Clownhouse (1989)

Hemen hemen her insanın kendi dünyasına ait herhangi bir konuda geliştirdiği bir fobisi vardır. Kimisi yalnızlıktan, kimisi kapalı yerlerde kalmaktan kimisi de karanlıktan korkar. Korku filmlerinin de çıkış noktası budur: insanların fobilerinin üzerine gitmek. Bu nedenledir ki korku filmleri bazılarımızı korkuturken bazılarımızı ise yalnızca gülümsetir. Bu hipotezi destekleyecek en önemli kanıtlardan biri ise, 1989 yılında Victor Salva‘nın çektiği Clownhouse‘dur.

Film, belki birçoğumuzun sevimli bulduğu palyaçoların aynı zamanda bazı insanların kâbusu olduğu gerçeğinden yola çıkarak, tamamen palyaço fobisi (coulrophobia) temeline oturtulmuştur. Öyle ki, palyaçoları korkutucu bulanlar için filmin afişi bile korkutucu gelebilirken, bu tür bir korkuya sahip olmayanlar için vasat bir korku filmi olarak hafızalarda yer etmiştir. Peki insanlar neden palyaçolardan korkarlar? Filmde bu tür bir fobiye sahip olan çocuğun ağzından verilen cevap aynen şu şekildedir:
“Palyaçolarda sevmediğim şey sahte olmaları… Yüzleri sahte, kocaman mutlu gözler… Büyük boyalı gülüşler… Gerçek değiller… Gerçekte ne olduklarını asla bilmiyorsun…”
 
Gayet mantıklı… Palyaçolardan korkan ve onları itici bulan biri olarak, bu film sayesinde korkularımın altında yatan nedeni keşfettim diyebilirim. Sevimli görünebilmek için yüzlerini boyayan bu varlıkların, makyajlarının altında yatan yüzlerinin neye benzediğini asla bilemeyecek olmanın dayanılmaz ağırlığıydı aslında korkutan.. Clownhouse, yaşları birbirine yakın üç erkek kardeşin palyaçolarla olan bir gecelik korkutucu deneyimini anlatıyor. Bu kardeşlerin en küçüğünün hâlihazırda zaten bir palyaço fobisi vardır. Kâh rüyasında kâh halüsinasyonlar şeklinde kendisini takip eden palyaçolar, çocuğun kâbusu haline gelmiştir. Bunu bilen en büyük kardeşleri, çocuğun bu korkusunun üzerine giderek belki de birçoğumuzun küçük kardeşlerini korkutmak amacıyla yaptığı gibi korkunç hikâyeler uydurmaktadır. Orta karar ortanca kardeş ise, biraz daha çekimser ve küçük kardeşini ağabeyine karşı koruyucu bir tavır takınmaktadır. Bir gece, kasabada kurulan sirke gitmeye karar veren bu üç kardeş peşlerine takılacak belalardan habersiz çocukça eğlenmenin tadına varmaya çalışırken, akıl hastanesinden kaçan üç deli, sirkin palyaçolarını da öldürüp onların yerine geçerek dehşet dolu bir geceye imza atmaya başlamışlardır bile. Kahramanlarımızı takip ederek o gece evde yalnız kaldıklarını anladıklarında ise, yeni kurbanlarını bulmanın verdiği delice bir hazla eve dalarlar. Elbette bundan sonrası, her korku filminde olduğu gibi karanlık bir evde çocuklar ve palyaçolar arasındaki kovalamaca ile devam etmektedir.

Film genel anlamda, bir korku filminden beklenenleri fazlasıyla olamasa da kararında verebiliyor. Aynı zamanda, filmin temeli olan palyaço fobisi gibi mükemmel bir malzemeyi de israf etmiyor. Oyunculuklar kötü olarak tanımlayabileceğimiz kalıplar dahilinde olsa da (ağabeyi oynayan Sam Rockwell hariç), aktörlerin çocukluklarına verip görmezden gelinebiliyor. Aralara serpiştirilen komedi unsurları ise, 80’li yılların birçok korku filminde olduğu gibi dönemin korku filmi klişeleriyle filmi uyumlu hale getiriyor. Özellikle müziklerin kullanımı oldukça esprili. Palyaçoların göz kırpmaları gibi ufak mimikler ile gerginleştirici müzik senkronize hale getirildiğinden, bir korku filmi için gözden kaçamayacak sahne deneyimleri yaşatıyor seyirciye. Yine filmde, palyaçoların hiç konuşmaması sadece mimikleriyle ve makyajlarıyla korkutucu olmaları, güzel bir ayrıntı olmuş. Sonuç olarak daha çok Powder ve Jeepers Creepers filmleri ile tanınan yönetmen Victor Salva’nın pedofili olduğu ve hatta filmde küçük çocuğu oynayan 12 yaşındaki oyuncuya tacizde bulunduğu yönünde dedikodularla anılan bir film olmasına rağmen Clownhouse, korku türünde gözden kaçmayacak yapıda bir örnek sergilediği ve palyaço fobisini hakkıyla dile getirdiği için, türün meraklılarının arşivlerinde yer etmesi gereken bir film.

Yazar hakkında: Gülnur Karakaş Tandoğan

2 Yorumlar

  1. Palyaçolu korku filmleri alt türünün (eğer varsa böyle birşey) zirvesi IT olsa gerek herhalde. King’in kitabını okumadım hiç ama filmi çocukken ilk seyrettiğimde, bugüne kadar ulaşan palyaço korkumun olmasa bile sevmezliğimin fitilini yakmıştı. Yıllar sonra izleyince insanı korkutucak bir hali olmadığı gözüktü tabii, King’in diğer işlerine göndermelerle dolu, arkadaşlarınızla beraber izlemesi çok keyifli bir kült film olarak hala çok severim o filmi. Ama McDonalds’ın önünden Ronald amcaya bakmadan geçmek ve kendi kendime arasıra “do you want a balloon” demek kaydıyla.

  2. Killer Clowns from Outer Space’i de unutmayalim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: