Ah Nerede? Vah Nerede?
Yazan: Murat Tolga Şen 28 Şubat 2009
Kategori: X-Yeşilçam
Bu yazıyı okumak çok tehlikeli… Çünkü bu yazı sizin içinizdeki samimiyeti, dürüstlüğü test etmek için yazılmıştır. Muhtemelen yazarının ateşe atılmasıyla sonuçlanacak kadar tehlikeli bir yola çıkmaktayız. Okuduktan sonra, ya kendinizi, nasıl bir ülkede, kimlerin arasında yaşadığınızı sorgulayacak ya da buraları lanetleyerek bir daha yaklaşmamak üzere uzaklaşacaksınız.
Aslında uzun zamandır yazmak istediğim bir konu olmasına ve her seferinde vazgeçmeme rağmen son günlerde “kıymeti isminden menkul” bazılarıyla yaptığım tartışmalar yüzünden Pandora’nın kutusunu açmak durumundayım. Ama hala ısrarla uyarıyorum ki bu yazı da hayır yok, sadece şer var. Sizleri sahteliğin iyiliğinden koruyacak acı bir şeyler…
Hala buradasınız… O zaman şimdi göreceklerinize iyice bakın! Devamını oku
Altın Kalpli Dev: Yadigar Ejder
Yazan: Murat Tolga Şen 27 Şubat 2009
Kategori: Kavram - Kuram
Sinematürk adlı index sitesinde Yadigar ejder’le ilgili sadece şu bilgi var “Taksim Parkında donarak ölmüştür“
Onu sevenlerin içini burkan bu ama daha da acısı hakkında başka da bir şey bilmemize gerek yokmuş gibi davranan bu yaklaşım çok canımı sıktı. Neredeyse perdeye sığmayan bu dev adamın sadece ölümü ile ilginç olabilmesi, filmleri hala TV kanallarında gösterilirken artık kimselerin onu merak etmemesi, edenin ise “Taksim parkında donarak ölmüş işte…” demesi, onun ruhunu Cüneyt ya da Kemal abisinden yediği dayaklardan daha çok incitmiştir herhalde.
Halbuki tam 56 filmin emektarıdır Yadigar abimiz. Hep kötü ve aptal adamı canlandırmıştır ama ben çocukluğumdan beri içten içe sevmişimdir onu. Cücü epey pataklamıştı ama asıl Kemal Sunal’ın dayak adamı idi. Asıl soyadı onun ruh haline daha çok yakışan “Kuzu” dur ama filmlerde canlandırdığı karaktere yakışmıyor diye kimbilir hangi aklı evvel yapımcı yada yönetmenin önerisi ile Ejder olarak değiştirilmiştir. Tam bir set emekcisiydi… Ali Murat Güven abimizin anlattığına göre sette her işe koşar, ışıkcılara yardım eder, ekibe çay taşır, küskünleri barıştırmaya gayret edermiş. “Dünyayı Kurtaran Adam” filminin setinde çalışma şartlarının ve sıcağın etkisiyle herkes birbirine girerken Zavallı Yadigar abimiz Peluş canavar kostümünün içinde kavgaları ayırmak için uğraşırmış… Devamını oku
Robert Quarry
Yazan: Tolga Demirtas 27 Şubat 2009
Kategori: Haber - Etkinlik, Ortaya karışık
B filmlerinin fenomen oyuncusu Robert Quarry 20 Şubat 2009′da hayata veda etti. Özellikle 70′li yıllarda korku filmlerinin aranan yüzü olan aktör 80′li yıllarla birlikte B tipi filmlerde boy gösteriyordu.
Yakışıklı, Uzun ve karizmatik aktör Robert Quarry 3 Kasım 1925 tarihinde, Santa Rosa, California ‘da doğdu. Babası bir doktor olan Robert büyükannesi sayesinde küçük yaşlarda tiyatro ile tanıştı. Eğitimini 14 yaşında bitiren Quarry o yıllarda okulunun yüzme takımındaydı. 1940′ların başında hristiyanlık öğütleri verilen bir radyo programında isim olarak tanındı. 18 yaşında orduya katıldı ve 2. Dünya savaşında mühendis olarak görev aldı. Alfred Hithckok’un filmlerinde küçük rollerle aktörlük yapmaya başlayan Quarry 50′lerde Tv için yapılan korku serilerinde ve sinema filmlerinde devamlı rol alarak oldukça tanınan bir yüz haline geldi. Türk seyircisinin de oldukça tanıdığı ve sevdiği Quarry’ye “öteki” sinemaya katkılarından ötürü teşekkür ederek uğurluyoruz.

Filmografisindeki öne çıkan filmler;
* The Return of Count Yorga (1971)
* Dr. Phibes Rises Again (1972)
* Deathmaster (1972)
* Sugar Hill (1974)
* The Midnight Man (1974)
* Madhouse (1974)
* Rollercoaster (1977)
* Sexbomb (1989)
* The Phantom Empire (1989)
* Beverly Hills Vamp (1989)
* Evil Spirits (1990)
* Teenage Exorcist (1991)
Malizia vs. Teşekkür Ederim Büyükanne
Yazan: Tolga Demirtas 26 Şubat 2009
Kategori: X-Yeşilçam
Kuşkusuz Yeşilçam’ın en çok etkilendiği ülkelerin başında İtalya ve İtalyan sineması gelir. Ağırlıklı olarak dönemin Türk erotik-komedi filmlerinin İtalyan filmlerinden feyz alarak çekildiğini söylemem sanırım yanlış olmaz.
Malizia (1973) ve Teşekkür Ederim Büyükanne (1975) filmlerine baktığımızda işlenen konu bakımından benzerlikler içerdiğini görmekteyiz. İki filmde de genç ve ergenliğe yeni girmiş 15-16 yaşlarındaki genç bir erkeğin ilk cinsellik deneyimini kendinden yaşça büyük bir kadınla yaşamasını mizahi bir dille anlattığını görüyoruz.
Malizia (1973)’da Nino’nun (Alessandro Momo) eve hizmetli olarak gelen Angela (Laura Antonelli) ile Teşekkür Ederim Büyük Anne (1975) filminde ise Mete’nin (Cem Beyatlı) ölen dedesinin İtalya’dan gelen genç ve güzel karısı yani üvey büyükannesi Suzan (Sonia Viviani) ile yaşayacağı erotik maceralara tanık oluyoruz.
Malizia filmini kısaca özetleyecek olursak Angela Sicilyalı zengin ve tutucu bir ailenin evinde çalışmaya başlamıştır. Cinselliği yeni yeni keşfetmeye başlayan Nino Angela’ya karşı ilgi duyar. Filmde Nino’nun Angela’yı röntgenlediği , tacizde bulunduğu ve Angela’nın buna hayır demediğini görüyoruz. Nino’nun cinselliği keşfe çıktığı yolda Angela yol gösterici hatta bazı sahnelerde kışkırtıcı (istemeyerekte olsa) olduğunu söyleyebilim. Filmde Angela’yı canlandıran Laura Antonelli bu filmden sonra İtalya’da erotik-komedi filmlerinin aranan yüzü olacaktır. Devamını oku
Halloween III: Season Of The Witch (1982)
Yazan: Anıl Seçkin 25 Şubat 2009
Kategori: Film İncelemeleri, Korku Filmleri, Son Yazılarımız
Gece bir benzine istasyonuna gizemli birileri tarafından izlendiğini söyleyerek sığınan Harry Grimbridge (Al Berry), Dr. Daniel Challis’in (Tom Atkins) gözetimi altında hastaneye yatırılır. Aynı gece bir başka adam hastaneye girerek önce Harry’i öldürür, sonra intihar eder. Daniel soruşturma sırasında Harry’nin kızı Ellie (Stacey Nelkin) ile tanışır. Ellie ve Daniel, şüphelerini paylaşmaları sonucunda beraber Harry’nin çalıştığı Silver Shamrock isimli oyuncak fabrikasına gitmeye karar verirler. Cadılar Bayramının yaklaşması ile, Silver Shamrock’ın piyasaya sürdüğü yeni maskelerin yoğun reklamları yapılmaktadır. Yerleştikleri motelde yörede bulunanların, fabrika sahibi Conal Cochran (Dan O’Herlihy) gibi İrlandalı göçmenlerden oluştuğunu öğrenirler. Aynı yerde tanıştıkları oyuncak dükkanı sahibi turistler ile beraber fabrikaya girerler…
——
Halloween II’nin (1981) kazandığı iyi gişe başarısına rağmen Michael Myers’i daha fazla sömürmek istemeyen* John Carpenter ve (diğer yazar, aynı zamanda kimi Carpenter filmlerinin yapımcısı olan) Debra Hill seriden farklı bir film çekilmesinde ısrar ederler. Projelerine göre bu film, her yıl yeni bir tanesi gösterime girecek bir tür antoloji serisinin ilki olacak, ayrıca her film ile asıl Halloween öyküsüne uzaktan da olsa bağlanacaktır. Debra Hill’in tanımına göre bu serideki filmler “bıçak” değil, (Halloween III’de de gönderme yapılan Don Siegel’ın Invasion Of The Body Snatchers’ı (1956) gibi) “pod” filmleri olacaktır. Carpenter’ın isteği doğrultusunda öykü ve senaryo için, kendisinin hayranı olduğu, ünlü Quatermass serisinin yaratıcısı Nigel Kneale’e teklif yapılır. Daha çok paranoyaya dayanan psikolojik bir korkunun ağırlıklı olduğu Kneale’in senaryosuna yapımcı Dino De Laurentiis tarafından, daha fazla şiddet ve kan için müdahahe edilir. Her ne kadar konu genel olarak değiştirilmediyse de kanlı-canlı korku filmlerinden hoşlanmayan Kneale hem senaryodan hem de yönetmen Stone’dan memnuniyetsizliğini ifade eder ve projeden isminin çıkarılmasını ister. İsmi filmden çıkarılmadığı için film gösterime girdikten sonra bu yönde dava açar. (Not: John Carpenter, Nigel Kneale’e Prince Of Darkness’da (1987) tekrar saygılarını sunar: Senarist olarak kendi adını değil, Martin Quatermass ismini kullanarak…) Tamamlanan filmin Halloween III ismiyle gösterime girip Michael Myers ile ilgili hiç bir şey içermemesi filmin hayranlarının büyük tepkisini çekerken eleştirmenler de geçer not vermez. Bu yüzden söz konusu film Halloween serilerinin hem en nefret edilen hem de en az gişe yapmış filmi haline gelir. (Film için harcanan 2,5 milyon $’a karşılık gişe de 14 milyon $ fena bir rakam mı? Yoksa bu hesabı yapamadığım için mi bir türlü ekonomist olamadım ben? Bir dakika… Yoksa pozitivist mi demeliydim? Ayrıca, gişe demişken, aynı yıl içinde gösterime giren Friday The 13th Part 3’nin Creepshow’dan çok daha fazla gişe yapmasını nasıl yorumlamalı acaba?) İşin ilginci, filmin senaryosuna dayanılarak hazırlanan, Halloween II’nin de film sonrası kitabını yazmış olan Dennis Etchison’ın Jack Martin takma ismiyle çıkarılan kitabı ise tekrar baskı yapacak şekilde en çok satanlar listesine girer. (Bu filmden uyarlama kitap uygulaması ülkemize bir iki örnek dışında pek uğramış değil. Zaten günümüzde de bu kitaplar yerini pc veya konsol oyunlarına bıraktı sayılır.) Devamını oku


![Reblog this post [with Zemanta]](http://img.zemanta.com/reblog_e.png?x-id=2adad877-de69-4dee-9961-94c4899c464c)






















