Top 10: En Garip Tecavüz Sahneleri!
Yazan: Murat Kızılca 31 Ağustos 2011
Kategori: Kavram - Kuram, liste
Humanoids from the Deep’i yazarken şöyle bir yorum alıntılamıştım:
“Zavallı kadınlar! Filmlerde devamlı iğrenç şeyler tarafından tecavüze uğruyorlar: Ağaçlar (Evil Dead), hayaletler (The Entity), dev mor uzaylı solucanlar (Galaxy of Terror) veya Jack Nicholson.”
Biraz düşününce sinema tarihinde ‘zavallı kadınlar’a tecavüz eden envai çeşit garip ‘şey’ olduğunu farkettim ve bu garip filmleri listelemeye karar verdim. Sonuç olarak aşağıdaki liste ortaya çıktı. Listeyi yaparken insan olmayan uzaylı, yaratık, canavar vs. tarafından gerçekleştirilen tecavüz sahnelerini içeren filmleri seçmeye dikkat ettim. The Last House on the Left (1972), I Spit on your Grave (1978), Irreversible (2002) gibi filmleri listeye dahil etmeme sebebim budur. Sizler de benim aklıma gelmeyen filmleri yorum bölümüne ekleyerek listeyi zenginleştirebilirsiniz. Devamını oku
Soom / Breath / Nefes (2007)
Yazan: Banu Bozdemir 31 Ağustos 2011
Kategori: Asya Sineması, Film İncelemeleri
‘Zaman’ kavramına karşı bir hayli takıntılı yönetmen Kim Ki – duk, yine zaman üzerinden giderek değişik ve ses getiren bir filme imza atmış. Yönetmenin ‘İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… ve İlkbahar’ filmindeki gibi hayatımıza mevsimsel bir ritm katan, Boş Ev’deki kadar farklı bir tutkuyla dolu olabilen, Yay’daki gibi üçüncü şahıslara ‘yeterince’ acı çektiren bir film karşımızda.
Film iki mutsuz insanın kendi demir parmaklıkları içindeki gelişimine, açılımına dikkat çekiyor. Ve kadın – erkek ilişkilerine üzerine uç noktalardaki söylemlerini devam ettiriyor. Kim Ki -duk filmlerinde karakterler fiziksel ve duygusal olarak biraz takıntılı ve farklı olarak karşımıza çıkıyorlar. Az diyalog ve minimalist bir yaklaşım onun filmlerini anlaşılır kılıyor aslında. Bu tarz onun filmlerini gerçeğe daha yatkın ve yakın kılıyor. (Bunları bir önceki yazım Yay’da da anlatmıştım ama bir kez daha üzerinden geçmeden duramadım!) Yoksa okyanusun ortasındaki bir teknede bağlılık, sevgi ve ahlak üzerine ahkam kesmek, fazla ütopik kaçabilirdi. Ya da sevgilisinin karşısına estetik operasyon geçirmiş bir kadın olarak çıkmanın acısını bu kadar yoğun tadamazdık. Veyahut sevdiği adamı sadece kendi yörüngesinde hapseden kadının ağırlığını bu derece hissedemezdik. Ama Nefesi’i diğer filmlerden ayıran önemli bir özellik de var oluşsal bir film olması aslında. Yani ayakları daha yere basan bir ilişki diyebiliriz.
Nefes’le ilgili bazı yerlerde okuduğum yazılarda yönetmenin şiddetten uzak durduğu söyleniyor. Kim Ki – duk’un filmlerinde bariz bir şiddetin izini aramak hata zaten. Duygusal bir şiddetten bahsediyorsa ona diyeceğim bir şey yok. O da en çarpıcı tonuyla yaşanıyor zaten. Devamını oku
Teen International Shorts Festival (TISFEST)
Yazan: Editör 31 Ağustos 2011
Kategori: Festival Duyuruları
Türkiye’nin en köklü derneklerinden olan Türkiye Yardım Sevenler Derneği’nin Kağıthane Şubesi 10. yaşını gençlere yönelik bir sinema festivali düzenleyerek kutluyor.
Türkiye’de 13-19 yaş arası gençlere yönelik uluslararası tek kısa film yarışması olma özelliğine sahip olan TISFEST Kısa Film Yarışması, bu “genç” festival kapsamında, yaş sınırı haricinde başka bir kısıtlama olmadan herkese açık olarak düzenleniyor. Amacı öğrencilere genç yaştan sinema sevgisi kazandırarak Türk ve dünya sinemasının geleceğine katkıda bulunmak olan yarışma, genç yönetmen adaylarına fırsatlar sunuyor. Devamını oku
Altın Portakal’da Yarışacak Kısa Film ve Belgeseller Açıklandı
Yazan: Editör 31 Ağustos 2011
Kategori: Festival Duyuruları

Antalya Büyükşehir Belediyesi – Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) işbirliğiyle gerçekleştirilen 48.Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışacak kısa film ve belgeseller belli oldu.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı&AKSAV Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın, bu yıl Altın Portakal’a başvuran 274 kısa film arasından 20; 104 belgesel film arasından yine 20 filmin yarışmaya seçildiğini bildirdi. Devamını oku
Dirty Harry (1971)
Yazan: Tuncer Çetinkaya 31 Ağustos 2011
Kategori: Film İncelemeleri
Amerika’da, 60’ların ikinci yarısında iyice belirginleşen karşı kültür hareketleri, Vietnam’dan kadın haklarına ve ırk ayrımcılığına uzanan bir çerçevede yerleşik sisteme yönelik öfkelerini dile getirmeye başlamışlardı. Bu eğilimin en kitlesel kanadını oluşturan sinema, “itiraz eden” tiplemelere her gün bir yenisinin eklendiği muhalif platformun sözcüsü durumuna gelmişti.
Televizyonun giderek yaygınlaşıp sinemayı sırtından vurduğu bir dönemde, yedinci sanatın savunma refleksini de arkasına alan bu filmler; Arthur Penn’den George Roy Hill’e, Sidney Lumet’ten Sydney Pollack’a ve John Schlesinger’a yeni yönetmenler aracılığıyla ve “söylenmemiş olanı söylemek” savıyla, ana akım sinemanın en verimli sayılabilecek yıllarına katkı sağladılar. X damgalı bir filmin Oscar’ı kazanmasıyla doruğa çıkan sürecin (“Midnight Cowboy”, 1969) kendi anti tezini üretmeye başladığını ilan eden çanlar, bu dönemin hemen sonrasında, 1970’lerde çalmaya başlayacaktı.
Sisteme duyulan güvenin Vietnam’da paramparça olmasının yanı sıra, Kennedy’nin faili malum bir cinayetle ortadan kaldırılmasının büyük politik sonuçlar doğurması ve sinemanın da bu durumdan etkilenmesi kaçınılmazdı. Metropollerde artan suç oranlarına karışan gelir dengesindeki uçurum, biraz da kaçınılmaz biçimde ‘sistemin kendisini yeniden revize etmesi’ zorunluluğuna işaret ediyordu. Devamını oku


















