Can Evrenol ve Sandık
Yazan: Murat Tolga Şen 30 Kasım 2008
Kategori: Ortaya karışık
Öteki Sinema’da güzel şeyler oluyor. Kısa süre önce Masis’le birlikte yeni bir site ve tam da bizim kafamıza göre bir kısa filmci olan Can Evrenol‘u keşfetmiştik. Özellikle ‘Sandık‘ adlı gore çalışması bizi kendimizden geçirmişti ki, Masis kendisinden bir mail almış…
Can’da bizden haberdar olduğunu ve bundan çok mutlu olduğunu söylemiş ayrıca ‘Öteki Sinema’ için yazılar yazmak istediğini de belirtmiş ki zaten bizim de çok istediğimiz bir şey bu. Murat Kızılca ve Tolga Demirtaş‘ın katılımıyla güçlenen yazar kadromuz ve artan yazı çeşitliliğimiz, bir yıldır kendisinden haber alınamayan Xkyoya‘nın da geri dönüşü ile tadından yenmez oldu. Ayrıca sadece okurların değil, örneğin Serdar Kökçeoğlu gibi sinema ile ilgili yazan ciddi kalemlerin de takibinde olmak güzel bir duygu…
Can Evrenol ayrıca internet sansürüne karşı hazırladığı sitesi ile de kendinden söz ettiriyor farklı ve çarpıcı bir protestoya imza atan bu siteyi biz de olanca gücümüzle destekliyoruz. Kurban Bayramı sitesi için Can’ın şöyle bir açıklaması var:
“Kurban Bayramı’ adlı 6 dakikalik bu kısa filmde ülkemizin uğradığı tecavüzü sembolize eden bir hikaye yarattık. Kurbanlik koyun metaforunu kullandık. Amerikan dış politikasıyla, Büyük Orta Doğu projesi içindeki stratejik yeriyle, dini sömürenler ve politikaya alet edenlerle, ülkemizdeki kültür erezyonuna ve karanlık geleceğimize işaret ettik. Evlerimizin içine, akşam yemeklerimize baş misafir olan televizyonu biz de hikayemizde baş koşeye oturttuk. Hikayemizin sonundaki terörün de kimliği mechul kalmasını ve bize Irak savaşı esnasında televizyonlardan yansıyan en korkunc dehşetleri hatırlatmasını istedik.”
Site posterler ve sticker’lar ile bircok yerde tanıtılmaya başlandı biz de buradan sizi haberdar etmek isteriz. Sitenin adresi: www.kurbanbayrami2008.com
Ayrıca buradan da Serdar Kökçeoğlu’nun, Can Evrenol ile yaptığı bir söyleşiye ulaşabilirsiniz.
SEMUM
Yazan: Murat Tolga Şen 30 Kasım 2008
Kategori: New Movies, Turkish Horror films
After I saw Hasan Karacadag’s thriller movie; D@bbe, i swore that i would never, ever get close to anything made by him. But my damned fantastic cinema fanaticism made me give Semum a try. I was very decisive to criticize free from bias, although I do not know how much I can get over prejudicing when the subject is a film, directed by Hasan Karacadag. D@bbe has been the realized form of “High expectation = Great disappointment” for me; it’s a very bad copy of a Korean film; Kairo, and made me give up all my hope about the new Turkish fantastic thriller cinema. But I’m still hopeful thanks to Kucuk Kiyamet, which made by Taylan Biraderler, who also previously made a complete crap thriller, called Okul.
I started watching Semum in such a state of mind. And soon I said “alas!” when i see the generics with the X-men taste, thrusting “what is Semum?” “Semuuum!” explanations into the eye. But after these, there was no pathetic D@bbe crap on the screen; there was a film with a proper story (at least).
Canan and Volkan are a happy couple, enjoying a good marriage. They have got a house, with a lots of Ikea wares, just like in their dreams for the years. Everything looks perfect for them; until… One day, Canan (who may have no worry except being supposed to be a travesty because of the neuron in her voice) starts acting weird that making no sense for anybody; she loses her control, acts like she is under control of something. That makes Volkan so sad and he tries to find a way out of this situation. Also Canan’s friend Banu, a friend of Volkan, the nervous gardener and their next door neighbour, who is a suspect of murder are also very sad about Canan’s condition…etc. etc.
Semum’s story has a smooth fluency and is very consistent, although it’s a bit cumbersome. But if we consider the entire scenario, we find out that Semum is a punch drunk film. Somehow it influenced of Amityville Horror, Exorcist, Shining, Constantine, Rear Window, Skeleton Key, Pet Sematary, Pumpkinhead..etc.; but instead of seeming like one of these, it rather tries to mix all of them, and it’s broadly good at this collage. But I wish the director wasn’t tried to use all the clichés of the 70′s horror movies in one single movie, like a child in a toystore. Some of them don’t even fit at all, for example using the ominous number; “13″ (first seen in Scandinavian mythology) doesn’t look fit for such a movie, fed by the oriental tales. Devamını oku
Popüler Türk Sineması Nereye Gidiyor?
Yazan: Murat Tolga Şen 28 Kasım 2008
Kategori: Kavram - Kuram
70’li yıllar… Memleketin gördüğü en özgürlükçü anayasa olan 61 anayasası ile gelen ve maalesef bize bir numara bol gelen devrimci rüzgâr herkesi ve tüm sanat kollarını etkisi altına almış, ülke bir yandan birbiriyle anlaşamayan ideolojiler yüzünden anarşi ortamına sürüklenirken, bir yandan da tüm sanat dallarında da en iyi örneklerini veriyor. Yeşilçam’ın söyleyecek çok sözü var ama seyircinin kargaşa yüzünden sokağa çıkamaması yüzünden işler kötüye gidiyor. Birkaç militan yönetmen Yurtdışında da ses getiren filmler çekiyor fakat sektör 60’ların ucuz filmcilerinin çektiği uyduruk avantürler ya da erotik soslu seks komedileri ile bilet satarak bir çıkış arıyor. Bir yandan da yeni müthiş icat “Televizyon” Yeşilçam’a darbe üzerine darbe vuruyor ve Televizyon seyretme tembelliğinin (bedavacılığının) iyice oturması ve üstüne 1980 yılında sıkıyönetimin ilan edilmesi sebebiyle Yeşilçam sahipsiz bir ceset gibi son nefesini veriyor. Devamını oku
L’Ilya (2000)
Yazan: Tolga Demirtas 28 Kasım 2008
Kategori: Asya Sineması, Korku Filmleri
Japon Tomoya Sato’nun 39 dk. Lık uzun kısa filmi L’ılya’nın konusu intihar üzerine kurulu. Filmde ayrıca geleneksel Japon toplumuyla alakalı unsurlar da görmek mümkün.
Sizden beklenenlerin arkasında yatan anlamı anlamaya çalışmak, iletişimi öğrenmek ve duygularınızı ifade edebilmek ama en çok intihar üzerine bir film. Hiç kuşku yok ki intiharın bir ulustaki ortak ruh hali üzerinde güçlü bir etkisi var. L’ılya da 23 yaşındaki bir kadının tamamen kendi istekleri doğrultusunda intihar eden insanların görüntülerini videoya kaydetmesi anlatılıyor. Film iki “müşteri” yle başlıyor. L’ılya için bu dehşet verici şey bir meslek gibi. İnsanları intihardan vazgeçirmek, durdurmak yada onlara yardım etmek gibi şeyler yapmıyor. Tek görevi sadece kaydetmek. Devamını oku
Ju-On ve Ju-On 2 / Garez Serisi (2000)
Yazan: Masis Üşenmez 28 Kasım 2008
Kategori: Asya Sineması, Korku Filmleri
Japon korku sinemasının Ringu’dan sonraki en başarılı işlerinden biri ile karşınızdayız. Ju-On aslında Japon under ground video piyasası için çekilmiş bir seri iken başarısının sonucu “Biz bunu daha büyük kitlelere de taşıyalım” diyerek sinemaya aktarılmış.
Tabii ki video versiyonunun fazlaca amatör olmasından dolayı tekrar çekilmiş. Daha sonra bu versiyonunun başarısı ile de yetinilmeyerek “E tüm dünya izledi bir alt yazı okumaktan yoksun Amerikan seyircisi izlemedi” düşüncesi ile bu sefer de The Grudge adı ile serinin iki de Hollywood versiyonu çekilmiş. Suyunun suyu olan Amerikan versiyonundan olabildiğince uzak durarak sizlere seriyi tanıtmaya çalışacağım. Devamını oku





















