2010’un En Kötü Filmlerini Seçiyoruz!

2010’un en kötü filmlerini seçiyoruz! Öteki Sinema olarak kendi sivri çizgimize uygun bir şey yapalım dedik ve aklımıza şu geldi; Türk sinemasının en kötülerini seçmek ve onları sanal ortamda ödüllendirmek… Her emeğin mutlaka bir takdiri olmalı, öyle değil mi ya! Seneye sinema sitesi yaparak para kazanabilirsek plaket bile yaptıracağız belki ama bu senenin ödülleri sanal!

1. Geleneksel! Ekşi Turşu – Kekremsi Bir Tat ödülleri adaylarını sinema yazarları ve Öteki Sinema okurlarına sorduk ve oy çokluğu ile her dalda aday filmleri belirledik. Ali Ulvi Uyanık, Sadi Çilingir, Alper Turgut ve Banu Bozdemir gibi değerli sinema kalemlerinin yanında pek çok Öteki yazarı ve okuru da seçici jürilik yaptı. Aslında sinema yazarları tarafında daha fazla katılım bekliyorduk ama anlaşılabilir sebeplerle o kısımdan fazla katılım gelmedi. Neyse ki biz kıymetli görüşleri almayı başardık. Değerlendirmeye 2009-2010 sezonunda gösterime girmiş filmleri aldık ve elimizden geldiğince katılımcı ve demokratik bir yapılanma ile gelenekselleşmesini düşündüğümüz bu etkinliği başlatalım istedik.

Bu görüşlerle belirlenen adaylıklar, Öteki Sinema okur jürisinin ilgisine aşağıda sunulmuştur. Herkes yönetmen, oyuncu olmak zorunda değil. Türk sinema seyircisinin kobaylığı azalarak bitsin artık diyoruz ve kimseyi gücendirmek için değil, Türk sinemacılarını kaliteli işlere yönlendirmek adına bir hevesle Ödül anketimizi başlatıyoruz.

Her dal için ayrı anket  sunulmuştur, tek tek oylamanızı rica ederiz.

Film Adaylıkları


En Kötü Ticari Film / Hap Yap Para Kap!

  • Recep İvedik 3 (52%, 356 oyla)
  • Pak Panter (19%, 127 oyla)
  • Harbi Define (13%, 88 oyla)
  • Gelecekten Bir Gün (12%, 84 oyla)
  • Uçan Melekler (5%, 37 oyla)

Toplam Oy Sayısı: 682

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

En Entel Ama Dantel Film / Bir Derdim Var Kimse Bilmese de Olur!

  • Büşra (48%, 257 oyla)
  • Aşkın İkinci Yarısı (15%, 81 oyla)
  • Off Karadeniz (15%, 80 oyla)
  • Kıskanmak (11%, 61 oyla)
  • Siyah Beyaz (10%, 56 oyla)

Toplam Oy Sayısı: 534

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

En Sömürücü Film / Damarına Bas, Yap Gişeyi!

  • New York'ta 5 Minare (65%, 400 oyla)
  • Recep İvedik 3 (17%, 103 oyla)
  • Kubilay (9%, 57 oyla)
  • Nene Hatun (5%, 31 oyla)
  • Sultanın Sırrı (5%, 28 oyla)

Toplam Oy Sayısı: 617

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

En Korkutmayan Korku Filmi / Cin Olmadan Adam Çarpma!

  • Ada: Zombilerin Düğünü (33%, 188 oyla)
  • [email protected] 2 (23%, 129 oyla)
  • Konak (18%, 101 oyla)
  • Cehennem 3D (17%, 98 oyla)
  • 3 Harfliler: Marid (9%, 51 oyla)

Toplam Oy Sayısı: 567

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Yönetmen Adaylıkları


En Yönetememiş Yönetmen / Başyapıt Diye Röportaj Ver, Durumu İdare Et!

  • Mahsun Kırmızıgül - New York'ta 5 Minare (56%, 265 oyla)
  • Biray Dalkıran - Cehennem 3D (21%, 99 oyla)
  • Ümit Ünal - Kaptan Feza (9%, 42 oyla)
  • Hakan Şahin - Sultanın Sırrı (9%, 42 oyla)
  • Theron Patterson - Bahtı Kara (5%, 24 oyla)

Toplam Oy Sayısı: 470

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Oyuncu Adaylıkları

En Kasan Erkek Oyuncu / Bu Bir Tutsun Hollywood’a Gidecek...

  • Mahsun kırmızıgül - New York'ta 5 Minare (73%, 323 oyla)
  • Burak Tarık - Eşrefpaşalılar (8%, 36 oyla)
  • Sinan Albayrak - Sultanın Sırrı (8%, 35 oyla)
  • Metin Zakoğlu - Herkes mi Aldatır? (7%, 31 oyla)
  • Hakan Karahan - Kaptan Feza (4%, 19 oyla)

Toplam Oy Sayısı: 444

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

En kasan oyunculuk - Kadın / Bu bir tutsun Hollywood’a gideceğim!

  • Sinem Kobal - Romantik Komedi (50%, 230 oyla)
  • Beren Saat - Gecenin Kanatları (20%, 92 oyla)
  • Berrak Tüzünataç - Ejder Kapanı (15%, 67 oyla)
  • Mine Kılıç - Büşra (12%, 53 oyla)
  • Selda Alkor - Mahpeyker; Kösem Sultan (4%, 17 oyla)

Toplam Oy Sayısı: 459

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

En Yardıma Muhtaç Yardımcı Erkek Oyuncu

  • Mustafa Sandal - Newyork'ta 5 Minare (50%, 221 oyla)
  • Mustafa Üstündağ - Kutsal Damacana 2: İtmen (21%, 93 oyla)
  • Tamer Karadağlı - Memlekette Demokrasi Var (19%, 85 oyla)
  • Gürgen öz - Romantik komedi (7%, 31 oyla)
  • Alpay Aksum - Paramparça (2%, 10 oyla)

Toplam Oy Sayısı: 439

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

En Yardıma Muhtaç Yardımcı Kadın Oyuncu

  • Şenay Akay - Pak Panter (53%, 208 oyla)
  • Sema Öztürk - Deli Dumrul Kurtlar Kuşlar Aleminde (18%, 72 oyla)
  • Zeynep Beşerler - Sultanın Sırrı (15%, 60 oyla)
  • Sevil Uyar - Konak (11%, 42 oyla)
  • Nurhayat Boz - Off Karadeniz (4%, 14 oyla)

Toplam Oy Sayısı: 396

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Teknik Adaylıklar

En Gariban Özel Efekt / Parasızlıktan Çocuğun Oyuncak Arabalarını yakıyoruz!

  • Kutsal Damacana 2: İtmen (44%, 172 oyla)
  • Cehennem 3D (36%, 139 oyla)
  • Sultanın Sırrı (9%, 34 oyla)
  • Kubilay (6%, 24 oyla)
  • Nene Hatun (6%, 22 oyla)

Toplam Oy Sayısı: 390

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

En Dekmancı Çatışma Sahnesi / Ateş Ediyoruz Ama Düşman Nerede?

  • Ejder Kapanı (37%, 129 oyla)
  • Deli Dumrul Kurtlar Kuşlar Aleminde (27%, 94 oyla)
  • Veda (18%, 63 oyla)
  • Nene Hatun (12%, 43 oyla)
  • Paramparça (6%, 20 oyla)

Toplam Oy Sayısı: 349

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

En Kötü Makyaj / Vur Pudrayı 30 Yıl Yaşlansın!

  • Dersimiz Atatürk (35%, 130 oyla)
  • Ada: Zombilerin Düğünü (34%, 128 oyla)
  • Kutsal Damacana 2: İtmen (24%, 91 oyla)
  • Kubilay (5%, 18 oyla)
  • Yahşi Batı (2%, 8 oyla)

Toplam Oy Sayısı: 373

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

En Sinopsis Senaryo / Işıklar Kesikti Yazamadık!

  • New York'ta 5 Minare (53%, 192 oyla)
  • Harbi Define (18%, 66 oyla)
  • Eşrefpaşalılar (14%, 52 oyla)
  • Kubilay (5%, 20 oyla)
  • Son İstasyon (5%, 19 oyla)
  • Bahtı Kara (5%, 17 oyla)

Toplam Oy Sayısı: 364

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

38 Yorumlar

  1. Eğlenceli bir anket olmuş ama birine katılmıyorum. En kötü makyajda Zombilerin Düğünü olmamalıydı.

  2. Gorcun, aday filmlerin ve emekçilerinin seçiminde hiç bir yönlendirme yapmadık. Sinema yazarlarına mail attık, twitter ve friendfeed üzerinden de okurlardan görüş aldık ve en çok oy toplayanları listeledik. Bu ankette benim de katılmadığım seçimler var ama çoğunluk işaretleyince koymamak olmazdı.

  3. Anladım Murat abi. Çoğunluğuna ben de katılıyorum. Kötü filmlere, özellikle kötü olup gişede iyi olanlara kötü densin ki bir daha çekilmeye cesaret edilmesinler :) “Ada: Zombilerin Düğünü” filmini kendi adıma sevmemiştim ama en azından samimiyetine inandığım bir filmdi. Özellikle makyajları filmde çok görme imkanı olmamasına rağmen Dükkan-ül Hayal ekibi tarafından emek verilerek yapıldığını okumuştum. Makyaj kısmında filmi görünce de söylemeden edemedim. Kendi fikrim olduğunu not düşeyim :)

  4. Dükkan-ül Hayal’in işleri gerçekten başarıldır ama yönetmenler göstermeyi becerememişti sanki… Beyazperde.com için yaptığım kritikde de değinmiştim buna,

    ” Makyajlardan özellikle ümitliydim fakat Dükkân-ül Hayal ekibinin yaratıcı işlerini çok fazla göremediğimiz için üzüldüm. Özellikle zombilerin saldırma anlarında Lucio Fulci’nin yaptıklarına benzer yaratımlar görmeyi hayal ediyordum ama hevesim kursağımda kaldı. ”

    http://www.beyazperde.com/sinekritikdetay/2116

  5. Evet ne yazık ki görememiştik doğru düzgün.

  6. Bu kadar kötü yönetmen varken en kötü yönetmene Ümit Ünal ve Theron Petterson’u koymak Öteki’ye yakışmamış… Dersimiz Atatürk, İtmen, Ada, Gelecekten Bir Gün gibi şeyler varken bu iki filmi ilk 5’e sokmak olmuş mu? Bence olmamış…

  7. Seçimlere müdahil değiliz Can… Theron’u da çok severim ama eğer işaretlendilerse oraya koymak zorundaydık ve koyduk da…

  8. New York’ta beş minare her açıdan iyi bir filmdi.standartların çok üstündeydi.ankette yer alması bile tuhaf.

  9. Can’ın da söylediği gibi pek çok başarısız örnek varken Ümit Ünal’ın ve Theron Patterson’ın ankette yer almasına da şaşırdım. Yani işaretlenmiş olmalarına üzüldüm açıkçası…Ya da listede yer alması için bu kadar talep olmasına…

    Bir de Recep İvedik konusunda hem fikiriz fakat geçtiğimiz yıl onu bile gölgede bırakacak pek çok yapım ile karşılaştık. Örnek ise Gelecekten Bir Gün! Rezillik konusunda gelinebilecek son nokta ve ne yönetmenlik, ne sinirlerimizi geren oyunculuklar konusunda listede yer almamış…

  10. New York’ta Beş Minare bütün ödülleri toplayacak gibi, ha gayret !

  11. Theron’u sevmekten hiç değil Murat abicim, ya genel görüntü ve imaj olarak dedim.. bi mantıksızlık var ama anlamadım

  12. anlamadığım çoğu ankette new york’ta beş minare filminin hep en önde olması dini içerikliği olduğundan mı?

  13. Eserlerin sinemasal özellikleri ile ilgileniyoruz. Dinsel ya da ideolojik bir yaklaşımı 6 yıldır getirmiş değiliz ki şimdi yapalım.

  14. Mahsun Kırmızıgül müzikten sonra sinemaya dahil olmuş bir yönetmen olabilir ama kendisine genel anlamda bir Kubrick muamelesi yapılmakta son filmiyle. O kadar abartmayalım ve herkes haddini bilsin demenin bir göstergesi de olabilir değilm mi 4161? Popüler sinemada işini bilen bir sinemacı sadece daha fazlası değil..

  15. 4161 has been terminated…

  16. Şöyle düşük tonda bir “hop, hop, hop” diyelim…

    Ben bu alemde varken ve henüz soluk alıp verirken, aranıza güzelce sıkıştırdığınız 4161’i öyle bir ısırıkta “terminate” etmeniz biraz zor… Hele de karşınızda bu filmi beğenen 4 milyon kişi ve bizzat izleyerek satın alan 38 ülkenin işletmecileri varken…

    Recep ivedik de bu kadar çok izlendi fakat onu 38 ülkenin ithalatçıları gelip satın almadı… Çünkü ticari film olmak ayrı birşey… Anlatacak ciddi bir meselesi, anlamlı bir derdi olan, başarılı bir ticari film yapmak bambaşka birşey…

    4161’i tanımam etmem, fakat bu sitede bu bakış açısı (Mahsun’u takdir etmek) bu kadar kolay terminate edilecekse, o zaman ben de bizim mahalledeki nükleer tüfekli androidleri toplar gelirim buraya…

    Mahsun Kırmızıgül, son üç-dört yıldır bu ülkenin sinemasına heyecan, kazanç ve cesaret getirmiş bir “ümmi”dir. (Kelimenin anlamını bilmeyenler sözlüğe bakabilir.)Sırf bu cesaret ve heyecanından, yanısıra da sırf o entel dantel filmlerin desteklendiği Kültür Bakanlığı Sinema Fonu’na şimdiye kadar her biri gişe rekortmeni olmuş üç filmiyle akıttığı milyonlarca dolardan dolayı bile asgari bir saygıyı hak ediyor.

    Böyle yapmayın, SİYAD üyesi olup da dostlarının gazlarıyla film çeken ve orada burada hiç eleştirilmeyen adamların el kameralı filmlerine laf ettirmiyorsunuz, “Ölülerin mezarlarının üzerine toz konduğunda bile kıyamet kopan Müslüman bir ülkede zombi filmi ne ayaktır” diyerek bu sosyolojik maraziyeti sorgulamıyorsunuz, kendi filmlerini Bursa’da birinci seçtiren adamların rezilliğinden hiç sual etmiyorsunuz, devlete bir kuruş yük olmadan üç filmini de banka kredisiyle çekip izleyici ve tartışılma rekoru kıran (yurt dışından da bir düzine ödül toplayan) bir adama şopar muamelesi yapıyorsunuz.

    Bana katılmayacağınızı çok iyi biliyorum, fakat ister beğenin isterseniz beğenmeyin, sahici bir sinema/sinemacı sevgisi adına yanlış yoldasınız. hala inatla ve ısrarla tekrar ediyorum: Mahsun eskiden arabesk söyleyen bir Kürt olmasaydı, mesela adı Teoman the rocker boy olsaydı, ona bu kadar sert dalmazdınız, dalamazdınız.

    “Machete”ye gösterdiğiniz saygıyı, en azından bir B-movie olarak kabul ederek “Minare”ye gösterebilirsiniz. Ki bu site binlerce çöplük Amerikan/İngiliz filmine o tür bir vefa ve saygının gösterildiği duygusal yazılarla dolu…

    O sevgi, o saygı, o anlama çabası, o destekler, kadrajın içine bir adet “minare” girince anında bitiveriyor ne yazık ki… İşte, ben de bu ülkenin sinema yazarlığındaki bu keskin faşizmi hiç sevmiyorum.

  17. Ali Murat ağabey, biz sinemaya ve sinemasal mevzulara gerçekten öteki bir bakış, bir samimiyet getirmeye çalışıyoruz. Bu listelemeyi yaparken de buna bağlı kalarak katkıda bulunan hiç kimseye bir ön liste göndrmedik, başka bir şekilde de yönlendirme yapmadık.

    Yakarıdaki liste tamamen doğal seleksiyon sonucu oluştu. Orada olmasını hiç arzu etmediğim filmler var benim de ama demokratik bir seçim olsun diye de müdahale etmedim. Mesela bana kalsa Kaptan Feza asla o listeye giremez ama insanlar seçti. Ne yapabilirim, burada da oyluyorlar, yine yapacak bir şey yok…

    Bu arada daha da ilginç olanını söyleyeyim, Siyad’dan 4 yazar katıldı bu seçme işine ve ikisinin listesinde ne Mahsun ne de 5 Minare hiç yok, ikisinde de sadece Mustafa Sandal var. Yani bu bir Siyad listesi değil ve bu yazarlar olayı domine etmiş değiller. Zaten isimlere dikkat edersen hepsinin çok sağlam ve tarafsız bir duruşa sahip olanlardan olduğunu göreceksin.

    Bu liste genel anlamda, sinemaya gidip, bilet alıp, film seyredenlerin listesi… Ortaya çıkan sonuca biz sadece aracılık ediyoruz diyebilirim.

  18. Listede gözüm “Kanal-i-zasyon” ve “Çok Filim Hareketler Bunlar”ı aradı…

  19. yersiz ve abartılı övgülerle yüceltilen mahsuna burun kıvırırken şu tabloyu da görünce…bizde abarttık,ama çikolatasını abarttık dedim !

  20. Bir yanlış anlaşılma var ise, hemen en net cümlelerle düzelteyim.

    1) “Öteki Sinema” sitesini çok seviyorum. Bu sitenin varoluş amacını çok iyi biliyorum ki o amaç için bundan 25 yıl önce ilk temelleri rahmetli Metin ile birlikte yine ben atmıştım. Millet Enzo G. Castellari’nin adını bilmezken biz o adama kırık dökük bir İngilizce ile “Seni çok seviyoruz” diye mektuplar yazıp gönderiyorduk.

    2)Murat Tolga Şen’i de çok seviyorum ve kalbinde taşıdığı sinemasal adalet duygusunun her zaman şahidi olurum. Eleştirim ona ya da ankete değildir.

    3) Dahası, Can’ı ve bu siteye takılan diğer sinemasever arkadaşları da çok seviyorum. Her birinin bir kaç yıl içinde sinemamızda ayrı ayrı birer cevhere dönhüşeceğinin farkındayım.

    4) Yaptığım eleştiri siteye ve ankete yönelik değildir. Son derece lokal bir eleştiri yaptım. Ki bu konuda ilk söz de değildir yukarıda söylediklerim… Bütün söylemek istediğim şu: “New York’ta Beş Minare” gibi erdemleri ve zaafları başa baş giden bir film, bu kadar çok dalda hiç çekincesizce aday gösterilebiliyor? Benim gözlerim mi çok bozuk, yoksa bizler farklı bir flim mi izledik?

    Muratçığım, uzun etmeyeceğim… Şunu çok iyi biliyorum ki yalnızca finalindeki paralel ateş etme ve paralel ölüm planını Sergio Leone çekseydi, bu filme bir asır boyunca toz kondurmazdık. Ortada garip bir durum var. “New York’ta Beş Minare” gibi (en az 5-6 bölümüyle çıtayı aşan) bir yapım, “Sultan’ın Sırrı” gibi hezimetlerin yanında pek de doğru ve şık durmuyor bana göre…

    Bütün demek istediğim bu… Geçen yıl boyunca o kadar çok sayıda kötü Türk filmi izledim ki Mahsun’a biraz zor sıra gelir gibime geliyor.

    Bu arada, eleştirimi de ortamda tatsızlık çıksın diye değil, ortalık biraz muhalefet görüp hareketlensin diye düşünerek dile getirdim. Yoksa, ben zaten “dost kuvvetler” safında, yerli yerimde duruyorum:)))

    SELAMLAR VE SEVGİLER…

  21. Mahsun abimizin her filminden sonra mı bütün beddualar bütün küfürler kifayetsiz kalır? Derdini anlamıyorum bu adamın.

  22. Ali Murat abimiz Balans ve Manevra’yı unutuyorsun galiba. Ayrıca insanların yanlış yol diye belirttikleri nedir? Anlatırsan sevinirim -NY’da Beş minare tamamen siyasi bir filmdir, yaranmak amacıyla yapılmış bir filmdir hani çıtayı yükseltse ne olucak? (Senaryosu tam bir hezimetti.)-.

  23. Yok Ali Murat ağabey, niye yanlış anlayalım… Aramızdaki sevgi, saygı, dostluk bakidir. Seneye daha geniş katılımla daha iyi hedeflenmiş bir liste çıkarabiliriz umarım.

  24. Listelerin, ödüllerin; belirlenen iyilerin ya da kötülerin takipçilerin her birini mutlu edebilmesi elbette ki imkansız…Sinemaya bakış açısının benzer olduğuna inandığımız kişilerin bile tezata tekabul eden fikirleri, görüşleri ya da yazıları var.

    Her senen tonlarca emsalini izlediğimiz filmler prestijli olduğu iddia edilen festivallerden elma armut toplar gibi ödüller dönüyor evine. Bazen koskoca bir yıl 5-10 film etrafında dönen muhabbetler ile geçiştiriliyor.

    Aynı şekilde “kötü” örnekler de benzer dertten mustarip…Kötü dediğimizde aklımıza gelen sekmez isimler; Recep İvedik, Kutsal Damacana benzeri örnekler oluveriyor…

    Ama bu demek değil ki New York’da 5 Minare Kötü olamaz.

    Nedeni Mahsun mu? Ya da Mahsun’un arabesk geçmişi mi? Kesinlikle hayır. Hatta kendi adıma Güneşi Gördüm ile birlikte Mahsun’un gerçekten piştiğine ve sektörde yönetmen sıfatı ile ortada gezinen pek çok ismin aksine her adımını ileri doğru atmaya çalıştığına inanmıştım. Ama Gecenin Kanatları’nın yapaylığı ilk hayal kırıklığım oldu. Heyhat ki teknik anlamda nail olduğu başarı tartışmasız olmasına rağmen New York’da 5 Minare’de kendi adıma bir hayal kırıklığı diyebilirim (şahsi listemde erkek oyuncu dışında herhangi bir kategoriye sokmadım kendisini)

    Ama şöyle de bir durum var ki bu bir ticari film örneği ve bir ticari filmden belli duyarlılıklara popüler bir eğilim dışında daha cesur bir duruş sergilemesini de bekliyor olmamız garip (ama ben beklemeye devam ediyorum belki şeytanın bacağı bir kaç yerinden kırılıverir)

    Hollywood’da emsalleri ile kucaklaşıldığını ve en basitinden Salt filminin de bir ticari örnek olarak gişeyi belli miktarda süpürdüğü düşünülürse New York’da 5 Minare’nin de göze bu kadar batması garipsenebilir. Tabi bir de reklam stratejisi var ki bu strateji bir taraftan 3,5 milyon izleyici kazandırdı kazandırmasına ama diğer taraftan da filmin linç edilmesine kapı açmış oldu…

    Yine ve yine uzattım…Mazur görmenizi umarım…sevgi ve Saygılarımla…Fatih YÜRÜR

  25. Bence Mahsun Kirmizigul, oteki sinema isimli bir kosede en kotu film lsitesinde yer alir.

    Cunku Mahsun kirmizigul sinemaya ve sanata oteki yani alternatif olarak bakanlara gore tam karsit noktadadir.
    Cunku populisttir kendisi de kabul ediyor aslinda.
    Tabi bu benim gorusum ancak ortaya koydugu filmlerin tam da bu gibi sitelerde elestirilecegini dusunuyorum. Acikcasi yaptigi filmleri begenmedim ama eger olay alternatifse, oteki ise yani cokta desmeye gerek yok :)

    Mahsun kirmizigulu severiz sevmeyiz… ona karsi elestirilerin hep sanat yonu ile bakmamiz gerekiyor bence.

    Daha aiyi anlasilacaksa ben rock severim mahsunun muzgini sevmem samimi bulmam.
    Ben bilimkurgu filmleri, b sinema severim mahsun kirmizigulun filmlerini begenmem ama bu izlemeyip onyargili oldugum icin degil, begenmedigim icindir..
    Mahsunu izlerken kotu sekilde yilmaz guneyi taklit ettigini dusundum… tabi bu mahsun ileride iyi filmler yapmayacak anlamina gelmiyor ama bence 5 minare cidden bu senenin en kotu filmi…
    fiyat-kalite parametresi ile de :)

  26. Sevgili Utku kardeşimin benimle hemen her konuda mutlaka zıt yönde bulunmak gibi artık ikimizce de mâlûm bir takıntısı var… O yüzden, yukarıdaki karşı çıkışına da hiç şaşırmadım:)))

    Benimle herhangi bir konuda ters düşene söyleyecek hiç bir sözüm yoktur, buna “özgürlük” denilir. Ben de günlük hayatımda pek çok kişiyle ters düşme hakkımı kullanıyorum.

    Fakat, buna karşılık, ben de benimle ters düşenden bana karşı savunduğu tezini en az benim kadar somut örnekler ve aynı düzeyde bir nesnellik içinde ortaya koymasını beklerim. Hayattaki hiç bir beğenimiz ya da beğenmeme halimiz “Ben, beğendim iyidir”, “Ben beğenmedim, kötüdür” gibi bir sübjektifliğin üzerine oturtulamaz. Ben, bir şeyi beğendiğimde neden beğendiğimi açıkça ve madde madde sıralıyorum. Sözgelimi, Mahsun Kırmızıgül sinemasını neden tüm eksik-aksak yönlerine rağmen desteklediğimi defalarca açıkladım. Artık en gözü dönmüş düşmanım bile bunu Mahsun beni pavyona götürdüğü ve hesapları o ödediği için yapmadığımı biliyor.

    Aynı şekilde, onu beğenmeyenden de bu netliği ve objektifliği beklemeye hakkım var.

    “Daha iyi anlaşılacaksa, ben rock müzik severim, Mahsun’un müziğini sevmem, samimi bulmam” gibi bir cümle, konuştuğumuz ciddi konuda gerek bana, gerekse bu meseleyi (Ülkemizdeki yeni sinemaya ve sinemacılara iyi niyetle avans vermek) ciddi bir düzlemde ele alanlara pek fazla birşey ifade etmiyor.

    Ne yapacağız o zaman? Utku’nun ya da onun gibi düşünenlerin beğenmediği her şeyi samimiyet dışı ve kötü mü bulacağız? Ona bakarsanız, bana göre de Orhan Gencebay’ın “Hatasız kul olmaz” parçası Türk protest rock tarihinin gelmiş geçmiş en önemli bestesidir.

    Böylesine nesnellikten uzak bir yaklaşımın ortası nasıl bulunabilir?

    Basit ve doğrulanabilir bir şey söylüyorum ben… Mahsun Kırmızıgül’ün 2007’de Türk sinemasına dahil oluşundan bu yana, onun ürettiği filmlerin yapımı ve dağıtımından milyonlarca insan gelir elde etti, sinema yazınımızda yapıcı ve hararetli tartışmalar yaşandı, müzikten gelenlerin de rahatlıkla sinema yapacaklarına ilişkin genel bir algı oluştu, 10 milyon dolayında ekstra insan sinemaya gitti, bu adamın üç filminin biletlerinden kesilen fonlarla en az 7-8 tane yeni Türk filmine yapım desteği verildi. Kendisinin ülkemize getirdiği ödülleri, dış satışlardan sağladığı milyonlarca dolarlık ihracat girdilerini saymıyorum bile…

    Bütün bunlar safsata mıdır, gerçek dışı bilgiler midir?

    Bundan 4 gün önce, Eindhoven’da kalabalık bir gazeteci ve işadamı grubuyla birlikte yemek yerken, yanımda oturan Hollandalı bir işadamı sinema yazarı olduğumu öğrenince, “Bir Türk arkadaşım geçen yıl bana sizin sinemanızdan gelme bir DVD hediye etti, filmi izledim ve çarpıldım. Hollanda toplumunu da yakından ilgilendiren bir konuda o kadar gerçek şeyler anlatıyordu ki bu filmden sonra kendi aile hayatımda radikal bir değişiklik yaptım” dedi. Merak ettim, izlediği filmi bana ana hatlarıyla anlatmasını söyledim, 2-3 dakika boyunca filmin içeriğinden söz edince de “Beyaz Melek”i anlattığını fark ettim. Ben adlı bu işadamı dostumuzun 22 yaşındaki kızı evde bunalıma girip intihar etmişti, ayrıca yaşlı annesi de bakımevinde kalıyordu. Filmi izledikten sonra, üstüne bir de uyuşturucu müptelası kızı intihar edince bütün hayat tarzını sorgulamış ve yaşlı kadını bakımevinden alıp eve geri getirmiş. “Ölecekse benim yanımda ölsün annem. Türk usûlü aile düzeni çok daha doğru bir şey” dedi bana. Filmin yönetmenini tanıdığımı söyleyince de “O genç adama, anlattığı güzel şeyler için selamımı söyle” dedi.

    Bunlar çok gerçek bilgilerdir. Söz konusu filmler de dünyanın her köşesinde benzer etkiler yaptı, yapıyor. Ben, duygusal doğmuş, duygusal ölecek bir adam olarak, bizim genç kuşaktaki ne bu sertlikle, ne bu ödünsüzlükle, ne de bu yabancılaşmayla asla baş edemem. Şunu çok iyi biliyorum ki bugünün gençleri beni laf kalabalığında rahatlıkla ezip geçerler. Fakat, dışarıdan gelen en çöp malı bile sorgulamadan kutsayan, bizden olan en naif örneği bile anında reddeden bu hor görücü bakışın Türkiye’yi çepeçevre kuşatmış durumdaki kültürel yabancılaşmayla oldukça yakın bir ilişkisi vardır. Bu, dostum Utku’nun kişiliğini de aşan çok genel bir sorunumuzdur. Ve ben böyle bir “kültürel yabancılaşma” ile kıyasıyla mücadele etmeye bundan böyle de devam edeceğim.

  27. “Ölülerin mezarlarının üzerine toz konduğunda bile kıyamet kopan Müslüman bir ülkede zombi filmi ne ayaktır” diyerek bu sosyolojik maraziyeti sorgulamıyorsunuz”

    Ali Murat Güven dışarıdan gelen her şeyi kutsayan anlayıştan bahsetmiş. Yukarıdaki sözlerinden çıkardığım kadarıyla, kendisinin anlayışı da “Gavur ne yaparsa yapsın bizi ilgilendirmez ama burası Müslüman ülke yok öyle” çizgisinde. Siz Türkiye’de bir zombi filmi çekmeyi ölülere saygısızlık olarak değerlendiriyorsanız kendi fikrinizdir ama korku sineması hayranlarının biraraya geldiği bir sitede bu görüşünüzün benimsenmesini beklememelisiniz.

  28. Ben açıkçası bu tür en iyi filmler ya da en kötü filmler anketlerini çok sevmem. İyi veya kötü binbir emeklerle yapılmış filmleri tek kalemde silip atmak gibi geliyor bana. Son yıllarda yaşadığım kültürel dönüşüm sonrasında filmlere bakış açım da epey değişti. Artık kesinlikle ben de bir heyecan yaratan, kısacası beni sıkmayan, yormayan filmleri seviyorum. İyi ya da kötü film kavramı yok benim için artık. Beğendiğim veya beğenmediğim film var. Somutlaştırmam gerekirse benim için Evil Dead 2 filmi çok özel bir filmdir. Kubick filmlerinin hiçbirisi ile kıyaslamam bile onu. Bütün ciddi eleştirmenler oturup sıfır yıldız bile verse umrumda olmaz, çünkü o benim filmimdir. Kısaca Kubrick müthiş yönetmendir, her filmi başyapıttır, her filmini çok iyi bulurum ama eğer odama bir poster asacaksam bu Evil Dead 2’nin afişi olur. Ne demek istediğimi umarım anlatabilmişmdir. Öteki Sinema da bu misyon üzerine kurulmuş, göz ardı edilmiş, dışlanmış filmlere hak ettikleri değeri veren bir oluşumdur. Burada filmler yıldızlanmaz, üstüne zorlama sosyolojik tespitler yaptırılmaz. Burada insanlar filmlerle aralarındaki duygusal ilişkiden bahseder çoğu zaman. Sinema sonuçta bir eğlencedir, Hitchcock’un dediği gibi bir pasta dilimidir. Yıllar öncesinden hayatın anlamının filmlerde değil, bizzat hayatın kendisinde aranması gerektiğini çözdüğü için böyle bir laf etmiştir Hitchcock usta.

    Neyse varmak istediğim nokta burada kötü olarak atfedilen filmlerin çoğu gişede başarılı olmuş, milyonlarca izleyiciye ulaşmış filmler. Oturup bunu düşünmek lazım aslında. Bu filmleri neden bu kadar çok insan izliyor. Gerçekten bu filmler çok kötüyse neden insanlar bu filmleri izlemeye gidiyorlar. Demek ki bu filmler insanlarla iletişim kurmayı başarıyor ki, bu kadar insan ısrarla bu filmleri izliyorlar. İşte ben buna kesinlikle saygı duyarım. Eğer bir film izleyiciyle anlaşılabilir bir iletişim kurup, ona kendini bağlıyorsa ben o filmi ne olursa olsun başarılı kabul ederim. Recep İvedik serisi ve Mahsun’un filmleri böyle filmlerdir benim için. Geçen sene izlediğim Türk filmleri arasından en sevmediğim ne diye düşünürsem ilk aklıma gelenler Cehennem ve Çok Filim Hareketler Bunlar olur. Bu filmleri sevmeme sebebim de öyle eleştirmenlerin bahsettiği gibi yok karakter anlatımı zayıfmış, senaryosu iyi değilmiş değil. Az önce bahsettiğim izleyiciyle doğru iletişimi kuramadıkları için sevmedim o filmleri. Çok Filim Hareketler yaklaşık 1 milyon izleyiciye ulaşmış bir film. Ancak muadilleri gişede 2-3 milyon seyirciye ulaşıyor. Bu anlamda başarısızdır aslında. Yine piyasada en sıradan korku filmleri bile yarım milyon izleyici toplarken, Cehennemin bir de ilk 3 boyutlu Türk filmi sıfatıyla vizyona girdiği halde yüz bin seyirciyi zor bulması başarısızlıktır.

    Sonuç olarak Recep ivedik olsun, Mahsun’un filmleri olsun hatta Kurtlar Vadisi filmleri olsun bunlar belki bir çok açıdan kötü film olarak kabul edilebilir. Olayları tek taraflı değerlendirip ideoloji yaptıkları düşünülebilir ancak bu sitede çoğu zaman bahsedilen istismar sinemasının çıkış noktası da buna dayanmıyor mu. Neyse kısaca bana bu tür bir anketi öteki sinema’da görmek biraz ironik geldi. Unutmadan da ekleyim Ada:Zombilerin Düğünü filmini Semih Kaplanoğlu’nun Bal filmine 10 kere tercih ederim :D

  29. Adı üstünde istismar sineması… :) Kendini bilen türlere, filmlere hiç itirazımız yok.

    Artık listeye girenleri ve listenin varlığını sorgulamasak diyorum…

  30. Ali Murat abi :) ınan ben dusundugun kadar sert yaklasmıyorum.
    Bır de 2007den beri sadece yesilcam uzerine bir site yapiyorum. Yani o yuzden benim dısarıdan gelen iyidir, kendimize karsi yabancilasma konusuna ıtırazım var :)

    Belki goruslerimi cok iyi anlatamadım ozur dilerim. Ben alternatif, oteki veya b kategorisine egilen bir sitede Mahsun’un filminin en sevilmeyen olmasinın gayet dogal oldugunu anlatmaya calısıyorum cunku yaptıgı filmler gercekten de bu ve bu gibi sitelerdeki sınema zevkının sinemaya bakıs acısnın veya yaklasımın karsısında.

    Ben Mahsun Kırmızıgulun muzigini samimi bulmadım hic ayrıca hıc begenmedımde emek harcanan herseye saygı duyulması konusunda sorunumuz yok ama begenemmeek veya samımı bulmama ozgurugumuz de var. Daha sonra Mahsunun filmlerini izlerken de bunu gordum bu Mahsun samimi degildir demek degil. Onun populizmini daha dogrusu populizmi kullanma tarzını begenmiyorum, belkide bunu degistirmesi onun ıleri kaydetmesini saglar. Gunesı gordumde de mahsun sınemacı olmustur dedım ama fılm bana uzaktı begenemedim…Agır bir yılmaz guney etkisi hissettim ama olmamıs dedim.
    Bu arada mahsun uzerine yazdıgınız yazıyıda bir referans almıstım katılmasam da guzel ve detaylı bır bakıs acısı yapmıssınız.

    Samimi bulmuyor olmamın genellenmesine de gerek yok zaten. Baska birisine de samimi gelecektir. Olabilir ancak bazi ortak zevkleri olan ınsanlar icin farklı bir yerde olacaktır bu da bence cok acık.

    Bu kadar para harcanmis bir filme yılın filmi de deniyor.Ama benim zevkime ve parametrelerime gore yılın en kotu filmi olmalı. Beklentiler ve uzerine yapıstırılan etiketlerle birlikte bunun altını cizebiliriz.

    Bu arada bir noktaya daha deginmek isterim. Bence zombilerin dugunu filmi new yorkta 5 minareye gore daha Turkıyeye ait.
    koltukta yasanan rakı muhabbeti daha az yabancı… Mustafa sandalın canlandırdıgı daha amerikan…

  31. Olay NY’da 5 Minare ve Mahsun Kırmızıgül üzerinden gidiyor ya ben de bu konuda bir iki kelam etmek isterim. Öncelikle benim M. Kırmızıgül’ün yönetmen olmasına hiç itirazım yok. Daha önce yönetmenliği soyunan türkücü İbrahim Tatlıses’in tün yönettiği filmleri video furyası sırasında izleyip, bu adamda iş var, bu işi biliyor demiş adamım nihayetinde… Ayrıca itiraf etmeliyim ki “Beyaz Melek”i gözyaşları içinde izledim. Babalarını oynayan oyuncunun 2008 yılında kaybettiğim babama neredeyse ikizi kadar benzemesinden belki de…

    Mahsun’un filmlerinde Türk sinemasında görmeye alışık olmadığımız sinema anları var mı? Kesinlikle var hatta şimdiye kadar gördüğüm en muhteşem sinema anı onun filminde (Beyaz melek’de şehirden geçerken yıkılan binaların göründüğü an) ama sinema anlardan ibaret değil ne yazık ki… Her meseleye dokunmaktansa tek bir şeye odaklanması filmlerinin devamlılığı açısından çok hayırlı olacaktır. Mahsun Kırmızıgül’ün bir an önce Beyaz Melek anlayışına geri dönerek daha küçük, daha iddiasız ama hepimizi ilgilendiren hikayeler anlatması ve mümkünse kendisinin oynamaması gerekiyor. İleride hepimizi utandıracak bir yönetmen olacağından emin olduğum gibi asla iyi bir oyuncu olamayacağını da düşünüyorum.

  32. Anketi çok beğendim.Oldukça yerinde tespitler gerçekleştirilmiş.Ciddi manada takip ettiğim bir sinema anlayışı değil Türk sineması ama bu filmlerin bir çoğunu ne kadar fena olduğunu biliyorum..Allah selamet versin bizimkilere diyerek çalışmalarınızın devamını diliyorum..

  33. Kritik sizsiniz

    Mahsun Kirmizigul’un bu kadar ciddiye alinmasi komik olmus.
    Savunmasida ilginc sanki yeni Fellini’miz sinemamizi kurtaracak insan kendisi. Ankette yer alan cogu secenek ile ayni gorusteyim. Bu gibi anketlerin en az oskar kadar muhim oldugunu dusunuyorum.
    En Kotu filmde Sultanin sirri ile New Yorkta 5 minare kapisabilirdi ona sasirdim. Anket hedefini bulmanin yanisira onikiden de vurmustur. Ellerinize saglik.

  34. “Kritik Sizsiniz”, Öteki Sinema’da henüz çok yeni olduğun hırçın üslûbundan hemen belli oluyor. Biz burada son dönemin sinema filmleri konusunda aynı fikirde olalım ya da olmayalım, birbirimizi bu kadar kolay “komiklikle” suçlamıyoruz, ya da (yukarıdaki gibi) patlamaya ramak kalmış öfke tezahürleri eşliğinde tartışmıyoruz.

    Sinemanın yeni yeni kendini bulmaya başladığı böyle bir ülkede sinema sanatı üzerine yazıp çizen bütün insanlar çok değerli insanlardır, birer soytarı değil… Bunlar Yeni Şafak’ta, Cumhuriyet’te ya da Öteki Sinema da olsalar da… Benim yoldaşlarıma, meslektaşlarıma son kertedeki bakış açım budur.

    Söylediklerimin “komik şeyler” olduğu iddiası da tamamen sana ait bir illüzyon… Aksine, hiç de komik şeyler söylemedim, dahası, söylediklerimin (yıllardır olduğu gibi) şimdi de aynen arkasında duruyorum.

    Bu arada, Mahsun Kırmızıgül’ü hiç bir biçimde Fellini ile falan da kıyaslamadım, böyle bir kıyası ancak sinemadan anlamayan, iş olsun torba dolsun diye konuşan biri yapar, gerçek bir sinema yazarı değil… Çünkü her ikisi de sinemanın çok farklı cephelerinde duran iki isim… İkisinin de kendi ülkelerinin sinemasına farklı tiplerde hizmetleri geçmiş, geçiyor.

    “Bodoslama dalışlar” beni öteden beri çok öfkelendirir. Dahası, bu tür dalışlarda, aslında tartışılan mevzuya yönelik değil de yıllardır biriken başka mevzulardan kaynaklanan bir “Ali Murat Güven” alerjisi sezmekteyim. Bunu sezdiğimde de hiç susmam, boş durmam.

    Bu piyasada, “Bahtıkara” filmini beğenen 85 tane SİYAD’lı olabilmesi ne kadar mantıklı ve muhtemelse, “New York’ta Beş Minare” ve Mahsun Kırmızıgül sinemasını beğenen bir adet de SİYAD dışı sinema yazarı olmasına tahammül göstermeyi herkes öğrenecek. Öğrenemeyenlere de bu olgunluğu öğreteceğiz elbette… Zaten, geride bıraktığımız 5-6 yılda da az yol katetmedik bu konuda…

    Bu bakımdan, tahammülsüz olmayı benimsemiş herkese biraz daha fazla tahammül ve demokratlık tavsiye ediyorum.

  35. Kritik sizsiniz

    ALİ MURAT GÜVEN bey, ben yorumlarin yer aldigi bir yerde kendi fikrimi yaziyorum. Benim yazdiklarim ne bir kitleyi ilgilendiriyor ne de iddiasi olan bir yaklasim.

    Birilerine cevap vermek adina beni hedef gostermeniz hos bir yaklasim degil. Bu kisisellestirme needen ortaya cikti anlayamadim.

    Butun yazilarinizda Mahsun Kirmizigul cok izlenmistir bu yuzden elestirilemez, onun sayesinde ekmek yiyenler var onun yaptigi dogrudur diyorsunuz. Insanlarin begenmemesi de sie yetmiyor imkansizi istiyorsunuz.

    Yukarida yazdiginiz bircok yazida herseyi bir kenara birakarak Mahsun Kirmizigul’un elestirilmesinin bir otekilestirme cabasi ve tahamulsuzluk oldugunu savunuyorsunuz. En son konuyu demokratliga baglamissiniz.
    Ben kendi gorusumu yazdim alay da etmedim. Mahsun Kirmizigul’un Turk sinemasina birsey kattigini dusunmuyorum. Fikirlerinin ve sinema dilinin cok ilginc oldugunu dusunmuyorum. Bu nedenle kendisinin bu siddette savunulmasinin ona Fellini muamelesi oldugunu dusunuyorum. Bizden ornek vereceksek ona bir Atif Yilmaz gibi davranmanin mantigini anlamiyorum bu sebeple bana komik geliyor.

    Ulastiginiz nokta beni korkuttu. En kotu film anketini bir Mahsun’u savunma paltformuna donusturmussunuz.

  36. Son derece subjektif bir konu olan en iyi / en kötü listeleri oldum olası tartışıla gelmiştir. Bu konu üzerine tartışma yapılamaz, yapılmamalı demek değil tabi sadece herkesin pozisyonunu mutlak bir doğruymuşcasına savunmaya çalışması beyhude, örneğin mahsun kırmızıgül türkücü kimliği ile anılan ve daha uzun sürede öyle anılacak olan bir sanatçı, bu sadece mahsuna özgü bir durum değil söz gelimi sibel kekilli çok başarılı oyunculuk çıkarsada, prestijli ödüller toplasada bugün konusu açıldığında “pornocu hatun” tanımlamasının ötesine geçmekte zorlandığını göreceksiniz. insanlar önyargılarını öabuk oluşturur ve bunu en ufak göz kırpmasında yıkılması zor yargılara öeviren yaratıklar.. uzun uzun anlatmaya çalıştıım şeyin özü aslında şu, kimse kimseye bir şeyleri ispatlamak, ikna etmek zorunda değil zorunluluğun ötesinde zaten bu pek mümkün de değil.

  37. Recep İvedik 3 ve New York’ta 5 Minare ticari kaygılı filmler alanında çok iyi kapışır. ikiside pek latif, pek bir sömürgen.

  38. Kritik sizsiniz

    Sayin Bergman :) bu subjektif konu Mahsun’u elestiren herkese giydirip, psikoanaliz cozumlemler yapilan bir duruma donusmus.
    Yukarida rockciligi ile Mahsun’u elestiren arkadasin tavri tastisilinabilinir ancak sinema uzerine yazi yazan beyfendinin bundan yola cikarak kisilik tahlili yapmaya calismasi ve sonrasinda benim de bu analizlerden nasibimi almam pekte alismadigimiz bir uslup ve konuyu kisisellestirmedir.
    Sibel Kekili ornegine katilmiyorum cunku elimizdeki doneler ile ortusmuyor.
    Aslinda ankete bakarak tartismamiz gereken Turk filmlerindeki basarisizliklar olabilir. Sinemamiz kendi kimligini bulmakta zorlaniyor mu? Subjektif olan bu gibi anketler aslinda bazi konular ile yuzlesmemizi de sagliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: