31. İstanbul Film Festivali – Bir Öteki Sinema Listesi

Yine her sene olduğu gibi İstanbul Film Festivali kapımıza inanılmaz filmler ile dayandı. Herhangi başka yerlerde binlerce listeler yapılmaya başlandı ama bir Öteki Sinemacı olarak festivalde görülmesi gereken neler var diye kara kara düşünüyorsanız, durun!

İşte size hiçbir kült filmseverin kaçırmaması gereken 5 film:

THE RAID: ‘Merantau’ ile verdiği sözü sonunda tutan Gareth Evans ve Iko Kuwais ikilisi, aksiyon sinemasını yeniden yazmasalar bile en azından son on yılın en dağıtıcı filmlerinden birini getiriyorlar karşımıza. Evet senaryo tamamı ile Hong Kong Bloodsheed Sineması klişelerinden oluşabilir, evet karakterler birer kağıt kadar ince, evet filmde duygusal hiçbir ilerleme yok, AMA o dövüş sahneleri her şeyi kabul edilebilir kılıyor. Sadece yetenek ve kareografi açısından değil aynı zamanda teknik olarak da ağzı açık bırakan, nasıl çekildiğini çözemeyeceğiniz bir görsel şölen.

KILL LIST: Ben Wheatley ‘Down Terrace’ ile İngiliz gangster filmlerine yeni bir bakış açısı getirdi. Mike Leigh’in ‘kitchen sink’ dediği sıradan insan dramlarını gangster tiplemeleri ile birleştirerek daha önce görmediğimiz yeni bir türe imza attı. ‘Kill List’ ise onun korku ve gangster dünyalarını birbirine hızlıca çarparak ortaya yeni jenerasyon için bir kült çıkarma deneyi. Her ne olursa olsun, filmi sevin ya da sevmeyin, jenerik akmaya başladığında mutlaka ama mutlaka her şeyi tartışmak isteyeceksiniz. Bu yılın zeki, zevkli ve bir o kadar da düşünülmeye değer ender filmlerinden.  Başrol oyuncusu Neil Maskell’in Jay adlı ana karakterdeki inanılmaz performansına da çok dikkat!

FAUST: Daha önceki Faust filmlerini izlediniz mi? Cevabınız evet ya da hayır hiç farketmez çünkü Sokurov’un bu yeni çekimi tamamı ile hissedilmedik, yaşanmadık bir deneyim. Size tavsiyem film hakkında hiçbir şey okumayın, fragman izlemeyin. Bu Faust bir deneyim, bir yolculuk. Benim için bu senenin en üst sıralamadaki filmlerinden ve bittiği anda tekrar, en baştan izlemek istediğim yegane filmlerden.

SÜT KARDEŞLER: Şimdi birkaç kişi diyecek ki ne alaka? Ama durun, bir açıklayayım. Yıllardır televizyonlarda en süprüntü kopyalarından izlediğimiz, kanalların keyiflerine, reklam sürelerine, salak dizilere göre, tartışma programlarına göre kesip biçtiği, her ne kadar ezbere bilsek de artık gerçekten neden sevildiğini unuttuğumuz Yeşilçam klasiklerinden birini 35 mm’den, hem de gerçek bir sinemada seyretme fırsatı bir daha ne zaman elimize geçer? Ben en ön sırada gülmek icin hazır bir şekilde oturuyor olacağım. Umarım siz de bu saygı duruşuna katılırsınız.

MICHAEL: Sinemanın kuvvetini tekrar hatırlatan bir film Michael.  Yönetmen Markus Schleinzer’in Michael Haneke sinemasında aldığı birikimin sonucu. Kötülüğün banalliği üzerine bir portre. Korkunç bir karakter hikayesi. Soğuk bir tokat. Görmeyen herkes için çok ama çok bilinmez bir kayıp. Bir canavar ve bir çocuğun öyküsü. Ama hiçbir şey beklendiği gibi değil: hiçbir kural sosyal toplumun sınırları içinde değil. İzleyin ama mutlaka üzerine düşünün. Aylar sonra hala rüyalarıma giren bir film ‘Michael’ ve yeni şeyleri keşfetmenin keyfini hatırlatan mini bir başyapıt.

Öteki Sinema için yazan: Evrim Ersoy

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

2 Yorumlar

  1. Evrim’cim eline sağlık.
    Bu arada, Headhunters da listeye uygundur.

  2. Ya ben ‘Headhunters’ hiç beğenmedim – herkes bir izlesin de mutlaka tartışalım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: