Musallat (2007)
Yazan: Murat Tolga Şen 30 Mayıs 2008
Kategori: Doğaüstü Fenomen, Korku Filmleri, Türk Korku Sineması, Türk Sineması
Yazıya nasıl giriş yapmam gerektiğini uzunca düşündüm. Çünkü yazacağım film, yani; Musallat beni o kadar arada bıraktı ki, Olumlu yada tam tersi bir girişin, yazının geri kalanını da yönlendireceğinden korkuyorum. Fantastik ve korku sineması düşkünü olarak pozitif bir başlangıca karar verdim fakat bu demek değil ki ağaçtaki ham meyvaları görmezden geleceğiz…
Sinemalarda gösterilmiş, DVD ve VCD medyası henüz çıkmış bir yapım olarak konusunu kısaca özetleyelim: Birbirlerine büyük bir aşkla bağlı olan Suat ve Nurcan, yaşadıkları köyde mutlu bir yaşam sürmektedirler. Herkesin gıpta ile izledikleri aşklarını artık evlilikle taçlandırma zamanları gelmiştir. Fakat mutlu çiftin bu kararı alması ile başlarına büyük bir bela musallat olur.
Başka dünyalardan gelen bir varlık, çevrelerinde açıklaması imkansız olaylara neden olacak ve çiftin tüm yaşamını etkileyecektir. Artık ne yaşamları ne de aşkları eskisi gibi huzur dolu değildir.
Yapımcılığını Mia-Dada Film, yönetmenliğini, senaryoyu da yazan Alper Mestçi’nin yaptığı MUSALLAT’ta başrolleri Burak Özçivit, Biğkem Karavus ve Kurtuluş Şakirağaoğlu üstleniyor.
Musallat, son dönem sayıları artan Fantastik Türk Sinemasının başarılı değilse bile samimi bir örneği. (Henüz böyle bir filmi görebilmiş değiliz) Filmher şeyden önce kendini ciddiye alıyor ve duygusunu seyirciye akıtmak için elinden geleni yapıyor ama bu aşamada stil ve işleyiş ile ilgili bazı sıkıntıları var. Filmin iskeleti tıpkı Semum’da olduğu gibi minimalist bir anlatışla işleniyor ama bunu daha kendi kültürüne uygun yaptığı ve daha olgun bir sinema dili kullandığı için Semum‘daki kadar tökezlemediğini söyleyebiliriz. Bunun Uzakdoğu korku geleneğinden ve son dönemde Avrupa sinemasında da hakim olan atmosfer yaratma çabasından kaynaklandığını görmek mümkün, fakat bu sakinliğin içerisine sokulan şok edici ses ve görüntü efektleri artık onlarcasını görmüş korku izleyicisi için filmi sıradanlaştırmaktan başka bir amaca hizmet etmiyor ve açıkcası biri dışında pek korkutucu oldukları da söylenemez… Filmin zaaflarından biri de, M. Night Shyamalan tarzı bir öyküsü olan Alaca karanlık kuşağı hikayesindeki sürprizi afişinde açık etmesifilmin afişinde ve fragmanlarında gözümüze sokulan “kendisi bu dünyadan ama aşkı değil” mottosu filmin sürpriz finalini önemli ölçüde yaralıyor. 6. His filminin afişlerinde “Aslında hepsi ölüydüler” yada The Village’da “Köy aslında izole edilmiş bir alandı, 20. yy’da yaşıyorlardı.” Gibi bir şeyin yazdığını düşünsenize… Bu Katilin uşak olduğunun daha filme girmeden izleyiciye söylenmesi ve film boyunca bunun hissettirilmemeye çalışılması gibi bir şey ve filmin eksi hanesine yazılıyor ister istemez… Devamını oku
GÖLGE e-DERGİ 9. SAYI
Yazan: Murat Tolga Şen 30 Mayıs 2008
Kategori: Ortaya karışık
GÖLGE’DE BU AY ÜCRETSİZ ÇİZGİ ROMAN GÜNÜ VARGölge e-Dergi 9. sayısı ile siz okurlarına merhaba derken, bu ayki dosya konularımızdan birinin “Ücretsiz Çizgi Roman Günü” olduğunu duyuralım istedik. Diğer dosyamız da “Bir Sinefilin Festival Günlüğü”. Hasan Nadir Der’in takip ettiği festivali film film, saat saat, dakika dakika yazdı.
Bu ay Gölge’nin çizgi romanları Utku Tönel’in yazıp Gökhan Gültekin’in çizdiği “Ars Moriendi” ve İbrahim Aydın’ın yazıp Hakan Aydın’ın çizdiği “Aydede”
Dergimizde iki de özel röportaj var. Hodi Podi’nin çizeri Engin Deniz Erbaş ve oyun konsept çizeri aynı zamanda bu ay Gölge e-Dergi’nin de kapağını çizen Mert Yavaşça.
Hodi Podi’nin yazarı Barış Müstecaplıoğlu’da Gölge okurları için karakterini nasıl yarattığını yazdı.
Bu ayın sinema yazıları; Barış Saydam’dan “Be Kind Rewind”, Fikret Karakurt’dan “Wachowskiler ve Speed Racer”, Murat Tolga Şen’in yazdığı “80’ler ve korkunç komik filmler”. Ayrıca Eda İhtiyar 1940’lı yılların unutulmaz filmi “Gilda”yı yazdı.
Cansu Korkmaz’ın Star Wars yazıları “Fenomen’i Yaymak” ile devam ediyor.
Hulk’u sinemada seyretmeden önce bir çizgi kahraman olarak karakter tahlilini merak ederseniz Ümit Kireççi’nin incelemesini kaçırmayın.
Onur Küçük (kazegemi) Manga incelemelerinde bu ay “2X2 Shinobuden” e yer veriyor.
Ayın öyküleri Utku Tönel’den “Korkak” ve Oğuz Özteker’den “Adanın Yüz Karası”.
Gizem Ölgen’in “Nasıl fantastik edebiyat okuru oldum?” ve Masis Üşenmez’in “Arthur C. Clarke’ın Gizemli Dünyası” yazıları da bu ay Gölge’nin “fantastik bir sayı”sını yaptığımızın işareti.
Gölge e-Dergiyi buradan indirebilirsiniz.
İyi okumalar…
Fantastic in Turkish Cinema
Yazan: Murat Tolga Şen 28 Mayıs 2008
Kategori: Masters Of Cinema

The aim of this web site is present and investigate the “FANTASTIC TURKISH CİNEMA” under the title MASKE & YUMRUK (MASK & FIST) in its various aspects and examine its “genres” ranging from the Fairy Tale to Science Fiction, from Epic Fantasies to Weird Action films, from Super Heroes to Turkish Crazy Westerns. It must be underlined in its own right or researched on an historical basis. Obviously most of the films considered in this context are not “arthouse” films, the majority of them pertains to “B” movie category or double-bills. Nevertheless they remain a part of the industry and exist as surprising manifestations of “popular cinema” at its best or at its worst. Some of the feature films mentioned are actually available abroad, both in Europe and the United States on video casettes, some are already familiar to “B” movie buffs in fact from time to have been reviewed in video magazines or fanzines but the majority is yet to be discovered. Thus the aim of this web site (like Fantastic Turkish Cinema book by Giovanni Scognamillo and Metin Demirhan) is to lead the way for such a discovery and to recreate a world almost forgotten. Devamını oku
Total Recall (1990)
Yazan: Masis Üşenmez 27 Mayıs 2008
Kategori: Bilimkurgu filmleri, Fantastik
Arnold Schwarzenegger‘ın 1990 yılında başrol oynadığı Total Recall filmi Paul Verhoeven‘ın inişli çıkışlı kariyerinin en önemli, en profesyonel ve ne kadar da gişeye dönük olarak yapılmış olsa da kült mertebesine en çok yakışan filmdir. Daha önce Robocop‘la başarı sağlamış Verhoeven‘ın ikinci büyük başarısı olan Total Recall ile yarattığı evren, kendisini bilim kurgu takipçileri arasında özel bir yere koydurmuştur.
Arnold‘un altın seneleri olan 80 sonu 90 başı işleri arasından sıyrılan Total Recall bilim kurgu sinemasının ilk gerçeklikten kopma, düş ve gerçeği karıştırma ya da kendi tabirimle “hangisi gerçek?” sorusunun ilk defa sorulduğu filmlerden biridir.”We Can Remember It For You Wholesale” adlı Philip K. Dick‘in kısa hikayesinden uyarlanmış olması da senaryonun sürprizlere açık olduğunu anlatmaya yetiyor sanırım. Sharon Stone‘u sinema sektörüne kazandıran film olmasından dolayı da ayrı bir sevgim vardır Total Recall‘e karşı.
2084 yılında geçen hikayemizde insanlar uzaya açılmış, koloniler kurmuştur. Karakterimiz Douglas Quaid evden işe işten eve monoton bir hayat süren sıradan bir vatandaştır(ulan Sharon Stone‘la evlisin daha ne istiyorsun?). Sürekli Mars’a gitmekle ilgili rüyalara dalar. Aynı böyle bir gün Rekall adlı bir şirket’in rüyaları gerçekleştirmek için beyine anı enjekte ettiğini öğrenir. Bu sahte anılar siz ne olmak istiyorsanız, nerede, ne yapmak istiyorsanız onu gerçekmiş gibi düşündürtmektedir. Bu işlemin bazı tehlikeleri olduğunu öğrense de Douglas macera arayışına gem vuramaz ve soluğu Rekall‘un merkezinde alır.

İşlemin ilk dakikaları normal bir şekilde ilerlerken aniden Douglas bazı anılar görmeye ve kendisini peşinde bir örgütün olduğunu düşünmeye başlar ve doktorların elinden kurtulmaya çalışır. Doktorlar daha önceden anılarının silindiğini anlarlar ve işlemi geriye alıp Douglas‘ın orada bulunduğuna dair hafızasındaki tüm bilgileri yok ederler. Devamını oku
Altar – Turkish Conan
Yazan: Murat Tolga Şen 27 Mayıs 2008
Kategori: Turkish Fantasia
You can estimate the age of all the historical fantastic Turkish films pass in, but Altar. Remzi Jonturk’s Altar (1985) is the only film in Yesilcam, tells from of an unknown, ancient, wild age.

Obviously, the film drawn Conan the Barbarian as sample. The story passes in ancient ages, in an unknown world. (however “Urartu” name is mentioned a few times, but actually, there is no connection) Zodiac the tyrant (Esref Kolcak) rules the land. Zodiac also possesses the Fire, and punishes those who use Fire without his permission with death. Zodiac is bearded by Utah (Sait Seyit), who forged a magnificent sword, made of a meteorite rock, fallen from the sky, and plunged it into a stone. (wasn’t that Excalibur?) His son, Altar (Cevat Pars) will rescue the land from Zodiac. Utah burns himself to death, Altar grows up and becomes a colossus warrior, but enslaved by Osep the slave trader (Kazim Kartal). Altar fights all day long, has sex all night long.
One day, Altar escapes from Osep, and encounters with Queen Alyoki‘s (who Altar‘s father knew) daughter, Nino (Cecilya Daymaz), and rapes her.(This must be a way for a man to get across with the girls in these times) Nino wounds Altar by a dagger (what a romantic answer!) but afterwards she cures him by some witchy magic tricks in a cave.
Nino leaves him and arrives in the castle of Hunka (Nuri Alço), son of Zodiac (who has been killed in the meantime) and captured by Hunka. And Altar comes to the place, removes his father’s sword from the stone, kills Hunka‘s men, rescues Nino, kills Hunka and rides his horse to the new adventures.
You can find properly good imaging in patches, diligently prepared masks and costumes in the film, but with its messy scenario, redundant dialogs, exaggerated acting and so much Conan flavour, it doesn’t get further than a “Kitsch” movie; with Altar‘s hard-to-lift-sword and half-dressed girls.
Before the film is released, its fragments have been shown in theatres for a long time. Remzi Jonturk has convinced the theatre owners of the provinces that he made an excellent fantastic film and he marketed it very well. Film’s fragments have been cleverly prepared that you could believe it’s made in Hollywood, and that increased the expectations of audience, who were hungry for a homebred fantastic film for a long time. But the result was a disappointment; weird dialogs and sticky sentimentalism made the audience disinclined of the movie. Here are some examples of the dialogs in the movie; Devamını oku


















