Bahri Beyat’ı kaybettik

Yazan: Masis Üşenmez 30 Haziran 2008  
Kategori: Ortaya karışık

Acı bir haber için kısa bir ara veriyoruz. Onu Nejat Uygur’a laf anlatmaya çalışan adam olarak tanıdık yıllarca. Gülüşü de kendine hastı. Yer etti çocukluğumuzda.

Yeni yeni oyunculuk gücünü Yazı Tura, Beynelmilel gibi filmlerde de göstermişti. Ama işte bu kanser illeti onu da aldı. Umarım gittiği yerde rahat eder. Huzur içinde yatsın.
“Türk tiyatrosu bir ustasını daha kaybetti. Son dönemde sinemaya da ağırlık veren Bahri Beyat, hayata veda etti.

Uzun süredir akciğer kanseri tedavisi gören Bahri Beyat, kaldırıldığı hastanede bugün vefat etti.

1934 doğumlu olan tiyatro ve sinema oyuncusu Bahri Beyat, son yıllarda sinemaya da ağırlık vermiş Vizontele Tuuba filminde Türkçe öğretmeni, Yazı Tura filminde Cemil, Aşka Sürgün dizisinde Azzam Şahvar ve Beyaz Gelincik dizisinde Sulhi Karakucak rollerini oynamıştı.Sanatçının cenazesi 2 Temmuz Çarşamba günü ögle Selimiye Camii’nde kılınacak namazın ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilecek.”

Kaynak

Zemanta Pixie

Fenomen: Zerrin Egeliler

Yazan: Murat Tolga Şen 29 Haziran 2008  
Kategori: X-Yeşilçam

Hiç kuşku yok ki seks furyasının yarattığı oyunculardan en çok ünlenen ve rekorlar kıran, işletmeciler tarafından garantili görülen, hiç umursamadan ister başrol ister ikinci kadın oynayan, dönemin erotik sinemasının içinde her tür rolü deneyen, rahatlığı ve Anadolu’ya uygun fiziksel nitelikleriyle hoş karşılanan isim Zerrin Egeliler olmuştur.

Zerrin Egeliler 1977′den son filmini çektiği 1981′e kadar 60 kadar film çeviriyor ki bunlardan 21 tanesini 1978′de, 37’sini de 1979′da, bir bakıma 16mm’lik sinemanın imparatoriçesi konumuna gelerek yapıyor. Diğer meslektaşları gibi cömertçe soyunuyor, özgürce sevişiyor, güldürülerden melodramlara geçiyor, başta Bülent Kayabaş olmak üzere daha çok tiyatro oyuncularıyla oynuyor (Hadi Çaman, Aydemir Akbaş, Şemsi İnkaya). Her rolün kadını olarak kameranın karşısına çıkartılıyorsa da o daha çok fahişeleri, hayat kadınlarını, doyumsuzları oynuyor. O bir köylü kızı oluyor (Can Hatice, Sırrı Gültekin, 1978; Madrabaz, Yavuz Yalınkılıç, 1979), o iğfal ediliyor (Uçurum, Yücel Uçanoğlu, 1978), ciddi bir rolde ve Halit Refiğ’in yönetiminde, komşusu olan Can Gürzap’ı baştan çıkartıyor (Yaşam Kavgası, 1978). Bazen ateşli bir hizmetçidir (Yedi Yürekli Şaban, Çapkınlar Kralı, Yavuz Figenli, 1978), bir dolandırıcı (Acemi Dolandırıcılar, Yücel Uçanoğlu, 1979), kocasını aldatan bir kadın (Ahlaksız Utanç, Savaş Eşici, 1979), kaçırılan bir dansöz (Ay Aman Of, Ülkü Erakalın, 1979), bir işçi kızı (Bal Badem, Çetin inanç, 1979), deli bir kız (Canın İsterse, Yavuz Fi¬genli, 1979), cinsiyet değiştiren bir kadın (Minnoş, Aram Gülyüz, 1979), bir sevici (Kadın isterse, Savaş Eşici, 1979), bir pavyon sahibi (Sürtük/Hayat Kadını, Çetin İnanç, 1979) ve sık sık bir hayat kadını (Günahkâr Kadın, Ülkü din, 1979; Lekeli Kadın, Ülkü Erakalın, 1979; O Kadınlardan Biri, Alev Skandal, Ülkü Erakalın, 1979)Zerrin Egeliler bir marka oluyor ve kimi ucuz filmler oyuncuyu bir aksesuar olarak kullanarak ya da afişteki adım sömürerek bu markadan yararlanıyorlar. Devamını oku

GÖLGE e-DERGİ 10. SAYI

Yazan: Murat Tolga Şen 26 Haziran 2008  
Kategori: Ortaya karışık

Solomon Kane Gölge’de…
Yaz geldi ve Gölge çok kalabalık. Gölge e-Dergi’de bu ayın öne çıkanı Robert E. Howard’ın “püriten” kahramanı Solomon Kane. ‘Püriten kahraman nasıl bir şey?’ sorusunun cevabını da kuşkusuz M. Korkut Öztekin’in Gölge için yazdığı Solomon Kane giriş yazısı Yalnız Yürüyen Adam’da bulacaksınız. Oğuz Özteker’in Türkçe’ye çevirdiği Yıldızlardaki Kurukafalar şimdiye kadar Solomon Kane ile tanışmayanlar için bir fırsat…

Gölge’de bu ay birbirinden güzel dört çizgi roman var. Cengiz Bostan’ın yazıp çizdiği Beyaz Atlı Prens, Volkan Kurut’un yazıp çizdiği Büyücü, bu sayının kapağını da çizen Emrah Çıldır’ın yazıp çizdiği Zahiri ve A.Hamdi Yüksel’in yazıp Cemal Keleşoğlu’nun çizdiği Gölge.

Bu çizgi roman zenginliğini çizgi roman yazıları ile de süsledik. Sadece Kaan Gölge için Sedece Çizgi’yi yazdı. İlker Gazioğlu ile Çizgi romanı Çete üzerine bir röportaj yaptık. Çete’nin yazarı Aşkın Baysal’da ‘yazarının kaleminden’ Çete’nin öyküsünü yazdı. Çizgi roman nostaljisi köşemizin bu sayıdaki yazarı da Murat Tolga Şen. Türkiye’de çizgi romanın popüler günlerini bir kere daha anmak isterseniz bu yazıyı kaçırmayın.

Yaz sıcağında klimalı sinema salonlarını tercih edecekler için öncelikli önerimiz Batman. Ümit Kireççi Batman çizgi romanlarını Gölge için yeniden okudu. Ve daha sıcak günler gelmeden Hellboy’un yaratıcısı Mike Mignola ile Söyleşi’yi Gölge’de okuyun.

Gölge’nin sinema sayfalarında ise Fikret Karakurt’un yazdığı Uwe Boll, Barış Saydam’ın kaleminden Diary Of The Died, Hasan Nadir Derin’in gelecek sayıda da devam edecek olan 2007-2008 Sezonu Değerlendirmesi ve Masis Üşenmez’in Dünya Göğüs Kılı Şampiyonu; Chuck Noris incelemesini okuyabilirsiniz.

Aylin Konay’ın Gerçek Orada Bir Yerde ve Gizem Ölgen’in Fantastik Kurgu yazmak denemeleri, Filiz Gür’ün Cesaret Dağı, Oğuz Özteker’in Hacer ile Haluk ve Utku Tönel’in Şampiyon öyküleri Gölge’nin edebiyat sayfalarında.

Elbette okurumuzun katkısını unutmadık. Okura özel sayfaya tespit, yorum ve eleştirilerinizi yine bekliyoruz.

Gölge e-Dergiyi buradan indirebilirsiniz.

Zemanta Pixie

Bana Şans Dile (2003)

Yazan: Masis Üşenmez 24 Haziran 2008  
Kategori: Ortaya karışık, Türk Sineması

Hayat hep pamuk ipliği derlerdi, bense bir ayakkabı bağıyla bağlıymışım hayata…

Dünya sinemasında kötü filmler vardır, sayıları çoktur, bir de Bana şans dile vardır. Çağan Irmak‘ın bile arkasında durmadığı yapımı, yeni filmi Ulak gösterime girerken yapımcısı Çağan’ın isminden faydalanmak ve Babam ve Oğlum‘un rüzgarından nasiplenmek için vizyona soktu. 2001 yılında tabii ki Çağan Irmak bu filmi çekerken heyecanla tepkileri bekliyordu. Ancak o zamanlar filmden para kazanılmayacağını düşünüp filmi vizyona sokmayanların tam da Ulak‘ın gösterimi yapılacakken böyle bir taktiğe başvurması sinema seyircisinin filme ön yargı ile yaklaşmasına neden olmuştu. Hatta bu durum bence ne kadar Türk seyircisi için fazla fantastik bir yapım olsa da Ulak’ın da başarısını etkiledi. Ama yine de bunu yapmasalardı film hala tozlu raflarda bekliyor olacaktı.

Bu ilk uzun metrajlı Çağan Irmak filmi, aslında Hollywood’ta çokça görülen ancak ülkemizde Sınav filmine kadar pek de önemsenmemiş bir türe odaklanıyor. Gençliğin sorunlarını ve bu sorunlar sonucu yaşadıkları travmaları anlatan bu tarz filmler izleyicide kendine has bir tat bırakır. Ancak Bana Şans Dile için bunu söylemek çok güç. Öncelikle sizleri konumuzla baş başa bırakmak isterim, filmin resmi sitesinden alıntıdır: İçe kapanık, iletişimsiz, sakar lise öğrencisi Bahadır bir sabah uyandığında dünyayı değiştirmeye karar verir. O sabah okula giderken beline taktığı tabancayla sınıf arkadaşlarını rehin alarak korkulu anlar yaşatacak olan Bahadır, onlardan hayatları boyunca kendilerini en çok yaralayan anılarını anlatmalarını ister. Öğrencilerin anlattıkları hikayelerden yola çıkan “Bana ŞANS Dile”, aile içi şiddet, sevgisizlik, iletişimsizlik ve saptıkları yanlış yolları anlatan Aksiyon-Gerilim türünde bir film. Film boyunca annesi tarafından çocukluğunda dolaba kilitlenen ve karanlıktan korkan Çağlar, ünlü bir televizyoncu olmaya çalışan ve maddi durumu pek iç açıcı olmayan Ayşegül, şair olmaya çalışan romantik Behiç, satanist gruplara katılan Serkan, otoriter bir babanın baskısından bunalmış Türker ve hiç anne sevgisi görmemiş Bahadır’ın öykülerini izleriz. Çılgın bir medya muhabirinin de kışkırtmasıyla çığırından çıkan olaylar, soğukkanlı davranmaya çalışan komiser ve öğretmenleri fazlasıyla zorlayacak, sınıf ve bahçedeki olaylar hiç beklenmedik şekilde gelişecektir. Devamını oku

Çocukluğumun Sineması: Zafer

Yazan: Murat Tolga Şen 24 Haziran 2008  
Kategori: Sinema Nostaljisi

Dünyayı Kurtaran Adam

Artık yaşlanıyorum sanırım. Kendimi, eskiyi anarken yakalıyorum sürekli… Lise yılları, Arkadaşlar, İlk aşklar ama en çok da çocukluğum ve en güzel anılarımı yaşadığım eskinin sinema salonları…

1972 doğumluyum ve çocukluğum Samsun‘da geçti. Samsun Büyük Cami’nin karşısında (altında Gima mağazası olan) bir ZAFER sineması vardı. Mutlaka hatırlayanlar çıkacaktır. Bu sinemanın hissedarı ve müdürü eniştem İsmet Kurt’du. Zafer, Samsun’un en büyük sineması olan Mecidiye Caddesindeki Konak sineması ile birlikte düzgün filmler gösteren  bir aile sinemasıydı. Aynı zamanda Samsun’un ilk sinema salonu olma özelliğini taşıyordu. O dönem Samsun’da Aile filmlerini Zafer ve Konak, Erotik filmleri ise Sümer, Yıldız ve Fuar sinemaları gösteriyordu fakat bu durum pek uzun sürmeyecekti. 70′lerin özellikle 2. yarısı sinema salonları açısından pek parlak zamanlar değildi. Televizyonun yükselişi  sinemaların işlerini çok düşürmüştü. Kimse, bedava tv izlemek varken, sinemaya gelmiyordu. Kocaman salon (o zamanlar salonlar balkonlu ve kocamandı şimdiki gibi cep sinemaları yoktu) bomboş kalıyor, gelen üç beş kişinin bilet parası salonun sobasına giden odun kömüre bile yetişmiyordu. Zamanla, gayet iyi durumda olan eniştemler, borca battılar ve borçlar yüzünden kimse film vermez oldu. Zaten film veren yapımcılarda battı, gitti. Gişecinin, teşrifatcının, makinistin parası ödenemez hale geldi. Zafer son dönemlerinde mecburiyetten erotik  filmler gösterdi. Hatta herşeyi düzelteceği umulan bir tadilatın ardından Aydemir Akbaşlı bir filmle (Fenerleri falan da yapılmıştı) yeniden merhaba dedi ve bir süre için Eniştemlerin işleri düzeldi, ceplerine tekrar para girdi. (Aydemir Akbaş’ı o sebeple ailecek çok severiz:) ) fakat kaçınılmaz olan sadece gecikiyordu ve sıkıyönetim ilan edildikten sonra seyirci hepten kaybolunca “Dünyayı Kurtaran Adam” dahi sinemaları kurtaramadığı için salon kapandı ve işhanı oldu. Devamını oku