Wanted: Aksiyon filmine acele kan aranıyor
Yazan: Kaan Zanbakcı 23 Mart 2009
Kategori: Film İncelemeleri, Son Yazılarımız
Nicedir bir soğuk savaş var film yapımcılarıyla aramızda. Onlar diyorlar ki “bak süper aksiyon yaptık, kamerayı en olmayacak yerlere soktuk, bir de utanmadan olayların ıncığını cıncığını ağır çekimde gösterdik, izlerken kendinden geçeceksin.” Ben de cevap veriyorum: “Tamam, bunları yapmışsınız da hikâye nerede?” Yanlış anlaşılmasın, sinemada aksiyonun estetiğiyle bir alıp veremediğim yok. Hatta hoşuma da gider ama sırf ağır çekim hareketlerin estetiğinden oluşan filmler de pek çekilmiyor. O kadar saat koltukta oturup estetik seyretmek istediğimde baleye gidiyorum zaten. O yüzden bu şahane aksiyon sahneleri benim gözümü boyayamıyor, filmin kusurlarını örtemiyor.
Wanted, ümit vaat eden bir konuya sahip. Wesley Gibson silik bir insandır. Kendi de bunu kabullenmiş, hayatını boşa harcamaktadır. Adını Google’da arattığında bile hiç sonuç çıkmamaktadır ki bir insanın toplum nazarında var olmadığını anlatmanın bundan daha pratik bir yolu yoktur herhalde. İşyerinde ezilmektedir, en yakın arkadaşı sevgilisiyle sevişmektedir, üstelik sevişmek için gereken ertesi gün hapı, prezervatif gibi ihtiyaçların parasını Gibson’a ödetmekte sakınca görmeyecek kadar da yüzsüzdür. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Gibson, bir de panik atak hastasıdır ve sürekli ilaç kullanmaktadır. Birbirine benzeyen günlerin birinde yine ilacını alırken Wesley’in yanına Fox adında esrarengiz bir kadın yanaşır ve 7 günlükken evi terk eden babasının öldüğünü söyler. Wesley Gibson henüz bunun şokunu atlatamadan saldırıya uğrar. Fox, Wesley’i kurtarır ve 1000 yıllık bir suikast timi olan Cemiyet’e ait binalardan birine götürür. Burada aslında hasta olmadığını, Cemiyet’e katılabilecek çok özel insanlardan biri olduğunu öğrenen Gibson, ilk önce itiraz etmesine rağmen Cemiyet’e katılır. Çıktığı bu yolculukta özgüvenini kazanacak, babasının intikamını alacak, kısacası Cemiyet’in verdiği eğitimin de yardımıyla bir taşla kuş katliamı yapacaktır. Devamını oku
Watchmen: 11 Eylül Dünya’yı Birleştirebilir mi?
Yazan: Kaan Zanbakcı 23 Mart 2009
Kategori: Film İncelemeleri, Son Yazılarımız

Çizgi romanları biraz geç fark ettim ben. Fark ettiğimdeyse genellikle GI Joe zehirlenmesine maruz kaldım. Çizgi romanlara ilgimi ayakta tutanlar genellikle Avrupa menşeli olanlardı. Teksas, Tommiks, Asteriks gibi. Amerika’daysa iki büyük çizgi roman yayıncısı, DC ve Marvel arasında on yıllar süren bir çekişme vardı. İlla taraf olmak gerekir mi bilmiyorum ama DC’nin kahramanları ve “dünyası” bana her zaman daha gerçek gelmiştir. Belki de tehlikenin yüzüne gülen Örümcek Adam’dan veya aile içi sorunlarla uğraşan Fantastik Dörtlü’den ziyade Batman gibi kendiyle boğuşan, nispeten karanlık kahramanlar bana daha çekici geldiğindendir. DC’nin süper kahraman parodisi Justice League bile yeri geldiğinde son derece karanlık olabilir (Despero diyorum, başka da bir şey demiyorum). Çizgi roman dünyasına Dark Horse gibi bağımsız şirketlerin girmesi, DC’nin Vertigo’yu yavrulaması gibi gelişmeler, Amerikan çizgi roman piyasasını iki kutuplu çekişmeden kurtarmış olabilir ama DC’yle Marvel 2000′li yıllarda yeni bir çatışma alanı bulmuş gibi görünüyorlar: Sinema. Devamını oku
Teen Slasher Çılgınlığı
Yazan: Ezgi Aksoy 23 Mart 2009
Kategori: Kavram - Kuram
“Baltamın ucundan memen sarkıyor güzelim!”
Memeleri beyninden en az beş kat daha büyük olan sarışın dilber, son derece değerli servetini hoplata hoplata ve korkudan delirmiş bir halde koşturuyor, orgazm anını hatırlatan çığlıklar atıyor… Çünkü elinde elektrikli testeresiyle, sakin sakin yürüyen maskeli manyak bir katil var peşinde. Ve genç kızımızı takibe başlamadan az önce, kızın üstünden aldığı sevişken er kişiyi tereddütsüz doğramış. Katil, sakin; katil yürüyor. Çünkü önünde çaresiz bir sıçan gibi koşturan mercimek beyinliyi yakalayacağından adı gibi emin. Ve seyirci; televizyonun karşısında, cips yerken ve bira içerken, sarışın dilberin kanının etrafa saçılmasını izleyerek zevke geliyor ve patates cipsine biraz daha ketçap döküyor. Çünkü aslında, ekrandaki katilin maskesinin altında, elinde birası ekran karşısında oturan adamın hin yüzü var! Devamını oku
Sezarın Hakkı…
Yazan: Murat Tolga Şen 23 Mart 2009
Kategori: Kavram - Kuram
Öteki Sinema’nın ve sinema bloglarının hamisi Ali Murat Güven abimiz, sinema yazan bir blogcu olarak ne zamandır içimize attığımız her şeyi müthiş bir empati ile dile getirmiş ve İnternette sinema yazmanın önemini öngörülü bir şekilde onurlandırmış… Kendisine her daim çok müteşekkiriz. Altta yazının tamamını ve Yeni Şafak gazetesinde ki linkini bulabilirsiniz
İnternet medyasını ciddiye almayan ‘demode sinemacılar’
ALİ MURAT GÜVEN alimuratg@yahoo.com
Benim kuşağıma mensup sinefillerin, “sinema kültürü”ne susamışlıklarını giderebilmek ve bu alandaki bilgi birikimlerini zenginleştirebilmek için, günlük gazetelerdeki film eleştirilerini okumak haricinde neredeyse tek bir seçenekleri vardı. O da -pek çoğu bir kaç sayı çıktıktan sonra kitlesel ilgisizlikten dolayı kapanan- aylık sinema dergilerini takip etmek… Devamını oku
Caner Canerik’den: Pirdesur – Kırmızı Köprü
Yazan: Murat Tolga Şen 22 Mart 2009
Kategori: Haber - Etkinlik
Yönetmen Caner Canerik’in 2008 Yılında çekmiş olduğu ve Kasım ayı içerisinde tamamlanan Pırdesur – Kırmızıköprü adlı belgesel film çalışması, 1001 Belgesel film festivali, Ankara Film Festivali’nin ardından 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali bünyesinde 16 Nisan 2009 Tarihinde gösterilecek…
Türkiye’nin özellikle 1990’lı yıllardan itibaren Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yaşanan iç göç büyük trajedileri de beraberinde getirdi. Milyonlarca insan, her biri farklı bir sabah ansızın, tüm birikimini bırakarak hiç tanımadıkları, bir kat yatak alarak bilmedikleri kentlere göç ettirildi. Türkiye tarihinde yaşanan en önemli bu iç göç olayına ilişkin yetersiz olmakla birlikte bir çok araştırma yapıldı, sorun ve çözümü konusunda fikirler geliştirildi. Göç eden insanlar yeni mekanlarıyla entegrasyonda sıkıntılı bir sürecin ardından başarılı oldular. Ancak, göçün verildiği mekanlar ve insanlar üzerine ciddi araştırmalar ve incelemeler yapılmadı. Göç, edilen kentlerin çok önemli maddi ve manevi birikimlerini de birlikte alıp götürdü.
“Pırdesur” Belgeseli, nüfus yapısına oranla en fazla göçü veren illerden olan Tunceli’nin Pülümür ilçesine bağlı Kırmızıköprü köyünde, göç etmeyen ve tüm sıkıntılara rağmen yaşamayı sürdüren insanların hayatlarının en sıkıntılı dönemlerini yaşadıkları kış sürecini aktarıyor. Kar yağmadan önce, tüm sıkıntılara rağmen mutlu bir hayat süren köylülerin yaşamı kar yağışıyla birlikte büyük bir çileye dönüşür. Karın yağdığı ilk gün yola çığ düşer ve yollar kapanır. İkinci gün elektriklerle birlikte adeta köyün tüm dünyayla bağlantısı kesilir. Karayolları ekiplerinin mazotları biter, onlarca sürücü ve yolcu yollarda mahsur kalır ve köylülerin yardımıyla kurtarılır. Ancak, bu sefer de yiyecek sıkıntısı başlar. Olaylar birbirini izler ve tüm aksilikler bir haftalık süre içerisinde adeta çığ olur ve insanların başlarına yağar. Devamını oku






















