Stake Land / Vampir Cehennemi (2010)

İlk bakışta, “Photoshop marifetiyle yapılmış havalı bir afişi olan uyduruk korku filmlerinden biri daha” dedim Vampir Cehennemi (Stake Land) için.

Ucuz korku/gerilim filmlerinin geçit törenine dönüşen yaz vizyonunda karşıma çıkması da bu duyguyu pekiştirdi doğrusu. Ama büyük bir beklentisizlikle izlediğim filmin, The Road’dan bu yana gördüğüm en iyi post-apokaliptik olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilir ve daha yazının başında bu türün meraklılarına şiddetle tavsiye edebilirim.

28 Gün Sonra (28 Days Later…) ile inşa edilmiş olan “salgın sonrası dünya” da geçen Vampir Cehennemi, vampirlerin neredeyse tamamen ele geçirdiği ABD’de bir grup gezginin hayatta kalma ve Kanada’nın vampirden arınmış güvenli topraklarına ulaşma çabasına odaklanmış. Vampir mitine, kuzey ikliminde yaşayamayan soğukkanlı yaratıklar olmaları, bir sürüngen beynine sahip olmaları gibi ufak dokunuşlar yapan filmin asıl numarası ise vampirleri başımıza musallat edenin Hıristiyan köktendinciliği olduğunu iddia etmesi. Öyle ki, filmin bir sahnesinde “Kardeşlik” adı verilen bu tarikatın üyeleri, insanların yaşamak için kendilerini izole ettikleri kasabalardan birine helikopterle vampir atıyor! Ayrıca filmin ortalarında edilen “Başlarda içinde vampir olan uçakları şehirlere düşürdüler. Washington’u böyle kaybettik.” Sözü Amerika’ya yönelik radikal İslam terörünün arkasında Amerikan köktendincileri olduğu iddiasının altını çiziyor. Loose Change gibi bağımsız belgesellerin temel aldığı da bu. Devamını oku

Stand By Me (1986)

Yazan: 30 Eylül 2011  
Kategori: Film İncelemeleri

Just stand by me…

Çocukluğu, Stephen King kitapları okuyarak geçmiş kişiler için korku kavramı bambaşka bir boyuttadır. King’in yarattığı karakterler, okuyucuyu korkutmakla kalmaz, aynı zamanda ince detaylarla süslenmiş yaşamları sayesinde her birine saygı duymamıza da neden olur. Ama King, sadece korku hikayeleri yazmakla kalmamış, bunun yanında pek çoğu filme uyarlanmış, içinde korku unsuru barındırmayan hikayeleri de okuyucularına armağan etmiştir. Stand By Me de King’in The Body adlı kısa hikayesine dayanır. Aynı zamanda ufak da olsa King’in kendi çocukluğundaki bazı olaylara da dayanan Stand By Me, King’in korku olmayan uyarlamaları arasında belki de en tatmin edicisidir. Hatta öyle ki, Stephen King zamanında yönetmen Rob Reiner’a, tüm filmler içerisinde en sadık uyarlamanın bu olduğunu bile söylemiştir. Devamını oku

Antalya Festivale Hazırlanıyor

Yazan: 30 Eylül 2011  
Kategori: Festival Duyuruları

Antalya’da festival hazırlıkları tüm hızıyla devam ediyor.

Antalya Büyükşehir Belediyesi – Antalya Kültür Sanat Vakfı işbirliğiyle 8 – 14 Ekim tarihlerinde düzenlenecek 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali için kentin dört bir yanı görsel materyaller ve Altın Portakal heykelleriyle donatılıyor.

Festivalin yönetildiği Antalya Kültür Merkezi; Büyükşehir Belediye binası, tramvaylar, alt ve üst geçitler; Akdeniz’li – portakallı – martı desenli festival afişiyle giydiriliyor.

Kentin önemli noktalarına, ana kavşaklara, parklara “altın kızlar” tabir edilen Venüs heykelleri yerleştiriliyor; refüjlerde “megalight”lar, caddelerde “bilboard”lar, duraklarda raketler, 48. Altın Portakal afişleriyle kaplanıyor. Devamını oku

T IS FOR TOKOPHOBIA

Yazan: 30 Eylül 2011  
Kategori: Haber - Etkinlik, Sinematek

!DİKKAT!

BU FİLM ÇOK AMA ÇOK RAHATSIZ EDİCİDİR!

Can Evrenol’un kısa filmi To My Mother and Father’ı yaratan ekipten, çok rahatsız edici yeni bir kısa film oylarınızı bekliyor!!!

To My Mother and Father’ın yapımcıları James Pearcey & Russel Would ve filmin İstanbul galasının unutulmaz sunucusu, sinema yazarı Evrim Ersoy güçlerini birleştirip üçü birlikte yeni bir kısa film yönettiler. 16mm renkli çekilen filmin görüntü yönetmenliğini de yine Stephen Murphy yaptı. Ortaya çıkan sonuç, bugününüzü rezil etmesi garanti olan “T is for Tokophobia” adlı 4 dakikalık bir dehşet!

Fantasticfest’in sahibi Tim League tarafından düzenlenen ABC’s of Death adlı kısa film yarışmasında bu sene T harfini secmisler. Yani yarışmacılar T harfiyle başlayan bir ölüm sebebi hakkında kısa filmler çekmişler. Tabi anca bizimkilerin aklına bir ölüm sebebi olarak Tokofobi gelebilmiş!

Lütfen oy verin, arkadaşlarınıza da bu filmi izleyip, oy vermelerini söyleyip onların gününü mahvedin! İş yerindeki verimlerini baltalayın.

http://26th.theabcsofdeath.com/t-is-for-tokophobia/

Red State / Şeytanın İni (2011)

Yazan: 30 Eylül 2011  
Kategori: Film İncelemeleri, Korku Filmleri

Projeyi ilk duyduğumda hissettiğim tam olarak şunlardı : “Aman! Yine karşımızda ahlaksal doğruluk üzerine bilindik şeyler geveleyecek bir başka tür kırması daha mı var!” Gariptir bu düşünceye sarıldığımda projenin ardında Kevin Smith’in olduğunu bilmiyordum bile!

Smith’i severim ve sayarım. Sanıyorum ki bunun en önemli sebebi ister kamera önünde isterse kamera arkasında olsun bir şekilde keyif alabileceğim projelerin içerisinde irili ufaklı yer almasıdır. Fakat geçtiğimiz yıl yaşanan CopOut felaketi benim bile “hadi canım!” dememe sebep oldu. Mesele Kevin Smith’i sinir kurcalayan bir komediye imza atmış olması mıydı yoksa benim kendisine olan tavrım bunu bahane ederek değişecek yer mi arıyordu emin olamadım! Zaten tek bir hata –ki bunu bir hata olarak kabul etmek doğruysa eğer- benim gibi takipçilerin nankörlük yapması için yeterlidir öyle değil mi?

Ama neyse ki Kevin Smith gibi adamların, benim gibi ukala izleyicilere verebileceği cevapları her zaman olmuştur. Red State, öyle sanıyorum ki bana ve benim gibi peşin hükümlülere atılabilecek en okkalı tokat! Sadece filmin izlediği yoldan bahsetmiyorum. Smith’in filmin dağıtım sürecinde izlediği yöntem de yılın sinemasal sansasyonlarından biri olarak kabul görmekte. Hatta filme ulaşabilmeyi kar saymamızın en önemli sebebi de bu sansasyonlar diye düşünüyorum.

Ocak ayında Sundance Film Festivali’nde, yeni filminin dağıtım haklarını açık arttırma ile satacağını duyurmuştu Smith! Sahneye çağırdığı Jonathan Gordon’ın yönetiminde ayak üstü gerçekleşen müzayede sonrasında, filmin dağıtım hakları sadece 20 dolara kendisine gitmişti. Gel gelelim bu hınzır şaka sinema camiasında sanki bir küfür gibi algılandı. Hem dağıtımcılar hem de basın, Smith’e karşı tavır aldı ki bu durumda yönetmenin ilerideki projelerinin de riske girdiği yazılıp çizildi! Devamını oku

Sonraki sayfa »