Thriller en grym film (1974)

İsveç sinema tarihinde tamamen sansürlenip yasaklanan ilk film!

İskandinavya’dan pislik filmler serime, Thriller en grym film (1974) ile başlamak istedim. Mega-ucuz bütçeli, tecavüz ve intikam temalı istismar filmleri kategorsinde, Last House on The Left (1972), I Spit On Your Grave (1978) ve Ms.45 (1981) gibi klasiklerin yanında hepimizin kütüphanesinde yer alması gereken bir film Thriller en grym film. Hatta belki bu kategoride benim favorim bile diyebilirim Thriller için.

download

Küçük bir kız tecavüze uğradıktan sonra olayın şokuyla dilsiz olur. Aradan yıllar geçer, kız büyür güzelleşir ve birgün otostop yaparken arabasına bindiği yakışıklı bir genç tarafından hayatının ikinci büyük felaketine doğru yol almaya başlar… Filmin konusu çok kısaca böyle… Bundan sonrası türlü mantık hatalarıyla, kötü oyunculuklarla, komik derecede kötü seslendirmelerle, hardcore seks sahneleri, araba kovalamacaları, karate dersleri ve birkaç hatrı sayılır vahşet sahnesiyle devam ediyor. Sonuç: 70′lerin İskandinav sömürü filmlerinden beklenen şekilde, yer yer son derece sanatkarhane bir sinematografiyle, yer yer akıl almayacak derecede zayıf b-film unsurlarıyla, kendine has, enteresan, şoke edici ve cazibeli bir çöp film. Devamını oku

gölge 20. sayı yayında

Yazan: 30 Nisan 2009  
Kategori: Haber - Etkinlik

Gölge Dergi 20. sayısıyla huzurlarınızda. Bu sayıda Gökcan Şahin’den “Kalem Kılıçtan Keskindir”, Sadık Yemni’den “Birinci Reklamkeş Cinayeti”, Mustafa Emre Özgen’den “Takım Elbiseli Adam II”, Serdar Kökçeoğlu’dan “Ekstra İnce, Ekstra Hassas” ve Oğuz Özteker’den “Kadın Telefon Etmezse” öyküleri yer alıyor.

termi1Mustafa Göçer’in 3M+T’nin ikinci bölümü ile Onur Diler’den Düş Kapanı çizgi romanları da yine bu sayımızda.

Masis Üşenmez bizi SkyNET’le bağlantıya geçirip Terminatör’ün bahsini “Terminatör Will Be Back!” yazısıyla açarken, İlker Altın pop sürrealizmin kimliğini “Lowbrow Art” ile ortaya koyuyor. Barış Saydam ise soyulmanın hazzını “The Pleasure of Being Robbed” yazısında inceliyor. Hasan Nadir Derin tüm karizmasına karşın Wolverine’in aslında bir müzikal oyuncusu olduğunu “Müzikallerden Hollywood Yıldızlığına” adlı Hugh Jackman yazısıyla gösteriyor.

Yazar Erol Çelik’i “Her İnsanın Karanlık Bir Dünyası Vardır…” yazısıyla kendi kaleminden okuyoruz. Ayrıca Bihter Küçük “Kozanın Tereddütü” adlı kitabı inceliyor. Ankara’nın festival günlüğünü Hasan Nadir Derin “Başkentte Sinema Dolu Bir Ay” yazısıyla sizler için tutuyor.

Gölge e-Dergi 20. sayıyı PDF olarak okumak isterseniz buradan indirebilirsiniz.
http://www.facebook.com/l/b24c7;http://rapidshare.com/files/227068021/golge20.pdf

Gölge e-Dergi 20. sayıyı flash olarak okumak isterseniz buradan indirebilirsiniz.
http://www.facebook.com/l/b24c7;http://hayalsaati.com/index.php?option=com_flippingbook&Itemid=69v

İyi okumalar…

Reblog this post [with Zemanta]

Mad Max (1980)

Çocukluğumda bir yazlık sinemada Yolların Savaşçısı ile başlayan Mad Max saplantım aradan geçen onlarca yıla rağmen hiçbir hayal kırıklığına uğramış değil. VHS döneminde WB logolu kasetler arasından itina ile seçtiğim ve ilk bölümünün piyasaya çıkması için 1989 yazını beklemek zorunda kaldığım bu üçlemeyi teknolojinin bizlere sunduğu her tür film formatı ile tekrardan yenilemekten zevk alıyorum.

mad_mx

Mad Max benim için bir çocukluk kahramanı olarak değil yaşam boyu onur ödülü vereceğim bir kahraman olarak yaşamaya devam etmektedir. Çocukken çok zevk alarak izleyip bugün sadece vakit kaybı olarak gördüğüm onlarca film ve kahramancık varken, Max’in kendine has özellikleri ve özellikle Rocker – Punk kötü adamları, kendine has ve bugünde varlığını korumaya devam eden moda yaklaşımları, her daim yarın içinde bir güzelliği içinde barındırabileceğini bana düşündürmekte…

Post apokaliptik bir çağa göz kırparken, son süratle tüm oburluğuyla benzin yakmaktan çekinmeyen 8 silindirli araçlar ve motosikletlerin vendetta temalarıyla süslenmiş macerasının perde arkasında ki notlarını Öteki Sinema sayfalarında sizlerle paylaşmak istiyorum; Devamını oku

Ninja Scroll (1993)

Ninja Scroll (1993) için gelmiş geçmiş en favori çizgi filmimdir diyebilirim. O kadar hastası olmuştum ki ilk izlediğimde, akabinde bir anda hayatımdaki en önemli şeylerden biri ‘anime’ oluvermişti. O zamanlar ‘Uluslararası Finans’ okumakta olduğum Bilgi Üniversitesi’nde birkaç arkadaşımı toplayıp bir “Anime Kulübü” bile açmıştım. Hiçbir film gösterimi falan, hiçbirşey yapamadık o kulüple, ezildik, yok olduk orası ayrı… Neyse, Akira (1988) ve Ghost In The Shell (1995) ile beraber Japon ‘anime’lerinin batı dünyasında patlamasına sebep olan 3 büyük filmden biridir Ninja Scroll.

jubei_flames_small

Hikayemiz şöyle… Ortaçağ feodal Japonya’sında yalnız başına, köyden köye ülkeyi gezen ve yardıma muhtaçlara çok ufak paralar karşılığı yardım eden bir efendisiz samuray vardır… Sinema tarihinin tartışmasız en karizmatik karakterlerinden biri: Jubei Ninpucho! Ninja Scroll‘un Jubei’si, Japon folk kültüründeki efsanevi halk kahramanı Yagyū Jūbei Mitsuyoshi karakterine bir gönderme. Son derece mütevazi ve sessiz bir karakter olan Jubei, karşısına ona meydan okuyan biri çıktığında ise hiç beklenmedik bir hız ve güç ile düşmanlarını alt eden bir olüm makinasına dönüşüyor. Bu filmi ilk izlediğimde beni en çok etkileyen şey, dövüş sahnelerinin çok kısa sürmesiydi. İki samuray ellerinde kılıç çın çın çın kırk saat kılıçlarını birbirlerine vurup aradan birbirlerine tekme falan atmıyorlar. İki rakip birbirini uzun süre tartıyor ve bir anda ikisi de hareket ediveriyor. Şimşek gibi bir anime anlatımıyle ile birlikte, bir bakıyorsunuz taraflardan biri çoktan kanlar içinde kalmış bile. Hakikaten bir kılıç dövüşünün doğasını çok iyi yakalamış, ve tabi bir o kadar da abartılı ve destansı bir anlatımı var Ninja Scroll‘un. Filmin her karesine kesinlikle zen felsefesinde bir aksyon anlayışı hakim. Bu benzersiz destan içerisinde seyirciyi baştan çıkarıcı dilberler, korkunç iblisler, akla hayale gelmeyecek türlü sapkınlıklar, kötülükler ve bir de hatrı sayılır dokunaklıkta bir aşk hikayesi bekliyor.

Jubei’nin karşısında ise “8 Devils of Kimon” isimli bir çete var. Herbiri birbirinden daha güçlü, daha acımasız, daha kurnaz ve daha tahmin edilemez 8 korkunç kötü karakter. Her karakterin insan üstü bazı güçleri var. 90′ların Japon 2D dövüş oyunundaki karakterler gibi (mesela kült klasik: Samurai Showdown I -II-III-IV) Bu 8 Devils of Kimon’daki karakterlerin de herbirinin karizması neredeyse Jubei ile yarışacak düzeyde.  Ninja Scroll’da zaten her bir karakter başlı başına bir filme konu olabilcek kalibrede. Hani film bittikten sonra arkadaşlar arasında “Senin en sevdiğin karakter kimdi? Bence en iyisi şuydu buydu.” cinsinden uzun uzun güzel sohbetlere gidecek cinsten…

snapshots_ninja_scroll3-682x10241

Günümüzde ortalığı kasıp kavuran Afro Samurai‘ın (2007) en büyük ilham kaynaklarından biri, hatta birincisi Ninja Scroll‘dur herhalde yanlış olmaz. Tarz ve anlatım olarak büyük benzerlikler aşikar. Bu tarz ve anlatım için Kawajiri büyük bir övgüyü hakediyor. Ninja Scroll‘un yazarı ve yönetmeni Yoshiaki Kawajiri gerçekten büyük bir usta. Anlatımı, karakterleri, hikaye kurgusu tam anlamıyla baş döndürücü. Kawajiri’nin Wicked City (1987) ve Vampire Hunter D: Bloodlust (2000) filmlerini de şiddetle tavsiye ederim. Hele Vampire Hunter D: Bloodlust, benim için nerdeyse Ninja Scroll kadar değerli. (Vampire Hunter D ve Vampire Hunter D: Bloodlust diye iki ayrı film var. Bu bahsettiğim Kawajirinin’ki, yani devam filmi olan Bloodlust) Kawajiri aynı zamanda bir Anime başyapıtı olan Animatrix‘teki (2003) “Program” isimli, hani o Japonya’da kırmızı çatılarda geçen kılıç dövüşlü bölümün de yönetmeni.

fghNinja Scroll, Batı dünyasını 90′larda hakikaten şoke etmiş yabancı filmlerden biri. (Hatta imdb’deki rivayete göre film Japonya’da batı dünyasındaki kadar meşhur değilmiş). Bir çizgi filmden beklenmeyecek derece karanlık ve sert bir mizacı var. Ayrıca filmde cinsellik çok ön planda. Hardcore seks sahneleri yok ama, çok cüretkar sapkın sahneler var. Vahşet sahnelerinde ise film son derece acımasız ve hiçkimsenin gözünün yaşına bakmayan bir tarzda yine. Yani normal olarak bir filmde bir karakter anlatılırken bu karakterin birçok detayı varsa uzun uzun bu karaktere zaman harcar film. Ninja Scroll‘da ise seyirci bir karakteri tanıdıktan saniyeler sonra karakter bir andan paramparça olabiliyor. Bazı dövüş sahnelerini geri sarıp tekrar tekrar izleyen arkadaşlarımı biliyorum o sahnede tam ne olduğunu anlamak için. Filmin anlatımındaki sivrilik ve abartı, daha önce de belirttiğim gibi zen seviyesinde bir çekicilik veriyor filme. Ninja Scroll, ilk defa İngiltere’de ancak 52 saniyelik bir kesintiyle dvd piyasasında kendine yer bulabilmiş. Neyse ki şimdi heryerde sansürsüz versiyonunu bulmak mümkün.

Hayatımda beni Ninja Scroll kadar etkilemiş bir 50 film daha ya vardır ya yoktur. Bu muhteşem anime’ye Öteki Sinema adına huzurlarınızda şapka çıkarıyorum…

ninja

1984 Tiyatroda!

Yazan: 29 Nisan 2009  
Kategori: Haber - Etkinlik

n80358375964_482Bugün sizlerle bir tiyatro oyununun bilgisini paylaşmak istedim. En önemli Distopya eserlerinden biri Artun Özsemerciyan yönetiminde GSÜ tiyatro topluluğu tarafından Tiyatroya aktarılmış. İmkanı olup da izlemeyen ne olsun?…

Tarih: Yaşanan bir aksaklık sonucu tarih belirsizmiş şu an
Zaman:
Yer:
Bahcesehir Universitesi Besiktas Kampusu
Besiktas
Istanbul, Turkey

“20. yüzyılın en önemli distopyalarından biri olan 1984, tarif ettiği geleceğin üzerinden çeyrek asır geçmiş olsa bile, günümüzü anlama ve geleceğimizi tayin etme açısından önemini korumaya devam ediyor. Orwellin yarattığı Okyanusya devletinin totaliter aygıtları ile bugünkü yaşantımızda karşılaştığımız baskıcı aygıtlar arasındaki sayısız benzerlikler, hepimizi bir kez daha durup düşünmeye, hayatımızı gözden geçirmeye davet ediyor…”

Yazan : George Orwell
Çeviren : Artun ÖZSEMERCİYAN
Yöneten : Artun ÖZSEMERCİYAN

Dramaturji : Ekip Çalışması
Dekor-Kostüm-Aksesuar : Ekip Çalışması
Işık Uygulama : Cemre YÜCEKÖK-Senem ÜNAL
Müzik Uygulama : Koray SARAÇOĞLU
Görüntü Uygulama : İpek URAL-Yüksel SENDAN
Yönetmen Yardımcıları : Cemre YÜCEKÖK-İpek URAL
Afiş-Broşür Tasarım : Artun ÖZSEMERCİYAN

Oynayanlar

Winston Smith : Ozan KÜREN
Julia : Eda ERMAN
O’Brien : Doğu Kaan ERASLAN
Parsons : Aycan UYGUN-Emirhan ALTUNKAYA
Syme : Ahmet KORAL
Koruma / Martin : Öner ADIYAMAN
Ev Sahibi Kadın – Fatma Yüksel SENDAN
Haberci : İpek URAL
Kahveci : Cemre YÜCEKÖK-Senem ÜNAL
Garson : Fatma AY

Büyük Birader’in Sesi : Mustafa EREN
Goldstein’in Sesi : Yiğit TUNA
Tele-ekran Sesi : Artun ÖZSEMERCİYAN
Gladys’in Sesi : Cemre YÜCEKÖK-İpek URAL

http://tiyatro.gsu.edu.tr

FACEBOOK EVENT

Sonraki sayfa »