Katil Timsah Filmleri

Çocukluğumdan beri her türlü canavar ve canavar filmi ilgimi çekmiştir. Canavarlara baktıkça, ister istemez kendim hakkında, insanlık hakkında düşünürüm. Çünkü sonuçta canavar nedir? İnsan olmayandır. Hatta bazen sadece “olmayan”dır (Entity, 1981). İnsan olmayan bu hayali canavarları yine insanlar var ediyorlar, ve var ederken kullanılan bazı temalar ortaya çıkıyor: “biz ve öteki”, “bastırılmış olanın geri dönüşü (return of the repressed)”, “çift (the double)”, “olağanüstü (uncanny)” gibi. Bu temalarla vücut bulan bir canavar aslında bize insanlığımızla ilgili bir şeyler anlatır. Hissettirir.

 

Dev canavarlar da kendilerine has bir alt kategoridir. Bize çaresizliğimizi, evren karşısındaki küçüklümüzü, doğadaki sıradanlığımızı hissettirirler. Bu dev canavar, doğrudan gerçek yaşayan bir hayvan ise bu his daha da kuvvetlenir. Bu duruma en uygun olan hayvanlar sinema tarihine bakıldığı zaman görüleceği gibi köpekbalıkları ve timsahlardır. Doğaları gereği bu hayvanlar hakkında bir film veya bir maket yapmak da daha kolaydır. Diğer insana saldıran hayvanları düşünürsek, mesela bir ayı, bir aslan maketi yapmak ile bir timsah maketi yapmayı kıyaslarsak fark ortaya çıkacaktır. Timsah, hareketsizliği, genel olarak suyun altında olması, çok az görünmesi ve surat ifadesi taşımaması gibi özelliklerinden dolayı bu konuya çok daha yatkındır. (Köpekbalığı da öyle). İşte bu yüzdendir ki sinema tarihinde bir dolu katil timsah filmi vardır. Tabi sık sık timsahların insan öldürerek haberlere konu olmasının da bunda payı büyük.

1993 yılında Jurassic Park’ın dünya çapında yarattığı furya sonucunda ucuz CGI canavar ve yaratık b-filmleri ortalıkta cirit atmaya başlayınca canavar filmleri de kabuk değiştirmiş oldu. Birçoğu, canavar filmleri (creature feature) sevenler için bile boğucu derecede ucuz ve saçma olan bu filmler artık günümüzde iyice zıvanadan çıkmış durumdalar. Dev timsah filmleri de bundan nasibini aldı. Öyle ki sadece içindeki timsah sahnelerini izleyip geri kalanını çöpe atmacasına bu filmleri didiklerken karşıma inanılması güç dev timsah filmleri çıktı. Mesela 2004 yapımı DinoCroc filmindeki timsah, kolaylıkla bir T-Rex’le kapışabilir. Hele 2007 yapımı Supercroc diye bir film var ki, buradaki dev timsah 30 metre uzunluğunda ve 4 katlı bir apartman kadar. Abartmıyorum, bir Brachisaurus’u yatırır, yer. Bu filmlerin fragmanlarını hayretler içinde YouTube’dan izleyebilirsiniz. YouTube’a girilmiyor demeyin. “Ben giriyorum, siz de girin.” Bununla beraber Primeval (2007) ve Black Water (2007) gibi CGI’ın daha iyi kullanıldığı seyre değer timsah filmleri de mevcut. Bunların en iyisi ise şüphesiz Rogue (2007). Kanımca son senelerin tartışmasız en iyi korku filmlerinden biri olan Wolf Creek’in (2005) yönetmeni Greg McLean bu ikinci filminde Avustralya’da, turist avcısı bir timsahı ele alıyor. Filmin sonu maalesef hayal kırıklığı yaratsa da belki de en etkileyici timsah filmi olduğunu söyleyebiliriz Rogue için.

Gelelim 1970’ler ve 80’lerin birbirinden komik (ama CGI timsahlara göre izlemesi çok daha keyifli) maket timsah filmlerine. Bu garip filmler hiçbir zaman başroldeki maket timsahı bir yerden daha fazla gösteremiyorlar tabi ki. Genelde göz kapaklarını bile açıp kapayamayacak zavallılıkta timsah maketleri karşımıza çıkıyor. Bunların içinde 1981 yapımı Alligator’u ayrı tutmak lazım. Amerika’da ve İngiltere’de bir televizyon klasiği haline gelmiş filmde birkaç güzel sahne var (izlemeye değer bir film, başrolde Jackie Brown’un sevgilisi Robert Forster bizlerle).

Tobe Hooper’ın ikinci filmi Eaten Alive (1977) da keyifli bir film. Şehirden uzak ufak bir motelin sahibi, otelinde kalmaya gelen misafirlerini timsahına yem yapmaktadır. Bu filmde de Robert Englund’u daha Freddy olmadan önceki bir rolünde izleyebilirsiniz. Film timsahtan daha çok Mario Bava-vari set ışıklandırmaları, yarattığı atmosfer ve oyunculuklarla ön plana çıkıyor. 1989 ve 1990’da iki İtalyan timsah filmi var; Killer Crocodile ve Killer Crocodile 2. Tabi tahmin edebileceğiniz üzere tahammülü zor filmler bunlar. Ama yine tahmin edebileceğiniz üzere muhteşem bir iki sahne de içeriyorlar tabi. Hangisinde hatırlamıyorum ama bir yerde timsah gemiye adeta uçarak saldırıyor, kadraja nerdeyse tepeden giriyor. Tekrar tekrar izlediğim bir sahnedir. 90’ların sonu ve 2000’lere geldiğimizde ise tabi Lake Placid (1997) iddialı bir yapım olarak hemen akıllara geliyor. Ancak komediye kaçan tarzıyla beni pek sarmamıştı doğrusu. Zaten Ally McBeal’ın yapımcısı tarafından yazılmış bir film. Filmin yönetmeni ise birkaç yıl sonra Day of The Dead’in utanmaz rezalet remake’ini çekmiş bir insan kendisi. Adını buraya yazmayalım bile. Yine de timsahın ayıyı yediği sahne ile sinema tarihinde ve benim hayatımda yerini almış bir film tabi Lake Placid.

Bundan birkaç sene sonra Tobe Hooper bir timsah filmine daha soyunuyor ve Crocodile (2000)’ı çekiyor. Seyirciye adeta OC’den bir bölüm izliyormuş havası veren film yer yer esprili, yer yer vahşi sahnelere sahip ama sonuç olarak çok ilginç bir film değil maalesef. Crocodile’ın devam filmi Crocodile II: Death Swamp (2002) ise bana bu yazıyı yazmam için ilham veren, hayranı olduğum bir film. Film bir bankada başlıyor. Bir anda makineli silah sesleri duyuluyor, panik, kargaşa ve eli silahlı, yüzlerinde kar maskeli adamlar bankayı basıyor. Arkada Matrix-vari bir müzik çalarken (Propellerheads – Spybreak gibi), ekranda maskeli silahlı adamlar varken, ekran donuyor ve sarı büyük puntolu harflerle filmin ismi hızla ekrana çarpıyor: CROCODILE II: DEATH SWAMP !! “İşte bu!” diyerek yerinden sıçrayan seyircileri keyli bir film bekliyor. Bu ne saçmalık diyen izleyiciler ise bu noktada filmi kapatabilirler. Film çok hızlı ilerliyor. Paraları çalan soyguncular bir uçağa biniyorlar. Ancak uçak bir fırtınaya yakalanıp Meksika’nın oralarda bir yerde tropik bir adaya mı, bataklığa mı, öyle bir yere düşüyor. Kazadan kurtulanlar, hem kendi aralarında, hem de bataklıktaki dev timsahlara karşı amansız bir yaşam savaşının ortasında kalıyorlar. Bu kadar da değil, bu bataklığı çok iyi tanıyan bir uzman yardımlarına geldiğinde, karşımızda Karate Kid filmlerinin unutulmaz kötü adamı Martin Kove’u buluyoruz! (Angry Video Nerd’ün TOP 10 BADDEST BAD GUYS listesinde 5 numara kendisi). Bu filmi gerçekten kütüphanemin vazgeçilmez bir parçası yapan sahne ise, filmin sonlarına doğru, timsahın bataklığın içinden havaya fırlayarak, son sürat havada seyir etmekte olan bir helikopteri yakalayıp, ısırıp, patlatması! Hem de içinde Martin Kove varken! Evet, Jaws2’nin şapka çıkaracağı bir sahne… (Bu arada benzer bir helikoptere saldıran timsah sahnesi Supercroc’ta da var. Bu bir trend diyebiliriz…)

Bu filmler dışında burada bahsetmediğim bir dolu Filipin yapımı timsah filmine raslamak mümkün. Jaws’ın başarısı sonrası türemiş, z-sınıfı filmler bunlar (hepsini izlemedim zaten dürüst olmak gerekirse). Yani bu filmler o kadar rezalet ki ancak komik dublaj ve rezalet oyunculuklara gülmek için ileri sararak izlenebilir belki. Bunların arasından bir tek 1978 yapımı Crocodile (Agowa Gongpo) salt posteri için büyük bir övgüyü hak ediyor. Film rezalet ama posteri belki de gelmiş geçmiş en iyi canavar filmi posterlerinden biri! Ve tabi Blood Surf ve Lake Placid 2 gibi filmler de var. (Lake Placid 2’yi izledim. Sadece timsah sahnelerine baktım, Saniyelik ufak heycanlar yaşatabiliyor ancak böyle bir yazı yazacak kadar meraklıysanız. Yoksa boşverin. Blood Surf’ü izleyemedim).     Evet… umarım Greg McLean’in Rogue’undaki timsah efektleri gibi efektleri ilerde daha çok görürüz. Rogue’da birkaç sahne gerçekten nefes kesiyordu. Hatta bu geçtiğimiz yaz Kadıköy’de Orta Dünya’da DVD bakarken TV’de Rogue’u oynatıyorlardı. Müşteri kızın biri de filmi izliyordu para üstünü beklerken. Kız tam parasını aldı gidecek, filmin en güzel sahnelerinden biri geldi. Kıza bir saniye durup izlemeye devam etmesini söyledim. Sahne bitince kız yüzüme bakmadan terk etti dükkanı. Artık kabalığından mıdır, zevksizliğinden midir bilemiyorum. Sinema tarihindeki en iyi katil timsah sahnelerinden biriydi halbuki.

Öteki Sinema için yazan Can Evrenol

4 yorum

  1. kız belki tipini beğenmemiştir:):) yoksa benim “rogue” filmindeki timsah sahnelerine güvenim tam:)

  2. temizkan misin ilkkan misin,
    kiz kabaydi diyorum canim iste, aaa…

  3. Klasik Türk kızı hareketi Can üstüne alınma sen Yurtdışında fazla kaldığından unutmuşsundur belki. Bir kız yanıma gelip de bir şey rica etmedikçe bulaşmam böyle durumlarda.

  4. Bana göre sinemada tehlikeli hayvanlar adına en şanslı olan timsahlar. Sırayla gidersek, Tobe Hooper’ın Eaten Alive oldukça kötü bir üne sahip (ki bu ün çoğunlukla filmdeki eziyet gören çocuktan kaynaklanıyor) şu ana kadar izlediğim en boğucu atmosferli filmlerden biri. Bunda filmin stüdyo içi çekimli olması da etkili tabii.Hooper’ın az sayıda sevdiklerimden biridir. (Hooper’ın Crocodile’ının sadece trailer’ını gördüm, korkunçtu…) Lewis Teague’in Alligator’u ise John Sayles’ın hınzır senaryosu ile oldukça eğlenceli ve komik bir film. Korkunç olan cinsten. Lake Placid de aslında bu filmle aynı tona sahiptir. Onda da çok eğlenmiştim. Son örnek Rogue ise, her nekadar çok beğenilmediyse de, beklentilerle oynayan cesur hamleleri ile beğenimi kazandı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. İşaretli kutular boş kalmasın *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>