The Nanny (1965)
Yazan: Tolga Demirtas 25 Şubat 2009
Kategori: Film İncelemeleri, Korku Filmleri, Son Yazılarımız, Vintage
Korku filmlerinin beslendiği konular o kadar fazladır ki ne kadar “bu tarzı sevmem, korkmam” diyenler olsa bile meraklısı için muhakkak korkacak ve izleyecek bir şeyler bulunur bazı filmlerde…

Dönemin popüler Korku filmi şirketi Hammer Film Productions tarafından yapılmış bir film The Nanny (1965). Filmi çok büyük beklentilerle izlemedim fakat film benim beklentilerimin bile çok üstündeydi. Hammer Film Productions’ın o dönemler genelde Vampir, Kurt adam, Canavar filmleri veya Çatlak doktor temaları üzerine filmler yaptığını görürüz. Fakat The Nanny filminde kötü bir dadının hikâyesi vardır.
Filmin başrol oyuncusu Bette Davis’in Hammer Film şirketi ile yaptığı ikinci filmi The Nanny (1965). Diğer filmler ise gotik gerilim filmi What Ever Happened to Cousin Charlotte? (1964) ve kara komedi tarzında The Anniversary (1968). Davis ayrıca 1962 yılında rol aldığı What Ever Happened to Baby Jane? İle Oscar’a aday gösterilmiş. Bence bu filmde canlandırdığı üst sınıf bir İngiliz ailesinin çocuklarının bakımıyla ilgilenen itaatkâr yardımcı rolüyle Oscar adaylığını bir kez daha hak etmiş. Devamını oku
Keloğlan İş Peşinde (1975)
Yazan: Murat Tolga Şen 24 Şubat 2009
Kategori: X-Yeşilçam
Keloğlan, Türk sinema tarihinde 8 filmle yer almış ünlü bir masal kahramanıdır. İlk Keloğlan filmi 1948 yılında Vedat Örfi Bengü tarafından çekilmiş ve başrollerinde Mehmet Karaca, Vedat Karaokçu ve unutulmaz İsmail Dümbüllü oynamıştır. İkincisi 1965 yılında yavuz yalınkılıç tarafından çekilmiş, başrollerinde isimlerine ve yüzlerine daha aşina olduğumuz Öztürk Serengil (Şepkeee) ve Suzan Avcı oynamıştır. (filmin masal kahramanı keloğlan üzerine olup olmadığından şüpheliyim ama neyse!) 1971 yılına gelindiğinde 3 keloğlan filmi birden çekilir. Şimdilerde ‘Şu Çılgın Türkler” kitabıyla ortalığı kasıp kavuran Turgut Özakman’ın senaryosunu yazdığı, Süreyya Duru’nun yönettiği ve Rüştü Asyalı’nın oynadığı Keloğlan o dönemde beklenmedik ölçüde iş yapar. Ardından devam filmleri gelir. Keloğlan Aramızda’yı Sırrı Gültekin çeker. Gültekin, bu filmi bir masal filmi olmaktan çıkarıp günümüze uyarlar. Seks komedilerinin furya haline geldiği 70′li yıllarda O. Nuri Ergün bu fırsattan yararlanmak ister ve Rüştü Asyalı’yı Arzu Okay’la oynatır. 1975 yılında çevirilen filmin ismi ‘Keloğlan İş Peşinde‘dir… (Sinematürk veritabanında adı yanlışlıkla … İz Peşinde olarak geçmiştir. Filmin bazı afiş ve lobilerinde de … İş Başında olarak gözükmektedir.) Senaryo yine Özakman’a aittir ama Keloğlan bu kez erotik bir masalın ve bir de Okay’ın yatağının içindedir… Devamını oku
İlk Kadınlar, İlk Sansür
Yazan: Murat Tolga Şen 24 Şubat 2009
Kategori: X-Yeşilçam
Fuat Uzkınay tarafından 14 Kasım 1914′de çekilen, ya da daha doğru bir deyimle filme alınan ‘Ayastefanos’un Yıkılışı‘, sinema tarihçileri tarafından Türk sinemasının doğum tarihi olarak kabul edilir. Yine aynı tarihçiler 1917 yılında yönetmenliğini Sedat Simavi’nin yaptığı ‘Pençe‘ isimli filmi de Türk sinemasında cinselliğin işlendiği ilk film olarak görüyorlar. Pençe ayrıca, Türk sinema tarihinin ilk öykülü filmi… Servet~i Fünun yazarlarından Mehmet Rauf’un aynı adlı dört perdelik oyunundan uyarlanan bu ilk öykülü film, bulanık bir biçimde de olsa, evlilik karşıtı, serbest ‘aşk’ yanlısı bir tutuma sahipti. Gösterime girdiği dönemin egemen ahlakı göz önünde bulundurulacak olursa oldukça cüretkâr’ sahneler de içeren Pençe’yi, Türk sinemasının henüz bebeklik dönemindeyken yaşadığı ilk erotik deneyim’ olarak kabul etmek mümkün.
Buna rağmen Pençe, belkide dönemin karmaşık siyasal koşulları nedeniyle sansüre konu olan bir film olmadı. Türk sineması ilk sansürle 5 yaşında, 1919 yapım ‘Mürebbiye‘ filmi ile tanıştı, ismi bile ironik bir biçimde sansürü çağrıştıran bu filmi, Ahmet Fehim, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın yine aynı adlı romanından uyarlayarak yönetmişti.
Ahlaki olduğu kadar siyasi bir niteliğe de bulunan bu ilk sansür, İstanbul’daki Fransız işgal kuvvetlerinin komutanı Franchet d’Esperey tarafından, filmin aşüfte mürebbiyesi Anjel’in bir Fransız olması gerekçe gösterilerek uygulandı. Gerçekten de ahlaksız mürebbiye rolünde mükemmel bir performans sergileyerek rolünü adeta yaşayan Madam Kalitea, bir Türk ailesinin yanına girdikten hemen sonra bütün bir ev ahalisini ayartmayı başarıyordu. Bu durumdan gocunan’ d’Esperey filmin gösterilmesini ve Anadolu’ya gönderilmesini yasakladı.
Zamanın kadın imgesine uygun balıketi fiziğiyle Madam Kalitea aynı zamanda Türk sinemasının ilk öpüşen kadın oyuncusudur. Ancak bir Türk filminde oynayan ilk kadın oyuncu bir başkası; Pençe filminin iki kadın oyuncusundan birisi, Eliza Binemeciyan. Doğal olarak ortalıkta dolaşmaları bile abes sayılan Müslüman Türk kadınlarının bu tür ilklere öncülük etmeleri beklenemezdi. Azınlık Türk kadınları ve Beyaz Ruslar, çocukluk dönemi boyunca Türk sinemasının her türlü kadın gereksinimini karşılayan iki ana kaynağı oluşturacaktı. Devamını oku
Oscar’lar Sahiplerini Buldu
Yazan: Masis Üşenmez 23 Şubat 2009
Kategori: Haber - Etkinlik
81. Oscar Ödül töreni Türkiye saati ile sabah 7 gibi sonuçlandı. İşte merakla beklenen sonuçlar NTVMSNBC’nin video linkleri ile karşınızda. Özellikle Danny Boyle’u bu büyük başarısından dolayı kutlar, ancak bu noktaya gelmesini sağlayan kendine has tarzını ileriki projelerinde para için terk etmemesini dileriz. Heath Ledger ise içimizde kanayan bir yara. Tekrar Allah rahmet eylesin.
OSCARLAR’IN SAHİPLERİ:
EN İYİ FİLM
Video: Slumdog Millionaire
EN İYİ YÖNETMEN
Video: Danny Boyle (Slumdog Millionaire)
EN İYİ KADIN OYUNCU
Video: Kate Winslet (The Reader)
EN İYİ ERKEK OYUNCU
Video: Sean Penn (Milk)
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU
Video: Penélope Cruz (Vicky Cristina Barcelona)
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU
Video: Heath Ledger (The Dark Knight)
EN İYİ ÖZGÜN SENARYO
Video: Dustin Lance Black (Milk)
EN İYİ UYARLAMA SENARYO
Video: Simon Beaufoy (Slumdog Millionare)
EN İYİ ANİMASYON FİLM
Video: Andrew Stanton (Wall-E)
EN İYİ KISA ANİMASYON FİLM
Video: Kunio Kato (La Masion En Petit Cubes)
EN İYİ SANAT YÖNETMENİ
Video: Donald Graham Burt (The Curious Case of Benjamin Button)
EN İYİ KOSTÜM
Video: Michael O’Connor (The Duchess)
EN İYİ MAKYAJ
Video: Greg Cannom (The Curious Case of Benjamin Button)
EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ
Video: Anthony Dod Mantle (Slumdog Millionaire)
EN İYİ KISA FİLM
Video: Jochen Alexander Freydank (Spielzeugland)
EN İYİ BELGESEL VE KISA BELGESEL
Video: James Marsh ve Simon Chinn (Man On Wire) ve Megan Mylan (Smile Pinki)
EN İYİ GÖRSEL EFEKT
Video: Eric Barba, Steve Preeg, Burt Dalton ve Craig Barron (The Curious Case of Benjamin Button)
EN İYİ SES MONTAJI VE MİKSAJI
Video: Richard King (The Dark Knight) ve Ian Tapp, Richard Pryke ve Resul Pookutty (Slumdog Millionare)
EN İYİ KURGU
Video: Chris Dickens (Slumdog Millionare)
EN İYİ FİLM MÜZİĞİ
Video: A.R. Rahman (Slumdog Millionare)
EN İYİ ŞARKI
Video: “O Saya” A.R. Rahman ve Maya Arulpragasam (Slumdog Millionare)
ÖZEL ÖDÜL
Video: Jerry Lewis
EN İYİ YABANCI FİLM
Yojiro Takita (Departures-Japonya)
Disko Kralı İzlenimleri
Yazan: Murat Tolga Şen 22 Şubat 2009
Kategori: Haber - Etkinlik
İnsanlık için küçük ama Türk Blogculuğu için büyük bir adımı dün gece hepinizin desteğini hissederek attık arkadaşlar…
Perşembe akşamı “Disko Kralı” ekibinden Aziz Kedi’den aldığım davet postası ile başlayan canlı yayın macerası Pazar sabaha karşı nihayetlendi. Oldukça hoş ve heyecanlı bir deneyimdi. Öncelikle Okan Bayülgen ve ekibinin etiket isimler dışında bir alan açarak bir “Öteki”ne şans tanıması müthiş duyarlılık ve incelikti…
Tema “70′ler seks furyası” ve amaç da bu filmlerle ve bunları yapanlarla barışabilmekti ama benim de kuliste monitörden seyrettiğim kadarıyla konu biraz başka bir yerlere ve yine bu filmleri eleştirme ve günah yükleme noktasına geldi ki masada bu filmleri izlemeyi seven kimse olmadığı için ve ben de henüz masaya oturamadığım için “erotikler” yine yetim ve yıpratılmış olarak kaldı.
Israrla ve üstüne basarak söylemek istediğim şu; Bizler bu filmleri, en azından 1973–1978 arasında çekilmiş olanları severek ve eğlenerek izliyoruz. 70′leri anlamak için ille de bu filmlerin mutlaka görülmesi ve bundan da utanılmaması gerektiğine inanıyoruz. O dönemde Dünyanın her yerinde bu filmlerin çekildiğini, umuma açık olarak gösterildiğini, bunun sadece bize özel bir durum olmadığını ve halkı Müslüman olan Endonezya’ların bile bu filmleri çekerek hem de müthiş bir şiddet ile birleştirerek dünya pazarına sunduklarını, (W.I.P filmleri) Türk sinemasında ise asla bu kadar uç durumların yaşanmadığını herkes bilsin istiyoruz. Ayrıca Türk sinemasının en verimli dönemi kesinlikle 70′li yıllardır. Bitiş ve tükeniş 80′lerin kabahatidir iddiamızı da yeniliyoruz. Bazı elit sinema yazarlarının iddia ettiğinin aksine Türk sineması bu filmler yüzünden felakete sürüklenip yok olmanın eşiğine gelmemiştir. Bu filmlerin çekildiği yıllar aynı zamanda şu an hepsi klasik olmuş ve zamanında iyi gişeler yapmış “Selvi Boylum Al Yazmalım”, “Hababam Sınıfı”, “Sürü”, “Tosun Paşa”, “Çöpcüler Kralı”, “Tosun Paşa”, “Neşeli Günler”, “Sultan” la örnekleyeceğimiz özenli işlerin yapıldığı yıllardır. Türk sineması asıl darbeyi 12 Eylül darbesi ile gelen sıkıyönetim uygulaması ve video’dan almıştır. İlle de sinemamız için katil aranıyorsa, bu suçu rahatlıkla video ve bu medya için çekilen 16mm Arabesk furyası filmlerine atabiliriz. O dönem bazı yönetmenlerin nedense ısrarla çektiği “hiç bir şey söylemeden çok şey anlatma iddiasındaki “bunalımlı” filmlerimiz de seyirciyi salonlardan hepten uzaklaştırmış ve video’nun ekmeğine yağ sürmüştür. 70′lerde kapanan salon yoktur ama 80′lerin sonunda bir kaç büyük il dışında neredeyse sinema salonu kalmamıştır.
Orada dile getiremediğim önemli bir husus da şu idi arkadaşlar: Aradan geçen bunca zamandan sonra bu filmleri iyi ya da kötü olarak değerlendirmek çok güç. Çünkü popüler kültür bu malzemeyi başkalaştırdı ve kıymetlendirdi. Leyla İbar’ın da tez konusu olarak seçtiği üzere bu filmler artık bir mastürbasyon malzemesi değil inceleme konusu… Bizler bir zamanlar “Jiletcilerin şarkıcısı” olarak yerin dibine soktuğumuz Müslüm Gürses’e bile şans verip onu elitleştirmişken neden aynını bu insanlara da yapmayalım. Tarantino’nun şaheseri Kill Bill’in çıkış noktası, uçmalı, kaçmalı Hong Kong aksiyonları (Wuxia) değilmidir? Ya ünlü “Parlayan Hançerler”… Sanat daima bir etkileşim içindedir. 70′lerin bu lanetli malzemesinden çok acayip ve kıymetli şeyler çıkarabilecek yeni sanatçılara cesaret vermek adına bile artık o dönemi ve oyuncularını itip kakmayı bir kenara bırakmalıyız. (bknz: Çağan Irmak “Çizgisiz Zamanlar – Kabuslar Evi”)
Günümüzde içinde seks olmayan bayağılıklara bu kadar pirim veren bir toplumun sadece “cinsellik” mefhumu yüzünden bu dönemi toptan reddetmesini çok da dürüst bulmuyorum. “Parçala Behçet”in 1972′de Konya’da yapılan galasına katılan 7000 kişiye bunu tekrar tekrar anlatmak isterdim.
Öteki Sinema, merhaba dediği ilk günden bu yana, Okan Bayülgen’in de dilediği şekilde kendi sineması ile barışık ve bu misyonunu da fırsat verildiği her alanda cesurca ve dile getirmek niyetinde… İsterdim ki o masada Rahmetli Metin Demirhan ağabeyimiz, türün gerçek aksakalı Giovanni Scognamillo üstadımız, (kendisi rahatsızlığı sebebiyle katılamamış) özellikle kadın oyuncularla pek çok söyleşi yapmış olan sevgili mizah yazarı Cihan Demirci olsun ve bu filmleri sevenleriyle konuşarak insanlara ne olup olmadıklarını anlatabilelim.
Programda söyleyemesek de 70′ler erotiklerini ve bu filmlerde oynayan oyuncuları çok seviyoruz. Arzu Okay, Zerrin Egeliler, Zafir Seba, Alev Altın, Figen Han, Dilber Ay, Feri Cansel, Meltem Işık, Necla Fide, Elif Pektaş, Aydemir akbaş, Hadi Çaman, Bülent Kayabaş, Ali Poyrazoğlu, Mete İnselel, Sermet Serdengeçti namında adını sayamadığımız daha onlarca oyuncuya 70′ler sinemasına anlam katıp o yılları bizler için unutulmaz yapmalarından dolayı çok teşekkür ediyoruz. Başkaları belki anlamaz ama bizim o oynatılmaktan harap olmuş filmlerin bir yerinde çocukluğumuz, gençliğimiz, çok acayip anılarımız saklı…
Dün gece yayına girdiğimiz anda “Öteki Sinema” aynı anda 984 ziyaretçiyi ağırlayarak bir rekor kırdı. Okan Bayülgen hepimiz için büyük bir fırsat yarattı ve türü merak edenler, gerçekten anlamak isteyenler için doğru bir adres göstermiş oldu. Tabi programda yer bulmamız ve söz almamız çok önemli olmasına rağmen blog ruhundan ve paylaşımcılığından ödün vermemekte kararlıyız. Daha gayretli olmak için çok güzel bir isteklendirme oldu ama “en iyi sinema sitesiyiz!” gibi bir iddiaya asla sahip değiliz. Zaten ne demişler:

“Gelecekte herkes 15 dakika ünlü olacak” Andy Warhol
Son noktada bu müthiş fırsat için Okan Bayülgen ve Disko Kralı ekibinden Aziz Kedi’ye, inanılmaz zerafeti ve müthiş sıcaklığı için gerçek bir Atatürk kadını olan Mine Soley’e, o döneme, ahlaklı ama ahlakçı olmayan yaklaşımı için Hakkı Devrim’e, cesareti ve müthiş anıları için harbi delikanlı Aydemir Akbaş’a, türü inceleyip ciddi bir döküm çıkartan Leyla İbar’a ve Nebil Özgentürk’e samimiyetle teşekkür ederim.
Tüm “Öteki”ler adına, Murat Tolga Şen






















