İlk Kez Düzenlenen 54. Ulusal Yarışma Yola Çıkıyor!

İlk kez düzenlenen 54. Ulusal Yarışma, Türkiye sinemasının geleceğinden endişe duyan sinemacıların, sinema kurumlarının ve izleyicilerin desteğiyle yola çıkıyor.

Uluslararası Antalya Film Festivali Ulusal Yarışması’nın iptal edilmesi kararına itiraz etme niyetiyle düzenlenen 54. Ulusal Yarışma, hem Türkiye sinemasının tarihini korumayı ve kutlamayı, hem de sinemacı ve izleyicilerin kaygılarını gözeten bir festival kültürü oluşturmanın yollarını aramayı amaçlıyor. Bir süredir sansür ve boykotla anılan film festivallerinin, aslında çok sesli sanat etkinlikleri olabileceğine inanan 54. Ulusal Yarışma, sinemanın tüm dallarından filmlerin, uluslararası beklentileri karşılamaksızın değerlendirilebileceği bir platform oluşturmayı hedefliyor.

54. Ulusal Yarışma, Behlül Dal’ın dizelerini slogan olarak kullanıyor: “Bir Gün Yine Döneceğim O Şehre”

Uluslararası Antalya Film Festivali’yle eş zamanlı olarak 20-27 Ekim tarihlerinde düzenlenecek olan 54. Ulusal Yarışma’nın jüri üyeliğini Hülya Uçansu, Kadir İnanır, Nihal Yalçın, Sarkis, Sevin Okyay ve Tayfun Pirselimoğlu üstlenecek. Ayrıca Tül Akbal Süalp, Okan Arpaç ve Ali Deniz Şensöz’den oluşan Sinema Yazarları Derneği SİYAD jürisi de bir ödül takdim edecek.

Hakkımızda

Bizler, Uluslararası Antalya Film Festivali Ulusal Yarışma kategorisinin kaldırılmasından memnun olmayıp, Ulusal Yarışma’yı kendi imkanlarıyla gerçekleştirmeye çalışan insanlarız. Bunu neden yaptığımıza dair daha detaylı bilgiye manifestomuzdan ulaşabilirsiniz.

İlk kez düzenlediğimiz 54. Ulusal Yarışma’yla birlikte, yarışmanın sinemacılara ve izleyicilere sunduğu imkanları yeniden sağlamayı amaçlıyoruz. Ulusal Yarışma’nın tarihine sahip çıkarak, Türkiye’de sinemanın yolculuğunu kutlamak istiyoruz. Ulusal Yarışma’nın Antalya’da gerçekleşmesini istiyoruz ancak o gün gelene kadar, imkan bulduğumuz her yerde Ulusal Yarışma’yı düzenleyeceğiz.

Tam da bu yüzden sloganımız, Behlül Dal’ın mısralarından geliyor: Bir Gün Yine Döneceğiz O Şehre.

Bu yıl Ulusal Yarışma, İstanbul’da gerçekleşecek. Yarışmaya katılmak isteyen sinemacılar, 15 Ekim 2017 tarihine kadar internet üzerinden başvurularını yapabilir. Seçilen filmler, 17 Ekim tarihinde açıklanacak.

54. Ulusal Yarışma, Antalya Film Festivali ile aynı tarihlerde, 20-27 Ekim 2017’de Beyoğlu Sineması’nda gerçekleşecek. Ön elemeyi geçen filmler, daha önce pek çok festivalde jüri görevi üstlenmiş sinema profesyonelleri, sanatçılar, yazarlar tarafından değerlendirilecek. 54. Ulusal Yarışma’nın ödülleri, 26 Ekim 2017 tarihinde gerçekleşecek bir ödül töreniyle sahiplerini bulacak.

Sinemayı seven insanlar olarak bizlerin festivaller, bütçeler, ödüller üzerinde bir söz hakkımız olmayabilir. Anlatmak ve dinlemek istediklerimiz sansür ve baskıyla engellenmiş de olabilir. Ama filmlerimiz, zevklerimiz, hayallerimiz, tarihimiz her zaman bizlere aittir. Bunu göstermek isteyen herkesi 54. Ulusal Yarışma’ya katılmaya çağırıyoruz.

Jüri Üyeleri Hakkında

Hülya Uçansu

“Bir Uzun Mesafe Festivalcisinin Anıları” (anı, 2012) ve “Nisan Ayların En Güzeli” (anı, 2014) kitaplarının yazarı Uçansu, Bandırma’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. 1975 yılında Türk Sinematek Derneği’nde Onat Kutlar’ın asistanlığını yaparak sinema hayatı başlayan Uçansu, 1978-1980 yılları arasında İstanbul Film Yapım Gösterim Merkezi’nde gösterim bölüm şefi olarak çalıştı. 1983-2006 yılları arasında İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin yöneticiliğini yaptı. 1996 yılında, IKSV çatısı altında 1996 yılında Paris’te Georges Pompidou Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen, Türkiye sinemasının dünyada düzenlenen en kapsamlı gösterimlerinden birinin direktörlüğünü yaptı. 2008-2014 yılları arasında Mithat Alam Film Merkezi’nde Yönetim Kurulu üyesi, 2006-2014 yılları arasında Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim üyesi olan Uçansu, 2016 yılında yayımlanan “Onat Kutlar’a Mektup Var” kitabını hazırladı. Uçansu Venedik, Chicago, San Sebastian, Rotterdam, Montreal, Montpellier, Roma, Valladolid, Torino, Edinburg gibi dünyaca ünlü film festivallerinde jüri üyeliği ve başkanlığı yaptı.

Kadir İnanır

1949 yılında Ordu’da doğan Kadir İnanır, Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon Bölümü’nü bitirdi. Kariyerinin ilk yıllarında foto-roman oyunculuğu yapan İnanır’ın sinema kariyeri “Yedi Adım Sonra” (1968) ile başladı. Atıf Yılmaz’ın yönettiği 1970 tarihli “Kara Gözlüm” filminde Türkan Şoray’la beraber ilk kez başrolde yer aldı. “Ah Gardaşım” (1991) adında bir film ve “Savcı” isimli bir televizyon dizisi yönetti. 5. Adana Altın Koza Film Şenliği’nde “Utanç” (1973) , 23. Antalya Film Şenliği’nde “Yılanların Öcü” (1985), 3. Ankara Film Şenliği’nde “Med Cezir Manzaraları” (1990) En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini aldı. Kariyeri boyunca 182 sinema filminde, yedi televizyon dizisinde ve çeşitli reklam filmlerinde rol alan İnanır, 2010 yılında Altın Portakal Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne layık görüldü. Aynı yıl, Antalya Film Festivali Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması jüri başkanlığını üstlendi.

Nihal Yalçın

1981 yılında İstanbul’da doğan Nihal Yalçın, lisans eğitimi İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Oyunculuk Bölümü’nde, yüksek lisansını Bahçeşehir Üniversitesi İleri Oyunculuk Bölümü’nde tamamladı. 2012’ye kadar sergilenen “Kurusıkı” isimli doğaçlama gösterisinden sonra tiyatroya kısa bir süre ara verdi. “Avrupa Yakası” (2009), “Yalan Dünya” (2012-2013), “Beş Kardeş” (2015) dizileri başta olmak üzere pek çok dizi ve filmde onlarca karakter canlandırdı. 2005’te “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?”, 2012’de “Yeraltı” ve “Araf” filmlerinden sonra son olarak 2017 yılında Yavuz Turgul’un “Yol Ayrımı” filminde rol aldı. 19. Altın Koza Film Festivali’nde “Yeraltı” ve “Araf” filmleriyle, 45. Sinema Yazarları Derneği Ödülleri’nde “Yeraltı” filmiyle, 17. Sadri Alışık Ödülleri’nde “Kurtuluş Son Durak” (2012) filmiyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü kazanan Yalçın, 2016 yılında 20. Afife Tiyatro Ödülleri’nde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu seçildi.

Sarkis

1938 yılında İstanbul’da doğan Sarkis Zabunyan, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nü bitirdi. İlk sergisini 1960 yılında İstanbul’da gerçekleştiren Sarkis, 1964’te Paris’e taşındı ve 1967 Paris Bienali’nde Resim Dalı Birincilik Ödülü’nü kazandı. 1985 yılında Fransa Kültür Bakanlığı tarafından Sanat ve Edebiyat Nişanı’yla ödüllendirilen Sarkis, 1988’de Uluslararası Yüksek Plastik Sanatlar Enstitüsü’nde profesör olarak görev yaptı. 1980’lerden itibaren Venedik, Amsterdam, Sidney, İstanbul ve Moskova gibi pek çok şehirde uluslararası sergilerde yer aldı. 1992’de heykel dalında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü aldı. Çevresel sanat ve yerleştirme türündeki yapıtlarının yanı sıra, kavramsal resimleriyle de çağdaş sanat oluşumları içinde yer alan Sarkis, 2015 yılında, Okwui Enwezor’un küratörlüğündeki 56. Venedik Bienali’nde yer aldı. İtalyancada nefes anlamına gelen “Respiro” isimli, aynalar, vitraylar ve neon ışıklardan meydana gelen sergisiyle birlikte Sarkis’in yerleştirmelerine dair görsel okumaların yer aldığı bir kitap yayınlandı.

Sevin Okyay

1942 yılında İstanbul’da doğan Sevin Okyay, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ni bitirdi. 1964 yılında çeviri, 1975 yılında gazetecilik, 1984 yılında ise sinema eleştirmenliği yapmaya başladı. İlk film eleştirisini 1984 Film Festivali’nde Fellini’nin “Ve Gemi Gidiyor” adlı filmi üzerine kaleme aldı. TRT’de “Ve Sinema” adlı televizyon programını hazırlayıp sunan Okyay, Açık Radyo ve NTV Radyo’da caz ve polisiye edebiyat üzerine radyo programları yaptı. 1976’dan itibaren Politika, Dünya, Ayrıntılı Haber, Milliyet, Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Gergedan, Şehir, Kapris, Start, Gösteri, Elele, Hürriyet Pazar, Kadın, Milliyet Sanat, Radikal İki gibi dergi ve gazetelerde sinema eleştirileri ve caz üzerine yazıları yer aldı. “İlk Romanım” (roman, 1996); “120 Filmde Seyriâlem” (sinema eleştirileri, 1996); Çiçek Dürbünü” (deneme, 1998); “Gol Atan Kaleye” (deneme, 2002) kitaplarını kaleme aldı. Okyay, sinema, edebiyat, caz, spor dallarında eleştiri yazıları yazmaya devam etmektedir.

Tayfun Pirselimoğlu

1959 yılında Trabzon’da doğan yönetmen, senarist ve yapımcı Tayfun Pirselimoğlu, Viyana Uygulamalı Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim ve gravür eğitimi aldı. İstanbul ve Ankara’nın yanı sıra Viyana ve Budapeşte’de sergi açtı. Sinemaya senaryo yazarlığı ile başladı. İlk kısa filmi “Dayım” (1999) uluslararası pek çok festivalden ödülle döndü. İlk uzun metrajlı filmi “Hiçbiryerde” 2002 yılında çekildi. Ardından vicdan ve ölüm temalı üçlemesi “Rıza” (2007), “Pus” (2009) ve “Saç” (2010) geldi. Bugüne kadar yedi roman (“Çöl Masalları” – 1996, “Kayıp Şahıslar Albümü” – 2002, “Malihulya” – 2005, “Şehrin Kuleleri – 2005, “Harry Lime’ın En Yeni Hayatları ya da Üçüncü Adam’a Özgü” – 2012, “Kerr” – 2014, “Berber” – 2017) ve bir öykü kitabı (“Otel Odaları” – 2009) yazdı. Yönetmenliğini üstlendiği beş uzun metrajlı filminin senaryoları da kendisine ait olan Pirselimoğlu, 2013 yılında çektiği son filmi “Ben O Değilim” ile 33. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve Senaryo ödüllerine layık görüldü. İstanbul ve Adana film festivallerinde jüri üyeliği yaptı.

Manifesto

Bu yıl ilk kez düzenlediğimiz 54. Ulusal Yarışma, Antalya Belediye Başkanı Menderes Türel’in Uluslararası Antalya Film Festivali Ulusal Yarışması’nın iptal edilmesi kararının ardından, sinemanın geleceğine dair duyduğumuz endişe, itiraz etmeye dair acil ihtiyacımız ve pek çok sinemacının ve sinema kuruluşunun tepkisinin verdiği umutla yola çıktı.

Bir süredir film festivallerinde sansürün artmasıyla başlayan tedirginliğimiz, Türkiye’nin en köklü sinema organizasyonlarından biri olarak kabul edilen Uluslararası Antalya Film Festivali hakkındaki hayati kararların, sinemacı ve izleyicilerin kaygıları gözetilmeksizin alınmasıyla birlikte artıyor. Film festivallerinin merkezine sinemanın, sektörün, izleyicinin yerine  “prestij”, “kalite”, “marka değeri” gibi kavramların oturtulmasının, ne uluslararası ne de ulusal alanda sinemanın gelişimine katkı koyacağını düşünmüyoruz. Film festivallerinin sinemacılar ve izleyiciler için ve onlar sayesinde düzenlendiğine; sinemacının kaderine, izleyicinin hayata bakışına etki ettiğine inanıyoruz. Ulusal sinema sektörü, özellikle de yeni sinemacılar için gittikçe daha adaletsiz, baskıcı ve cesaret kırıcı bir ortamda biçimleniyor. Bu durum karşısında üzgün ve öfkeli olmaktan başka şeyler de yapabileceğimize inanıyoruz.

Bizlere, Antalya Film Festivali’nin “tıpkı Cannes gibi bir festival” olması gerektiği, Ulusal Yarışma’nın iptal edildiği ancak Uluslararası Yarışma’nın devam edeceği ve yerli filmlerin şayet “uluslararası yarışmada boy gösterebileceklerse” yine ödül şansına sahip olacağı söyleniyor. Oysa, tüm sinemacıların eşit imkanlara sahip olduğunu söylemek de, tüm filmlerin eşit bir değerlendirmeyle karşılaştığını iddia etmek de gerçekçi değil. Ulusal Yarışma, on yıllardır sadece Türkiye’deki sinemacıların önünü açmıyor; aynı zamanda başka ülkelerden izleyici ve sinemacıların beklentilerini karşılama baskısı hissetmeksizin, yerli bir sinema dili oluşturmamıza ve özgün bir sanatsal üslup geliştirmemize yardımcı oluyordu. Ulusal yarışma, deneyimli ve deneyimsiz sinemacıları, sinemanın tüm dallarından ve alanlarından insanları, büyük festivallerin elverdiği ölçüde demokratik ve eşitlikçi bir platformda bir araya getiriyordu. Ulusal Yarışma filmlere, sinema profesyonellerinin değerlendirmesinden geçme fırsatı tanıyor ve onların yazgısını değiştiriyordu. Uluslararası alanda başarı gösteren yerli sinemacıların çoğunun gururla havaya kaldırdıkları ilk ödül Altın Portakal’dı; izleyiciye seslendikleri ilk tören Altın Portakal Ödül Töreni’ydi. Ulusal Yarışma sayesinde izleyiciler, sanatı kutlamayı tanıdı, eleştirel gözlerle izlemeyi öğrendi, piyasa şartlarının görünmez kıldığı filmleri keşfetti. Ulusal Yarışma sayesinde sinemacılar, yeni filmleri için destek ve cesaret buldu.

Dünyanın bir tane daha Cannes’a ihtiyacı yok ama bizlerin Antalya Film Festivali Ulusal Yarışma’sına ihtiyacımız var.

Bizler için 54. Ulusal Yarışma iptal edilecek değil, kutlanacak bir etkinliktir. Bu ülkede yarım asra yakın bir süredir belli bir kültürün biriktiğini, büyüdüğünü görmek hepimizi gururlandırıyor. Bundan 53 yıl önce Halit Refiğ’in sinemaya duyduğu inancın, bugün de birilerinin zihninde filizlenebildiğini görmekten mutluluk duyuyoruz. Ulusal Yarışma bize, tarihin sadece başımıza gelenlerle değil, bizim ürettiklerimizle de şekillendiğini düşündürüyor; Türkiye tarihinin bir parçasının da sinema tarihi olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. Türkiye’nin tanık olduğu nice çetin dönemde bile, “bir daha olmaz” dediğimiz, der demez de pişman olduğumuz geçmişteki o zor günlerde bile hala sinemacılar yetiştirebildiğini görmek, gelecekle ilgili içimizi ferahlatıyor. Gittikçe daha çeşitli kimliklerden sinemacıların film yapma, ödül alma imkanına sahip olduğunu izledikçe, bir gün hepimizin hikayesinin anlatılacağına dair bir hayal kurmaya başlıyoruz. Bu belki boş bir hayal ama sinemayı seven insanlar olarak, hayalimizden vazgeçmek istemiyoruz.

Hayalimiz elbette ki Ulusal Yarışma’yla sınırlı değil. Başka bir film festivali kültürünün mümkün olduğunu biliyor ve nasıl olacağına hep beraber karar vermek istiyoruz. Sinemacıyı destekleyecek, izleyiciye düşünme kapıları açacak, herkesin kendini ifade alanlarını, yollarını besleyecek bir festival üzerine düşünmek, tartışmak istiyoruz. Sinemanın sadece uzun metrajlı kurgu yapımların çevresinde biçimlenmediği, belgesel ve kısa film türlerinin de eşit kıymette değerlendirilip desteklendiği bir sektörün,  çok daha zenginleştirici olacağına inanıyoruz. Uluslararası sanat etkinliklerinin, yarışmaların, buluşmaların Türkiyeli sanatçılar hakkındaki varsayımlarını, beklentilerini görmezden gelme şansına sahip olduğumuzda, “Türkiye sineması” denerek sıkıştırıldığımız kutunun ötesine çıkabileceğimize ve sanat üzerine daha derin bir bakış geliştirebileceğimize inanıyoruz.

Ama önce yarışmamızı geri istiyoruz. Kendimizi uluslararası alana tanıtma baskısını hissetmeksizin, önce birbirimizi tanımak ve anlamaya çalışmak istiyoruz. Yeni sinemacılarla tanışmak ve onları deneyimli meslektaşlarıyla buluşturmak istiyoruz. Belgesel kategorimizi geri istiyor, daha fazla belgeselin görünür olmasını arzuluyoruz. Kısa filmlerin hak ettiği değeri kazanmasını istiyoruz. Ödüllerimizi, ödül törenlerimizi geri istiyoruz. Dünyaya seslenen, sözünü özgürce söyleyen sinemacılarımızı izlemek istiyoruz. İzleyiciye, sinemayı keşfetme fırsatının verilmesini istiyoruz.

Filmlerimizle ve hayallerimizle; Bir Gün Yine Döneceğiz O Şehre.

 Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali

İlk kez 1964 yılında gerçekleştirilen Uluslararası Antalya Film Festivali’nin temelleri 1950’de Aspendos Tiyatrosu’nda atıldı. Yıllar boyu pek çok farklı etkinliğe ev sahipliği yapan Aspendos Tiyatrosu harabe halinden kurtulup kısmen onarıldıktan sonra içerisinde temsillerin verildiği, güreş karşılaşmalarının düzenlendiği bir alan haline getirildi. Bu sayede Antalya’da kalabalık kitlelere hitap eden etkinliklerin başlangıcı yapıldı ve ardından geleneksel hale getirildi. 1950-1953 yılları arasında süren bu festivaller siyasi bir kimliğe bürünüp dönemin iktidar partisi Cumhuriyet Halk Partisi ve muhalefet partisi Demokrat Parti’nin münazara etkinliklerine evrildi. Milletvekili seçimleri, Aspendos’un onarım gerekliliği, katılımcılara yer bulamama gerekçeleriyle festivaller 1954-1958 yıllarında yapılamadı.

1959 yılında Antalya halkının da talepleriyle festivaller kaldığı yerden, “Antalya Festivali” adı altında yeniden düzenlenmeye başladı. Üç gün süren etkinliklerde, yağlı güreş müsabakalarına ilaveten çeşitli illerden serbest güreş takımları festivale davet edilip Antalya Atatürk Stadyumu ve Aspendos’ta karşılaşmalar gerçekleştirildi. Aynı yıl Antalya’yı Tanıtma ve Turizm Derneği festivalle ilgili bir basın toplantısı düzenleyerek festival programını açıkladı. Festival tarihinin ilk korteji yine bu yıl Cumhuriyet Meydanı’nda mehter takımı, Isparta tümen bandosu, güreşçiler, itfaiye teşkilatı, okul öğrencileri ve meslek örgütlerinin katılımıyla gerçekleşti. 1960 yılında düzenlenmesi planlanan Antalya Festivali için belediye, Antalyalı yönetmen Behlül Dal’a yetki verdi ancak 27 Mayıs’ta başlaması plananlanan festival aynı günün sabahında gerçekleşen askeri darbe nedeniyle yapılamadı. Antalya Film Festivali fikrinin ve Altın Portakal isminin kurucusu olan Behlül Dal’ın hayali, üç yıl sonra gerçekleşecekti.

Bir sonraki sene düzenlenen festivalde 1960 yılında kurulan komitenin yerine Antalya Festivali Konseyi Vali ve Belediye Başkanlığı getirildi. 1962 yılında ise festivale futbol maçları eklenerek Antalya Festival Kupası düzenlendi ve Türk-Alman Dostluk Derneği’nin katkılarıyla Alman Kültür Filmleri ekibi tarafından çeşitli ülkelerden tanıtıcı filmler yayınlandı.

Her yıl düzenlenen bu geleneksel şenlikler Dr. Avni Tolunay’ın 1963 yılında Belediye Başkanı olmasıyla sinemayı da içerisine katarak Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne dönüştü. Bu tarihle birlikte festival programı günümüz programına benzer şeklini alarak 1-10 Ekim tarihleri arasında düzenlendi. Etkinlik dahilinde Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası konseri, Devlet Tiyatrosu’nun Orhan Asena’nın Tohum ve Toprak adlı eserinin temsili ve elbette ki film gösterimleri gerçekleştirildi. En İyi Film Ödülü, Halit Refiğ’e takdim edildi.

15 yıl boyunca geleneksel olarak her yıl gerçekleşen festival, 1979’da sansür, 1980 yılında darbe nedeniyle yapılamadı. 2011 yılında gerçekleşen Altın Portakal töreninde ise, “Altın Portakal’ın Geç Gelen Ödülleri” başlıklı özel bir bölümde, 31 yıl önce verilemeyen ödüller sahiplerini buldu. Yönetmenliğini Yılmaz Güney ve Zeki Ökten’in üstlendiği, senaryosunu Güney’in hapishanede yazdığı “Sürü”, En İyi Film ve Yönetmen de dahil altı dalda ödülü kucakladı.

Festival ulusal alanda elde ettiği başarının ardından 2005 yılında uluslararası platforma taşınarak daha kapsamlı bir sinema etkinliği haline getirildi. Aynı yıllarda, festivalin ilk yılından beri kazananlara takdim edilen ve elinde portakal tutan Venüs’ün tasvir edildiği heykelcik değiştirildi. 2014 yılında heykelcik Halit Refiğ’in aldığına sadık kalınarak ancak altın rengi yerine siyah renge bürünerek tekrar tasarlandı.

2014 yılına kadar Antalya Altın Portakal Film Festivali adıyla devam eden festival, 2015 yılından itibaren “Altın Portakal” çıkarılarak Uluslararası Antalya Film Festivali ismiyle yoluna devam etmektedir.

2014 yılında Reyan Tuvi’nin “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” isimli belgeselinin festival programından çıkarılması, sansür tartışmalarını beraberinde getirdi. 2015 yılında Ulusal Belgesel Yarışması festival yönetimi tarafından iptal edildi. Karar üzerine 150 sinemacı bir metin yayımlayarak festivali boykot ettiklerini duyurdu.

2017 yılında Belediye Başkanı tarafından açıklanan Ulusal Yarışma’nın iptali kararı, tüm sinema sektörü ve sinemaseverlerde büyük bir üzüntü yarattı.

ulusalyarisma.com

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir