The Boat That Rocked (2009)
Yazan: Murat Tolga Şen 25 Ağustos 2009
Kategori: Film İncelemeleri, Son Yazılarımız
İnternet tarayıcılarınızın ayarlarıyla oynamayın! Hala dibine kadar fantastik, korku, bilim kurgu ve istismar sineması yazmaktan rezilce bir zevk alan Öteki Sinema karasularındasınız… Bu defa çok mutlu ve hınzır bir filmi yazıyor olabiliriz ama türü ne olursa olsun “Öteki”nin peşindeyiz ve elimizdeki filmde sapına kadar öyle!
Bu filmi sevdim… Hem de çok sevdim. 36 yaşındaki evli ve çocuklu bir adamın ruhunun karanlık bir zindanında terkettiği anarşist genci uyandırmasından başka, “bir zamanlar yaşadığımız dünya”nın aslında şu an binbir sentetik enstrümanla sunulandan çok daha gerçek olduğunu anımsattığı için sevdim. Müzik dinlemenin hayatın anlamı olduğunu ve o anlamın gerçekten kuvvetli bir birleştirici ve özgürleştirici olduğunu hatırlattığı için sevdim. Plak çıtırtıları yüzünden sevdim. Din, otorite ve güvenliğin olmadığı bir izolasyonda dahi tuhaf da olsa ahlakın barınabileceğini gösterdiği için sevdim.
Bu sene Öteki Sinema için bir kaç büyük bütçe film kritiği yaptım; “Splinter”, “Transformers 2″, “Knowing”… Robotlar, uzaylı istilacılar, dünyanın sonu masalları… kocaman, boş, sentetik, naylon kokulu filmler… Bir çocuğun oburca eğlenme dürtüsünün para ile desteklenerek ittirilmiş halleri… İçlerinde taşıdıkları muhafazakar kodları ustaca bize yediren kırmızı elmalı cadılar…
Oysa “The Boat That Rocked – Rock’n roll Gemisi” tüm bu pisliği bünyeden kezzap içmişcesine atacak kadar kuvvetli bir film… Anarşizm’in her karesine sindiği, sevişmekten, içmekten ve sızmaktan korkmayan karakterlerin üzerinden verilen otoriteye karşı gerçek bir savaş destanı… Devamını oku
Poe’nun Kara Kedi’si…
Yazan: canevrenol 25 Ağustos 2009
Kategori: Kavram - Kuram
İlk olarak 1843 yılında yayınlanan ”Kara Kedi” (The Black Cat), Edgar Allan Poe’nun en ünlü kısa hikayelerinden biridir… Modern korku edebiyatının mihenk taşlarından biri olan ”Kara Kedi”nin en büyük özelliği, hikayenin anlatıcısının güvenilemezliğidir. Çünkü tıpkı yine Poe’nun Gammaz Yürek (Tell Tale Heart) hikayesindeki gibi, anlatıcı kendi akıl sağlığından şüphe etmekte ve bunu tekrar tekrar dile getirmektedir. Bir yandan da alkolün ve deliliğin pençesinde yavaş yavaş karanlığa kapılan ve korkunç eylemlere süreklenen anlatıcı, suçunu gizlemekte ve yakalanmayacağını düşünmektedir. Hikayede anlatılanların gerçek mi, yoksa anlatıcının sanrıları mı olduğunu yorumlamak okuyucuya kalmıştır… Hikayedeki kedi, belki de sadece anlatıcının vicdanını sembolize etmektedir. Alkol, delilik, ve doğaüstü bir etken şüphesi ise hikayenin asıl karakterleridir… Devamını oku
Inglourious Basterds (2009)
Yazan: Masis Üşenmez 25 Ağustos 2009
Kategori: Felaket Filmleri, Film İncelemeleri, Son Yazılarımız
Quentin Tarantino bazılarına göre b-sinema taklidi filmler çeken bir yönetmen olarak algılansa da 1990 sonrası modern sinemaya kattıkları yadsınamaz. Tamamen kendine özgü diyalog yoğun gerilimli sahneler ve sonrasında gelen şiddet ile seyirciyi ters yüz eden Tarantino, bir çok işinde gişede batsa da her zaman el üstünde olan bir yönetmen olmayı başardı.
Özellikle Jackie Brown (1997) gibi iyi bir filmin gişede iş yapmaması Tarantino’nun toparlanmak için uzun süre beklemesine neden oldu. Bu arada çıkardığı Kill Bill: Vol. 1 ve 2(2003-2004) ile bilindik uzak doğu dövüş filmlerine kendi diyalog tarzını ekleyerek yine yükselişe geçti.
Grindhouse (2007) projesi Death Proof ile tekrar B-sinema filmlere saygı duruşuna geçen Tarantino bir kez daha gişede istediğini alamasa da tarzını artık oturttuğunu cümle aleme göstermişti. Bir kere Tarantino sineması Reservoir Dogs (1992) istisnası dışında kadına verdiği değeri sürekli arttırıyordu. Uma Thurman gibi büyüleyici bir yıldız da bu yolda kendisine oldukça yardım etti. Devamını oku
Öteki Sultan…
Yazan: Murat Tolga Şen 23 Ağustos 2009
Kategori: Türk Sineması, X-Yeşilçam
Vedat Özdemiroğlu, Uykusuz’da ki köşesinde böyle bahsediyordu Zerrin Egeliler’den; Öteki Sultan…
Gerçekten de öyledir… Zerrin Egeliler, tartışmasız olarak Türk Sinemasının Öteki Sultanıdır çünkü tüm referansları ile “Sultan” olarak bilinen Türkan Şoray‘ın karanlık, kirli ve şehvetli bir aynadaki aksi gibidir.
Onu Arzu Okay dahil tüm diğer erotik oyunculardan ayıran temel nokta tıpkı Türkan Şoray gibi müthiş bir ifadeye sahip gözleridir. Hipnotize edici bakışları, sevişme sahnelerinde bile ilgiyi gözlerine kaydırır. Gözleriyle hiç konuşmadan oynayabilecek kadar jest yapabilen bir oyuncu olarak sadece “Erotik furyanın” ilgisini çekmiş olması Türk sineması adına gerçek bir kayıptır. Ben hep kendisinin 80′lerde başka bir oyunculuk kariyerine başlayabileceğini ve epey başarılı olabileceğini düşünürüm fakat o iyice dejenere olmuş bir ortamı 12 Eylül’ün bahanesiyle hepten terketmiş ve söylenene göre Köşk gazinosu’nun sahibi, Fahri Balcı ile evlenip Bursa’ya yerleşmiştir.
Combat Shock (1986)
Yazan: canevrenol 15 Ağustos 2009
Kategori: Film İncelemeleri, İstismar Sineması, Son Yazılarımız

Combat Shock (1986), 1980′lerin en önemli, unutulmuş, kült, bağımsız filmlerinden biri.
Hayatım boyunca izlediğim en depresif filmlerden biri olan Combat Shock, Vietnam sonrası eve dönen gazi Frankie’nin fakirlik ve sefalet içinde dipsiz bir kuyuya sürüklenişini anlatıyor. Combat Shock için Eraserhead (1977) kadar boğucu, Taxi Driver (1976) kadar inatçı bir film desek abartmış olmayız. Tabi Combat Shock’un çok ama çok düşük bir bütçeye sahip olduğunun da altını çizerek… Devamını oku























