Troma’dır, Ne Yapsa Yeridir: Father’s Day

Yazan: 30 Mayıs 2011  
Kategori: Haber - Etkinlik, Pek Yakında

Geçtiğimiz sene vizyona giren Mother’s Day ‘den (2010, y. Darren Lynn Bousman) sonra Troma hız kesmeden özel günlere ait filmler çekmeye devam ediyor. 19 Haziran’da ABD’de vizyona girecek olan filmin ismi kolaylıkla tahmin edileceği üzere Father’s Day (Babalar Günü).

Film ile ilgili çok fazla bilgi vereceğinden şüphem olsa da konusundan biraz bahsedelim:

Uzun zaman önce Tromaville’in kuzeyindeki bir kasabada “baba”ları tecavüz edip öldüren çok kötü bir adam yaşarmış. Bu şişman canavarı kimse durduramamış, ta ki ortaya gizemli bir yabancı çıkana kadar. Bazıları onun kendi babasının intikamını aldığını söyler. Bazıları sadece delinin biri olduğunu. Ama sıradakinin ne olduğunu gizemli yabancı bile bilmez.

Hazır 19 hazirana az bir zaman kalmışken afişten aldığımız tüyo ile biz de Öteki Sinema olarak uyarımızı yapalım: “Babalarınızı Kilitleyin!” Devamını oku

Karanlıktan Yine Korkacağız!

Yazan: 30 Mayıs 2011  
Kategori: Haber - Etkinlik

Çatı aralarında ya da bodrum katlarında gizlenmiş kötülükler, ruhlar, cinler, yaratıklar olmasa korku sineması pek eksik kalırdı ama Slasherların yeniden yükselişinden ve özellikle Saw’dan beri epey ihmal edilmiş bu türe yeni bir dokunuş geliyor.

1973 tarihli TV kültü “Don’t Be Afraid Of The Dark” Guillermo Del Toro’nun yazdığı/devşirdiği senaryodan yine onun yapımcılığında karşımıza çıkmaya hazır ve fragmandan anladığımız kadarıyla supernatural korkulardan hoşlanan bünyelere ilaç gibi gelebilecek bir film gibi duruyor.

Filmin konusu pek bildik; Sevimli bir aile Viktorya tarzı bir konağa taşınır, evin kızı bodrumda öcüler olduğundan emindir ama hayal gücü büzülmüş ebeveynleri ona inanmazlar, inandıklarında da şamata çoktan başlamıştır zaten!

Bir kaç sıkı film yönettikten sonra yapımcılığa bulaşan isimlere biraz şüpheyle yaklaşırım aslında… Devamını oku

Troll Hunter Videoları

Yazan: 30 Mayıs 2011  
Kategori: Haber - Etkinlik

Bu aralar takibimizde çok ilginç bir film var.

Filmin Adı: Troll Hunter… Norveçli bir grup sinema öğrencisinin ormanlık bölgede çekim yaparken envayi çeşit Trolle karşılaşmasını konu alıyor. SyFy Channel filmlerinden ne farkı var demeyin. Bence efektler falan çok iyi kotarılmış, tamam bir ILM ya da Zeta kalitesinde değil ama yine de işin zenaati için baya kafa yorulmuş gibi görünüyor. filmde inceden bir Blair Witch kafası da mevcut… Ama bende daha çok Monsters’a benzeyecek. 3 milyon $ bütçeli bir yapım ama Sultanın Sırrı bile 4 milyona çıkmışken bu bütçeden böyle bir film çıkarmak esaslı iş!

Troll Hunter, Ekim 2010′da Norveç’de gösterildi ama gözü kötü Türk filmleri ve cilalı Hollywood yapımlarından başka bir şey görmeyen bizim film ithalatçıları tarafından mutlaka görmezden gelinecek. Biz bir şekilde izlemenin yolunu buluruz elbet.. (edit: Film ülkemizde vizyona girdi)

Filmden bazı klipleri sizlerle tadımlık olarak paylaşalım istedik. Devamını oku

Los ojos de Julia / Julie’s Eyes (2010)

Julia’nın gözleri 2010 yapımı 112 dakikalık bir İspanyol gerilim filmi. Aynı zamanda yönetmeni olan Guillem Morales’in ikinci uzun metraj yapımı.

Yönetmenin en önemli özelliklerinden biri ise öncesinde efsanevi yönetmen Guillermo Del Toro ile çalışmış olması. Ustanın mistik havası dağınık olsa da hissedilebilir boyutta. Aynı zamanda ünlü yönetmen desteğini meslektaşından çekmemiş filminde yapımcılığını üstlenmiş. Yapım uzun süredir gördüğümüz en iyi gerilim filmlerinden biri. Oyuncu koltuğunda ise başarılı performansları ile Belen Rueda, Lluis Homer ve Pablo Dorqui’yi görüyoruz. Devamını oku

Wake Wood (2011)

Wake Wood 2011 yılı mahsulü David Keating tarafından yönetilmiş olan İrlanda / İngiltere ortak yapımı bir film.

Veteriner Patrick (Aidan Gillen) ve eczacı Louise’ın (Eva Birthistle) kızları dokuzuncu yaşgününde vahşi bir köpek tarafından öldürülür. Olayın akabinde genç çift yaşadıkları şehri terkedip kırsala taşınmaya karar verir. Wakewood isimli gizemli bir kasabayı seçerler. (Kasabanın girişindeki tabelada kasabanın ismi bitişik yazılmasına rağmen filmin isminde ayrı yazılmış. Sebebini anlayamadım.) Louise kendine bir eczane açar. Patrick de yöre sakinlerinin inekti kuzuydu hayvanlarını tedavi etmeye başlar. Hayatları, çocuğu ölen bir ailenin hayatı ne kadar iyi olabilirse o kadar iyi gitmektedir.

Bir gece arabaları bozulduğunda yardım istemek için kasabanın önde gelen isimlerinden Arthur’un (Timothy Spall) çiftliğine doğru yürürler. Çiftliğe vardıklarında görmemeleri gereken bir ayine tanık olurlar. Ayinin neden yapıldığını anlayamasalar bile sonradan kendilerine anlatılır. Kasabaya ait tanımlayamadıkları bir gücü kullanarak, son bir yıl içinde ölmüş herhangi birini, kasaba sınırlarını aşmamak kaydıyla, üç günlüğüne tekrar hayata döndürebilmektedirler. Patrick ve Louise kızları Alice’i üç günlüğüne de olsa hayata geri döndürmesi için Arthur’u ikna ederler. Ayin yapılır, Alice geri döner. İlk gün bir sorun yoktur. Ama ikinci gün Alice biraz garip davranmaya başlar. Birşeylerin ters gittiği ortadadır. Alice’i geldiği yere geri göndermek hayata döndürmek kadar kolay olmayacak gibi görünmektedir. Devamını oku

Sonraki sayfa »