Musallat (2007)

Yazıya nasıl giriş yapmam gerektiğini uzunca düşündüm. Çünkü yazacağım film, yani; Musallat beni o kadar arada bıraktı ki, Olumlu yada tam tersi bir girişin, yazının geri kalanını da yönlendireceğinden korkuyorum. Fantastik ve korku sineması düşkünü olarak pozitif bir başlangıca karar verdim fakat bu demek değil ki ağaçtaki ham meyvaları görmezden geleceğiz…

Sinemalarda gösterilmiş, DVD ve VCD medyası henüz çıkmış bir yapım olarak konusunu kısaca özetleyelim: Birbirlerine büyük bir aşkla bağlı olan Suat ve Nurcan, yaşadıkları köyde mutlu bir yaşam sürmektedirler. Herkesin gıpta ile izledikleri aşklarını artık evlilikle taçlandırma zamanları gelmiştir. Fakat mutlu çiftin bu kararı alması ile başlarına büyük bir bela musallat olur.

Başka dünyalardan gelen bir varlık, çevrelerinde açıklaması imkansız olaylara neden olacak ve çiftin tüm yaşamını etkileyecektir. Artık ne yaşamları ne de aşkları eskisi gibi huzur dolu değildir.

Yapımcılığını Mia-Dada Film, yönetmenliğini, senaryoyu da yazan Alper Mestçi’nin yaptığı MUSALLAT’ta başrolleri Burak Özçivit, Biğkem Karavus ve Kurtuluş Şakirağaoğlu üstleniyor.

Musallat, son dönem sayıları artan Fantastik Türk Sinemasının başarılı değilse bile samimi bir örneği. (Henüz böyle bir filmi görebilmiş değiliz) Film her şeyden önce kendini ciddiye alıyor ve duygusunu seyirciye akıtmak için elinden geleni yapıyor ama bu aşamada stil ve işleyiş ile ilgili bazı sıkıntıları var. Filmin iskeleti tıpkı Semum’da olduğu gibi minimalist bir anlatışla işleniyor ama bunu daha kendi kültürüne uygun yaptığı ve daha olgun bir sinema dili kullandığı için Semum‘daki kadar tökezlemediğini söyleyebiliriz. Bunun Uzakdoğu korku geleneğinden ve son dönemde Avrupa sinemasında da hakim olan atmosfer yaratma çabasından kaynaklandığını görmek mümkün, fakat bu sakinliğin içerisine sokulan şok edici ses ve görüntü efektleri artık onlarcasını görmüş korku izleyicisi için filmi sıradanlaştırmaktan başka bir amaca hizmet etmiyor ve açıkcası biri dışında pek korkutucu oldukları da söylenemez… Filmin zaaflarından biri de, M. Night Shyamalan tarzı bir öyküsü olan Alaca karanlık kuşağı hikayesindeki sürprizi afişinde açık etmesi filmin afişinde ve fragmanlarında gözümüze sokulan “kendisi bu dünyadan ama aşkı değil” mottosu filmin sürpriz finalini önemli ölçüde yaralıyor. 6. His filminin afişlerinde “Aslında hepsi ölüydüler” yada The Village’da “Köy aslında izole edilmiş bir alandı, 20. yy’da yaşıyorlardı.” Gibi bir şeyin yazdığını düşünsenize… Bu Katilin uşak olduğunun daha filme girmeden izleyiciye söylenmesi ve film boyunca bunun hissettirilmemeye çalışılması gibi bir şey ve filmin eksi hanesine yazılıyor ister istemez… Devamını oku

GÖLGE e-DERGİ 9. SAYI

Yazan: Murat Tolga Şen 30 Mayıs 2008  
Kategori: Ortaya karışık

GÖLGE’DE BU AY ÜCRETSİZ ÇİZGİ ROMAN GÜNÜ VAR
Gölge e-Dergi 9. sayısı ile siz okurlarına merhaba derken, bu ayki dosya konularımızdan birinin “Ücretsiz Çizgi Roman Günü” olduğunu duyuralım istedik. Diğer dosyamız da “Bir Sinefilin Festival Günlüğü”. Hasan Nadir Der’in takip ettiği festivali film film, saat saat, dakika dakika yazdı.
Bu ay Gölge’nin çizgi romanları Utku Tönel’in yazıp Gökhan Gültekin’in çizdiği “Ars Moriendi” ve İbrahim Aydın’ın yazıp Hakan Aydın’ın çizdiği “Aydede
Dergimizde iki de özel röportaj var. Hodi Podi’nin çizeri Engin Deniz Erbaş ve oyun konsept çizeri aynı zamanda bu ay Gölge e-Dergi’nin de kapağını çizen Mert Yavaşça.
Hodi Podi’nin yazarı Barış Müstecaplıoğlu’da Gölge okurları için karakterini nasıl yarattığını yazdı.
Bu ayın sinema yazıları; Barış Saydam’dan “Be Kind Rewind”, Fikret Karakurt’dan “Wachowskiler ve Speed Racer”, Murat Tolga Şen’in yazdığı “80’ler ve korkunç komik filmler”. Ayrıca Eda İhtiyar 1940’lı yılların unutulmaz filmi “Gilda”yı yazdı.
Cansu Korkmaz’ın Star Wars yazıları “Fenomen’i Yaymak” ile devam ediyor.
Hulk’u sinemada seyretmeden önce bir çizgi kahraman olarak karakter tahlilini merak ederseniz Ümit Kireççi’nin incelemesini kaçırmayın.
Onur Küçük (kazegemi) Manga incelemelerinde bu ay “2X2 Shinobuden” e yer veriyor.
Ayın öyküleri Utku Tönel’den Korkak” ve Oğuz Özteker’den “Adanın Yüz Karası”.
Gizem Ölgen’in “Nasıl fantastik edebiyat okuru oldum?” ve Masis Üşenmez’in “Arthur C. Clarke’ın Gizemli Dünyası” yazıları da bu ay Gölge’nin “fantastik bir sayı”sını yaptığımızın işareti.

Gölge e-Dergiyi buradan indirebilirsiniz.
İyi okumalar…

Total Recall (1990)

Yazan: Masis Üşenmez 27 Mayıs 2008  
Kategori: Bilimkurgu filmleri, Fantastik

Arnold Schwarzenegger‘ın 1990 yılında başrol oynadığı Total Recall filmi Paul Verhoeven‘ın inişli çıkışlı kariyerinin en önemli, en profesyonel ve ne kadar da gişeye dönük olarak yapılmış olsa da kült mertebesine en çok yakışan filmdir. Daha önce Robocop‘la başarı sağlamış Verhoeven‘ın ikinci büyük başarısı olan Total Recall ile yarattığı evren, kendisini bilim kurgu takipçileri arasında özel bir yere koydurmuştur.

Arnold‘un altın seneleri olan 80 sonu 90 başı işleri arasından sıyrılan Total Recall bilim kurgu sinemasının ilk gerçeklikten kopma, düş ve gerçeği karıştırma ya da kendi tabirimle “hangisi gerçek?” sorusunun ilk defa sorulduğu filmlerden biridir.”We Can Remember It For You Wholesale” adlı Philip K. Dick‘in kısa hikayesinden uyarlanmış olması da senaryonun sürprizlere açık olduğunu anlatmaya yetiyor sanırım. Sharon Stone‘u sinema sektörüne kazandıran film olmasından dolayı da ayrı bir sevgim vardır Total Recall‘e karşı.

2084 yılında geçen hikayemizde insanlar uzaya açılmış, koloniler kurmuştur. Karakterimiz Douglas Quaid evden işe işten eve monoton bir hayat süren sıradan bir vatandaştır(ulan Sharon Stone‘la evlisin daha ne istiyorsun?). Sürekli Mars’a gitmekle ilgili rüyalara dalar. Aynı böyle bir gün Rekall adlı bir şirket’in rüyaları gerçekleştirmek için beyine anı enjekte ettiğini öğrenir. Bu sahte anılar siz ne olmak istiyorsanız, nerede, ne yapmak istiyorsanız onu gerçekmiş gibi düşündürtmektedir. Bu işlemin bazı tehlikeleri olduğunu öğrense de Douglas macera arayışına gem vuramaz ve soluğu Rekall‘un merkezinde alır.

İşlemin ilk dakikaları normal bir şekilde ilerlerken aniden Douglas bazı anılar görmeye ve kendisini peşinde bir örgütün olduğunu düşünmeye başlar ve doktorların elinden kurtulmaya çalışır. Doktorlar daha önceden anılarının silindiğini anlarlar ve işlemi geriye alıp Douglas‘ın orada bulunduğuna dair hafızasındaki tüm bilgileri yok ederler. Devamını oku

Amerikalılar bizi yine keşfetmiş!

Yazan: Murat Tolga Şen 25 Mayıs 2008  
Kategori: Fantastik, Fantastik Türk

Hürriyet pazar’da, Savaş Özbey imzasıyla bugün yayınlanan yazı öyle söylüyor “Dandik Türk filmleri Amerika’da moda olmuş!” hadi yaa! ciddi olamazsın!

Ulusal basının bizim “B” filmlerine, Yılmaz Atadeniz, Çetin İnanç gibi ustaların işlerine olan ilgisi, ABD ve Avrupa merkezli olarak artar ve azalır. Neredeyse her yıl yeni bir “ABD’liler bizim kötü filmlerimizi kapışıyor” haberi yapılır ve genel geçer bazı bilgi ve fotolarla süslenen bu haberler okuyucu da ” AA bak Kilink’i Amerikalılar da seviyomuş” tadında bir duygu uyandırarak kendisini iyi hissetmesine sebep olur. Bu haberlerde ki ana tema ise Türkiye’de bu filmlere hiç ilgi olmadığı, kimsenin bu filmlerden haberinin olmadığı vs.dir.

Demek istiyorumki; “halt etmişşiniz!” Bu filmler hep popülerdiler ve Mondo Macabre belgeselinin de haklı isimlendirdiği üzere “Turkish Pop Cinema“sını temsil ederler. Hemen hepsi de gösterildiği dönemden bugüne hep hatırlanıp takip edilmiş yapımlardır. Ayrıca çok kötü örnekleri olabilir, ama çoğunluğu, formülleri doğru uygulayan, tür sinemasının tüm unsurlarını sıfıra yakın bütcelerde dahi başarmış gerçekten kaliteli işlerdir. Tarkan serisi örneğin; bu serinin tüm filmleri bir fantastiğin tüm vaadlerini yerine getiren, tempolu ve düzgün akan müthiş filmlerdir, fakat gel görki Hürriyet Pazar bugün bu filmlerden bahsederken açıkca “Dandik Türk filmleri Amerika’da moda oldu” manşetini kullanıyor ve çok ayıp ediyor. İnsan manşet atarken biraz düşünür yahu! An itibariyle google’a “Dandik Türk Filmleri” yazınca bu kardeşimizin yazısı çıkıyor. Ama sen nasıl bir otoritesinki bu filmleri anında dandik ilan ettin. Neye göre? Kime göre? Leman dergisinde zamanında böyle tipleri cezalandıran bir karakter vardı; adı Erkut Abi idi. Bu arkadaşa da onun tarzıyla bir ceza vermek lazım.

Türkiye’de kimsenin bu filmleri takip etmediği yalanını da bi kenara bıraksalar fena olmayacak… Öteki Sİnema‘da (burada ve blogcu’daki adreste) her daim 15-25 kişi online… Sinematik Türk sinema yazılarında kendini ve tüm blogları aştı, Çilek’in Dünyası yeni ama çok hızlı ve lezzetli… ilk iki blog Blograzzi‘de sinema kategorisinde ilk 10′da… Demekki ilgi duyuluyor, takip ediliyor! Bahsettikleri kadar merdivenaltı olduğumuzu hiç sanmıyorum. Ayrıca yazıda üstünkörü geçilen Homoti için google’a “Homoti” yazıp arayınca sonuçlarda en üstte, Sinematik‘de ve burada benim imzamla çıkan yazı insanın gözüne gözüne giriyor. Sezar’ın hakkını Sezara iade edip iki kelam bizden bahsetsene kardeşim! ama olmaz çünkü Türkler bu filmlerle ilgilenmiyor ya! Bu filmleri yazanlarla da ilgilenmezler! Neyseki Ali Murat Güven ve Rahmetli Metin Demirhan abilerimizi tek cümlenin içine sıkıştırabilmişler. Tabi Demirhan‘ın bu sene vefat etmesiyle ilgili en ufak bir bilgi yok ( kendisi biliyormu acaba? ) Ayrıca artık bu filmlerle ilgili haber yapan birinin şu ismi de mutlaka zerketmesi gerekiyor : Gökay Gelgeç

Sadece şu “Yeşilçam Remake’leri” yazısı bile bu ismi Alternatif (Hürriyet yazarının deyimiyle dandik) sinema okurları için önemli bir kalem yapıyor. Gerçi o rüştünü çoktan ispat etti ama biz ille de görmeyen gözlere sokmaya çalışıyoruz.

Bu arada Müjdat Gezen Homoti‘nin video kopyasını arıyormuş! Ustaya, filmin Xvidmania üzerinden indirebilir olduğu bilgisini ve hatta linkini de verelim.

Sabah gazetesi benzer bir haberi 2004 yılında yapmıştı linki burada

4 yıl geçtikten sonra hala keşfedildiğimizi hiç sanmıyorum! Bugün yayınlanan yazıyı, aynı sakızı çiğnediği için pek tutmadım ama ille’de okumak isteyenler buradan buyurabilir.

Aç Kartallar (1984)

Yazan: Murat Tolga Şen 23 Mayıs 2008  
Kategori: Dövüş Filmleri, Türk Sineması

Bugünlerde kendimi pek iyi hissetmiyorum ama neyseki hastalığımın adını buldum!: “Vizyon zehirlenmesi

Bu yıl, Fantastik sinema örneklerinin sayıca çok olması ve Masis’in fışfışlamaları ile kendimizi iyiden iyiye vizyon filmlerini yazarken bulmuşuz! O yüzden panzehir olarak hemen XvidMania arşivinden edindiğim yüzlerce filmden biri olan, Türk Bruce Lee’si, dönemin popüler bir uzakdoğu sporları uygulayıcısı ve daha sonra kendi icadı olan Soyokan dövüş stilinininde kurucusu olarak ünlenecek Nihat Yiğit‘in oynayıp, usta aksiyoncu Çetin İnanç‘ın yönettiği, “Aç Kartallar“ı izleyerek ve akabinde izlenimlerimi sizlerle paylaşarak özüme dönme niyetindeyim. Baştan belirteyim; ben bir Çetin İnanç uzmanı değilim, zaten Gökay Gelgeç namıdiğer Yoojimbo kardeşim sağ ve sıhhatli iken bize bu konuda ahkam kesmek düşmez ama çok eğlenceli ve hakkında pek bir şey yazılıp çizilmemiş olduğundan seçimimi bu müstesna Dövüş sanatları-martial Arts filminden yana kullandım.

Bruce Lee‘nin ilk filmlerini de çekmiş ünlü Hong Kong‘lu yapımcı kardeşler Shaw Biraderler‘i tanımış olsaydım eğer, Bruce’ın ölümüne o kadar ağlayıp üzülmemelerini söylerdim. Çünkü bizim Nihat Yiğid’imiz Bruce Lee’nin tıpkısıyla aynısı! Lee öldükten sonra onlarca çakma! Lee filmlerinde oynamış Bruce Leu, Bruce Li, Brus Lei vs. gibi replikaların hiçbiri Nihat’ın eline su dökemezmiş doğrusu. Boy, kas, duruş, endam her şeyiyle tam bir Lee (özenle kesilmiş saçı da olayı tamamlıyor) yalnız sanırım kaşlarda cımbızsal bir müdahale var. Devamını oku