I Am Legend (2007)

“Benim adım Robert Neville. New York şehrinde hayatta kalan biriyim. Sesimi duyan biri varsa…herhangi biri. Lütfen. Yalnız değilsin”.

Bu yıl gerçekten “artık gelse de gitsek!” dediğim filmi sinemada değil ama Video çağının Robin Hood‘u Divx ortamında dün akşam izledim. Aslında her zaman sinemaya gitmeyi tercih ederim ama son “3:10 to Yuma” tecrübemden dolayı (perdede ciddi bir odaklama sorunu vardı, ses mono idi, sinemanın işletmecilerine attığım mailler ise cevapsız kaldı) artık sinema salonları ile ilgili çok büyük endişelerim var, evimdeki projeksiyon en kötü kaynakta bile salonlardakinden daha iyi bir görüntüyü garantiliyor, sinemacılar eğer aldıkları bilet parasının hakkını bu şekilde ödemeye devam ederlerse 80′lerin ortasındaki kıyım günlerini dahi ararlar, hem artık onları bir şekilde ayakta tutacak erotik sinemacılarda yok!

2007′nin merakla beklenen bu distopik bilim kurgusunun konusu kısaca şöyle: Robert Neville çok başarılı bir bilim adamıdır, ama o bile tedavi edilemeyen, insan yapımı o korkunç virüsü kontrol altına alamamıştır. Her nasılsa virüse bağışıklık gösteren Neville, New York şehrinden, hatta belki dünyadan arta kalan yerde, hayatta kalmış tek insandır. Neville üç yıl boyunca inancını yitirmeden her gün telsiz mesajı göndererek, umutsuz bir şekilde, hayatta kalmış başka insanlar bulmaya çalışır. Ama yalnız değildir.

Belki de insanoğlunun son ve en iyi umudu olan Neville’i ayakta tutan tek şey kendine düşen görevi yerine getirme arzusudur: Kendi kanını kullanarak virüsün etkilerini tersine çevirecek bir tedavi bulmak. Ama karşısındakilere karşı sayıca az olduğunu bilmektedir… ve zamanı da hızla tükenmektedir.

Öncelikle şunu söylemeliyim “I Am Legend” kötü bir film değil, hatta çok parıltılı anlar barındıran, teknik yönden çok güçlü bir Distopya… fakat bu teknik güçlülük bazı anlarda, zaafa dönüşüyor, CGI kullanımı genelde başarılı olsa da bazen filmin gerçeklik duygusuna zarar verecek kadar öne geçiyor. bunun yanında daha önce de filme alınmış öykünün asıl sorumluluğunu da taşımaktan uzak bir senaryo var karşımızda… gerçekten başarılı bir giriş ve gelişme bölümünden sonra film sorduğu tüm soruları bir kenara bırakıp adrenalin yüklü bir kaçma kovalamaca öyküsüne dönüşüyor. Sanki, ilk yarı zeki, entellektüel bilm kurgu fanatikleri için, 2. yarı ise elinde mısır , haşırdata haşırdata yerken “süpper olmmm” diyen yeni yetmeler için çekilmiş gibi. Devamını oku

Geçmişten Geleceğe : Batman

Yazan: Masis Üşenmez 23 Aralık 2007  
Kategori: Ortaya karışık

Yıllar önce kayıp dünyaya yazdığım batman yazısı, dergi yeni sayı çıkarmadığı için rafta kalmıştı yeni bölüm gelmeden üstünden geçip görücüye sunuyorum. İyi Bayramlar Masis Üşenmez

Takvimler 1989′u gösterdiğinde Batman bombası sinemalara düşmüştü. Daha ufacık bir çocuktum, hayatımda iz bırakmış filmler Star Wars ve Superman’di. Ama Batman vizyona girince herşey değişmişti. Daha önce yarasa adamla karşılaşmamış olan ben filmden kısa bir süre sonra üzerime Batman tişörtümü geçirmiş, Batman amblemli kolyemi takmış, on sekizime girince koluma Batman dövmesi yapmayı kafama koymuştum bile (neyse ki o yaşa geldiğimde çoktan vazgeçmiştim bu çocukluk fikrimden).

Peki neydi beni bu korkunç figüre bağlayan? Batman’in yenilmez olmayışı, Bruce Wayne‘in hepimiz gibi bir insan oluşuydu belki de. Onda ne Superman’in doğuştan gelen güçleri vardı ne de Spiderman gibi güçlerinin sorumluluğunu zorla taşıması gerekiyordu. Bu yolu kendi seçmişti. Amacı ekonomik gücüyle yaşadığı kenti suçlulardan kurtarmaktı.

İlk filmin birçok başarılı unsuru bünyesinde topluyordu. Öncelikle Tim Burton imzası taşıması, Prince’in müzikleri, dönemin çok ilerisinde efektleri, Kim Basinger, Jack Nicholson, Michael Keaton gibi üst düzey oyuncuları, Batmobil gibi tasarımlar filmi genç yaşlı herkez için oldukça çekici kılmıştı.

Devamını oku

Mel Gibsonsuz Mad Max

Yazan: Murat Tolga Şen 17 Aralık 2007  
Kategori: Bilimkurgu filmleri, Fantastik

Mad Max 2 Road Warrior, ilk Mad Max filminin tüm Dünyada beklenmedik bir başarı göstermesi üzerine aynı ekiple 2 yıllık bir aradan sonra gerçekleştirilen ve rahatlıkla “ilk filmden daha başarılı devam filmleri” listesine girebilecek nitelikte olağanüstü bir post apokaliptik macera idi… İnanılmaz bir görselliğe sahip film, geniş plan çekimleri ve sağladığı eşsiz yalnızlık ve çatışma duygusu ile bir erken 80’ler macerası olarak kendinden sonra gelen pek çok yapım için kodlar oluşturdu ve bunlar özellikle İtalyan ve Filipinli sinemacılar tarafından, video piyasasının da gazıyla yağmalanırcasına kullanıldı : Newyork 2019, The Bronx Warriors, New Barbarians, Stryker hep bu dönemin ürünleridir.

Road Warrior”u hep serinin en iyi filmi olarak gördüm. İlk film etkileyici fakat kopuk bir hikaye anlatımına sahipti ve bir tür sınıflandırması yapmak zordu ( Post Apokaliptik’den ziyade bir Western filmini andırıyordu) 3. film ise Star oyuncularına ve iyice kuvvetlenen bütcesine* rağmen serinin ruhunu taşımayan, ırkcı bir alt metine sahip, gösterişli ama kuru bir izlenim olarak kaldı.

Devamını oku

Terminator… yeniden

Yazan: Murat Tolga Şen 16 Aralık 2007  
Kategori: Bilimkurgu filmleri

Terminator ilk filmiyle, 80′ler video piyasasının kültlerinden biri olmuş, James Cameron’un çektiği muhteşem devam bölümüyle de 90′lar bilim kurgu sineması estetiğini görsel ve duygusal anlamda etkilemişti. Serinin zayıf halkası Terminator 3 için kelime sarfetmeye değmez çünkü; 2. filmin kötü bir kopyası olmaktan öte gidememiş bir garabet olarak anılabilir sadece… Yeni Terminatör filmlerinin yolda olduğundan bahsediliyor ama Terminatorle bir sonraki buluşmamız Beyaz Perde’de değil TV ekranında olacak : “Terminator: the Sarah Connor chronicles” adıyla yayınlanmaya başlayacak olan dizi Terminator 2: Judgment Day ile Terminator 3: Rise of the Machines arasında geçen zaman dilimini anlatıyor. 14 ocak 2008 de prömiyeri yapılacak olan dizi gelecekte kurulacak olan Skynet şirketinin insanlarla makineler arasında büyük bir savaşa neden olacağını öğrenmeleri üzerine şirketin kurulmasını önlemek amacıyla geçmişten günümüze gelen Sarah, John ve onların koruyucusu “iyi makine”lerden olan Cameron’ın maceralarını konu edinecek.

merakınızı biraz gidermek için bir kaç promo posteri yazıma ekliyorum. hem bir Terminator atasözü ne der: I’ll be back!

Beowulf ve 3D sinemanın geleceği (2008)

Yazan: Masis Üşenmez 16 Aralık 2007  
Kategori: Fantastik


Anglo-Saxon kültürünün ilk destanı Beowulf 8. ve 11. yüzyıllar arasında çeşitli şairler tarafından yazılarak son halini almış bir kahramanlık hikayesidir. Benim de bu hikaye ile tanışıklığım seksenlerin ikinci yarısında daha ufak bir çocukken başladı. İngilizce öğretmeni amcam benimle birlikte battaniyenin altına girer ufak bir fener açar ve hikayenin çocuklar için yazılmış olan hafifletilmiş versiyonunu okurdu. Hatta bu yüzden annem çocuğu korkutuyorsun diyerek amcamı azarlardı.

Beowulf birçok fantastik edebiyat eserine da esin kaynağı olmuştur. Predator’den tutun da Star wars’a birçok modern bilimkurgu eseri de Beowulf’a göndermeler ile doludur. Şimdiye kadar birkaç sinema filmi çekilen öykünün özellikle Christopher Lambert‘in oynadığı 1999 yapımı versiyonu izlenmeyi hak etmekteydi.


Ancak ilk defa büyük bütçeli bir yapımla karşımıza çıkan destan, Robert Zemeckis’in Kutup Ekspresi ile başladığı, genelde spor oyunlarından aşina olduğumuz gerçek oyuncuların bilgisayar ortamında yeniden canlandırılması tekniğiyle yapılmış. Bu sefer Kutup Ekspresi’ne göre daha da başarılı bir görsellik yakalansa da ben hala çizgi filmin çizgi olması gerektiği kanaatinde olan bir insan olarak herhangi bir anime kadar etkilenemediğimi belirtmek istiyorum. Zemeckis bu filmde kendi çocuksu espri anlayışından çok uzak bir film ile sinema tarzının dışına çıkarak cinsellik, şiddet ve korkuyu beyaz perdeye yansıtmayı deniyor. Bu yönden filmi çocuklara tavsiye edemem. Özellikle kadın cinselliğin neredeyse istismar sineması düzeyinde işlendiğini söylemem gerek. Temizlikçi kadının memelerine uzun süre zoom yapılıp ileri geri sallanmalarını göstermek nasıl bir sinema anlayışıdır? Tabi kahramanımız Beowulf’un filmin büyük bir bölümünde anadan üryan dolaşıp savaştığını da belirtmeden geçemeyeceğim. Sürekli 3d kalçalarını gördüğümüz kahramanımız ne hikmetse önünü döndüğünde sürekli bir kişi ya da sütun tarafından kapatılıyor.

Devamını oku