci, Umut Aral, Ozan Açıktan ve  Yüksel Yavuz gibi isimler vardı… İşte o yılın kasım ayında İzmir’de buluştuk… O gün bugündür devam ediyoruz.

Neredeyse artık her ilin bir uzun metrajlı film festivali var. İzmir’in neden yok sizce?

İzmir bu konuda oldukça şanssız. Sinema meraklıları bilir İzmir’de bir zamanlar bir film festivali vardı. Ama maalesef sahip çıkamadık bu festivale. Yerel yönetimler ve İzmir’in sivil toplum kuruluşları duyarsız kaldılar… Ve maalesef İzmirli sinemaseverlerde arkasını aramadılar. Teknik olarak bakarsak da festival için fiziki koşulların çokta uygun olmadığını görüyoruz. İzmir, Alsancak bölgesinde maalesef sinema olarak iki salona sahip ve üçte çok amaçlı salon var. Tabii bu koşullar bir sinema festivali için oldukça yetersiz. Ve dediğim gibi, kentte böyle bir istek yok… Festival yapmak bir kerelik bir şey değil ki… İnsanlar sadece konuşuyor, sorumluluk almak istemiyorlar.  Galiba sorunun cevabı bu…

İzmir’de sinema denince akla kısa film festivali geliyor? 11 yıllık tecrübe, deneyim ve zorlukları biraz anlatabilir misiniz? Filmleri nasıl seçiyorsunuz? Kısa film seçkisi hangi kriterler baz alınarak yapıldı?
Evet… Yapmış olduğumuz işin bu kadar uzun sürmesi mutluluk verici… Böyle anılıyorsa gerçekten gurur verici. Biz başladığımızda Türkiye’de kısa filmi başlı başına seyirciyle buluşturan ve destekleyen  İFSAK ve İstanbul Kısa Film Günleri vardı. Başlamak çok zordu… Ama çok gençtik ve açıkçası birazda gözümüz karaydı galiba… Başladık… İlk başlarda film bulmakta program oluşturmakta zorlanıyorduk… Sinema okullarıyla görüşüyor onlardan derlediğimiz filmlerden program oluşturmaya çalışıyorduk. Ancak festival, yıllar ilerledikçe, yurt içi ve yurt dışında tanındıkça süreç tersine döndü. 2007-2008-2009 yıllarında festival başvuran ülke sayısı 60 ve film sayısı  ortalama  1000 civarındaydı. Tabii bu rakamlara ulaşınca programa dahil edilecek olan filmleri seçmek oldukça zahmetli bir iş haline geldi. O yüzden bu yıl festivale açık çağrı yöntemine son verdik. Ve davet yöntemiyle program oluşturmaya başladık.

Filmlerin seçiminde başvurulan kriterler aslında pek çok festivalin başvurduğu bir yöntem. Filmler öncelikle teknik yeterlilik (ses ve görüntü) açısından değerlendiriliyordu. İkinci olarak filmin içeriğinde pornografi ve şiddet var mı diye bakıyoruz ve son olarak ise sinema tekniği ve estetiği açısından değerlendiriyoruz.  Tabii bizimde festival olarak 11 yılda oluşmuş bir tavrımız var… Bunu da açıklamamız gerekiyor. İzmir Kısa Film Festivali, ortalama sinema seyircisini baz alarak teknik açıdan yeterli olan, içinde kısa filmin ruhuna uyan, içinde zeka pırıltısı taşıyan filmleri önemsiyoruz.

Festivali kimler takip ediyor?
Festivalin izleyici profili oldukça genç. seyircimizin %70 16-25 yaş gurubunda… ama kalan %30′da sizde görmüşsünüzdür 13 yaşında da seyircimiz var 70 yaşında da.

Festivali daha fazla salona yayma imkanı var mı?
Bu sorunun nedeni salona sığamayan seyirciler. Keşke daha büyük bir salonumuz olsa. sizlerde tanık oldunuz yer bulmakta sıkıntı yaşayan bazı seyircilerin serzenişlerine… Keşke seyircilerimizi daha büyük salonlarda ağırlaya bilsek. Ancak elimizde olan en büyük salon bu.

Geçtiğimiz yıllarda 2 ve 3 salon kullanmıştık. Ancak gerek salonlar arasındaki mesafe ve gerekse ana salonda gerçekleştirilen etkinlikler seyircinin ikinci ve üçüncü salona olan ilgisini azaltıyor. Birde buna kısa film programlarındaki filmlerin bir defa gösterilmesini eklediğinizde  tek salon kullanmak hem seyirci, hem de bizim açımızdan daha doğru bir karar.

9 Eylül öğrencilerinin festivali sahiplenmesinden sebepli, gösterimler sırasında bazı küçük serzenişler yaşanıyor. Festivalin seyirci kitlesine derdini anlatabildiğini düşünüyor musunuz?
Tabi bu sahiplenme durumu güzel, ama bu festival sadece onlar için değil. Dolayısıyla festivalin nasıl başladığını, nasıl bugünlere geldiğini bilmiyorlar. Festival olarak sorumluluğumuz sadece seyirciye karşı değil. Bizim daha önemli bir sorumluluğumuz daha var o da kısa filmini festivalimize gönderen yönetmenlere karşı. Festival olarak minimumda fiziki koşulları oluşturmak ve sonrasında filmlerin seyircilerle buluşmasını sağlamak. Sonrasında festival olarak film sahipleriyle İzmirli sinema severleri bir araya getirerek bir tartışma platformu yaratmak. Biz sorumluluklarımızı yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Dolayısıyla bizleri anlamayan! anlamak istemeyen bir kaç kişi var olabilir..

Hayalinizdeki kısa film festivalini yaptığınızı düşünüyor musunuz. Asıl arzuladığınız organizasyona ne kadar yakınsınız?
Evet… Zor soruyu sona bırakmışsınız. Festival, aslına bakarsanız sanatsal bir altyapıya sahip ekonomik bir organizasyondur. Bizler 65’ten fazla ülkeden binlerce kısa film yönetmeni filmleri İzmir’de sinema seyircisinin karşısına çıkmak için filmlerini bize gönderdi. Her yıl salonlarımız dolup taşıyor. Yerlerde oturanlar ve hatta yer kavgası yapanlar bile var. Ama diğer taraftan arzuladığım, hayal ettiğim yerde değil. Ama çok yakınız… Olması mümkün mü? Evet mümkün ama ekonomik açıdan sorunlarımızı aşmamız gerekiyor.

Teşekkürler… Sizin hevesiniz daim, festivalin ömrü uzun olsun.

Festivalden Kısalar

Festivalin tüm filmlerini izleyemedik ama orada olduğumuz 2 gün boyunca izlediklerimizle ilgili aklımızda kalanlar…

Urban Bugs: Aykut Alp Ersoy’un bu kısası İstanbul’un sokaklarını kendi iç dünyalarına boyayan graffiticiler ve onların henüz tam hazmedilememiş sanatı üzerine… Banu, Can ve ben filmi sevdik. Girişte yer alan bazı kısımları filmin içinde tekrar görmek biraz zaman israfına yol açsa da, grafitti’nin ruhunu ve rengini izleyiciye geçiren bir çalışma…

Film ya da Film: Sinema bireysel mi yoksa toplumsal mı olmalıdır? sorusundan yola çıkan mizah yüklü bir yandan da duyarlı bir kısa… Bu da iyi bir seyirlikti bence…

Camgeran: Geleneksel cam sanatımız üzerine bazı tekniklerle ilgili bilgilendirici, diyalog içermeyen bir kısa belgesel… Her birine saatler harcanacak tekniklerin tamamının bir kısa filmin içine doluşturulması, yapımı zayıflatmış. Çok beğendiğimi söyleyemem.

The External World: İrlanda’dan müthiş bir animasyon kısası… Kesinlikle festivalde izlediğim en iyi ve sıradışı film… Hele o Acme düşkünler evi yok mu! Bulunası, tekrar izlenesi…

All Flowers in Time: İmgesel bir çalışma ama feci şekilde David Lynch etkileşimi içeriyor. Çok beğendiğimi ve uzun zamandır izlemediğim kadar ürkütücü bir sekansa sahip olduğunu belirtmeliyim.

Aprilis Suskhi: Sovyetler birliğinin zalim bir askeri ile Gürcü bir dansçı çocuğun etkileşiminden doğan naif bir kültürel yakınlaşma denemesi… Çok beğenildi ve en iyi kısa film ödülünü de aldı ama naifliği yüzünden çok etkileyici bulamadım ben…

Berf: Festival’de ödül alan bir başka çalışma… Minimal bir kısa… Doğu da yaşanan acılar üzerine ama bunun söylemi de biraz naif… Evden her uzaklaşan ölür gibi de tuhaf bir alt anlam çıkıyor. Sinema diline ise diyecek yok… Yapan ekiple konuşma imkanı da bulduk, hepsi delikanlı, sinema aşkı ile dolu arkadaşlar…

Bugün Yok: Kafası karışık ve fikrinin çok özel olduğunu düşünen bir kısa film… Çok beğendim diyemem.

Diarchia: İlginç ama bir yandan da önemsiz bir kısa film…

Hayerida: Bu filmi Bahtı Kara’nın yönetmeni, oldukça sevimli bir adam olan Theron Patterson çok beğendi, ben ise niye filme çekildiğine dahi anlam veremedim. Oğullarını kaybeden bir ailenin çölde ona mezar taşı aramasını anlatan gereksiz uzunlukta bir kısa film! (Böylesi de oluyor muş meğer…)

Kain: Belçika yapımı bu kısa’da kavga eden ve diğerini öldüren bir çocuğun 17 dakikalık cesetle birlikteliği konu edilmiş ki bu da olmasa da, görülmese de olur dediğimi bir iş…

Kindergeld: Eski paralar üzerine bir kara mizah denemesi… Açılar, planlar, kesmeler, geçmeler ve hatta oyunculuklar fena değil ama konunun kendisi ve yapay diyaloglar yüzünden sınıfta kalır.

Oma Rennt!: Çok eğlenceli bir yaşlı insanlar parodisi… Sadece 4 dakika ama güçlü ve güzel bir film…

To My Mother and Father: Yazarımız Can Evrenol‘un filmi bildiğiniz gibi… Açık ara festivalin en fazla prodüksiyon içeren yapımı. Seyirci tepkisi güçlüydü ve ben mutlaka ödül gelir diyordum ama festivaller söz konusu olduğunda “korku” her zaman ciddiye alınmayan, genellikle aşağılanan bir alt tür…  Jüride “Geceyarısı sineması” yazarlarından Yeşim tabak’da vardı ama olmadı. Neyse ki Can, bilgisi dışında katıldığı! Manisa’dan “en iyi deneysel film” ödülünü aldı.

Zu Vermieten: Ömrünün son demlerini yaşamakta olan bir bayanın huzurevine gitmemek için gösterdiği inat ve ilginç bir arkadaş edinme çabası anlatılıyor bu filmde… Hoş ama çok da önemli bir lafı yok söyleyecek.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir