A Night of Horror vs Fantastic Planet 2013

A Night of Horror vs Fantastic Planet 2013:

All Superheroes Must Die

A Night of Horror vs Fantastic Planet 2013

Dünyanın ücra ve alt köşesinde, Sidney, Avustralya’da, her sene git gide büyüyen bir janr festivali var. Bundan önceki senelerde de günlüğünü tuttuğum A Night of Horror ve Fantastic Planet festivalleri, her ikisinin de koordinatörü olan Dean Bertram’ın kararıyla birleşerek 10 gün süren bir bilim kurgu, korku ve fantezi şölenine dönüşmüş durumda. Sidney’in alternatif semtlerinden Newtown’da vuku bulan festival, yüzden fazla uzun ve kısa metrajlı filmle tür sineması hayranlarının buluşma noktası olmuş durumda. Ağırlıklı olarak bağımsız yapımlara destek veren A Night of Horror ve Fantastic Planet bu sene de çeşitli filmlerin Avustralya ve dünya prömiyerlerini yaparak, hayranlara başka yerlerde izleme şanslarının pek olmadığı filmleri izletmeye devam ediyor.

11-21 Nisan arasında gerçekleşecek olan festivalin açılış gecesinde, bir Amerikan bağımsız yapımı olan All Superheroes Must Die’ı izleme ve filmin yazarı/yönetmeni/başrol oyuncusu Jason Trost ve bir diğer başrol oyuncusu Lucas Till ile görüşme fırsatı bulduk.

All Superheroes Must Die, artık yavaş yavaş sinematik bir alt tür haline dönüşmeye başlamış olan revizyonist bir süper kahraman anlatısı sunuyor. Çizgi roman dünyasında 80’lerde başlamış, Watchmen ve The Dark Knight Returns gibi örneklerle anılan bu alt tür, maskeli kanun koyucuları gerçekçi dünyalara yerleştirmesi, aşırı şiddet, seks, küfür içeren ve “kahraman” konseptini sorgulayan senaryolara odaklanıyor. Bu alt türün beyaz perdeye yansıması ise yakın zamanda Kick-Ass ve Watchmen gibi yüksek bütçeli ve üst seviye film uyarlamaları, Defendor ve Griff the Invisible gibi daha “low-key” ve orijinal senaryolara dayanan filmler ve James Gunn imzalı Super gibi bağımsız sinema çerçevesinde yer alan yapımlarla oldu, denilebilir.

Tüm bu yakın dönem filmler düşünüldüğünde, All Superheroes Must Die’ın janra ne gibi bir yenilik getirebileceği sorgulanabilir, ya da moda olmuş bir akımı istismar etmeye çalıştığı düşünülebilir. Tüm bunlara rağmen, filmin orijinal bir konsepti olduğunu söylemekten çekince duymuyorum. Festival programında Kick-Ass’le Saw’un buluşması olarak tanıtılan film, ilk beş dakikasında sıkı bir gerilim sunma vaadiyle başlıyor. Charge (Jason Trost), Cutthroat (Lucas Till), Shadow (Sophie Merkley) ve The Wall (Lee Valmassy)’den mürekkep bir süper kahraman takımı kendilerini nasıl geldiklerini hatırlamadıkları ıssız bir kasabada buluyorlar. Teker teker bir baygınlıktan uyanan kahramanlar, bileklerinde birer yara olduğunu ve süper güçlerini kaybettiklerini fark ediyorlar.

*** SÜRPRİZBOZAN İÇERİR ***

Bu ilk sahnelerde gerilim duygusu bir hayli yüksek. Gece lambalarının zar zor aydınlattığı karanlık ve boş sokaklarda uyanan kostümlü kahramanlar fikrinin cazibesi izleyiciyi hemen içine çekiyor. Kısa süre içinde, kahramanların kasabada olmasının sebebinin, baş düşmanları Rickshaw (James Remar) olduğunu öğreniyoruz. Rickshaw, Saw’daki Jigsaw karakteri gibi, onlarla bir oyun oynamak istediğini söylüyor. Eğer oynamayı reddederlerse kasabanın çeşitli yerlerinde tutsak olan masum insanları uzaktan kontrollü bombalarla öldüreceğini belirtiyor. Böylece kahramanlar, güçlerini kaybetmiş bir halde bu ölümcül oyunu oynamaya başlıyorlar.

All Superheroes Must Die posterHer şeyden önce şunu belirtmek gerek. 20.000 dolarlık bir bütçeyle çekilen filmden çok yüksek bir prodüksiyon kalitesi beklememek gerekiyor. Kostümler bir hayli ucuz görünüyor, özel efektler minimum tutulmuş. Fakat Jason Trost ilginç bir konseptle, süper kahraman filmlerinin geneline hakim olan şaşaa gereksiniminden sıyrılmayı bilmiş. Şunu fark ediyoruz: All Superheroes Must Die bize psikolojik bir gerilim ve karakter analizi sunacak. Kahramanlar kendi hayatlarıyla masum insanların hayatları arasında seçim yapmak zorunda kalırsa ne olur, sorusu daha önce de sorulmuş bir soru. Ancak genelde bir şekilde tatlıya bağlanan, genelde süper kahramanın bir şekilde paçayı kurtardığı bu durum, Charge ve arkadaşları için o kadar pürüzsüz şekillerde çözümlenmiyor.

Film ilgi çekici bir konseptle açılsa da, başlangıçtaki gerilimin filmin tamamına yayıldığını söyleyemeyiz. James Remar’ın canlandırdığı Rickshaw ve onun emrinde çalışan diğer kötü adamların yüzeysel ve mizahi bir şekilde çizilmiş karakterleri, filmi daha camp bir yere çekiyor. Elbette baş karakterlerin rengarenk taytlar içinde dolaştığı bir filmin fazla ciddi olması beklenemez belki, fakat açılış sahnesindeki gerilim bu camp havayı ilk etapta görmezden gelmemize yol açıyor.

Filmdeki temel sorun da bu: ciddiyetle mizah, gerilimle komedi arasında gidip geliyor. Senaryo kendisini fazla ciddiye almak istemiyor, fakat bir yandan da bir karakter draması anlatmaya çalışıyor. Bir zamanlar arkadaş/sevgili/ortak olmuş, sonra araları bozulmuş olan kahramanlar arasındaki gerilimli ilişkiler flashback’lerle anlatılıyor ve bu karakterlere bir derinlik kazandırılmaya çabası hissediliyor. Fakat 78 dakikalık bir filmde hem aksiyonu sürdürmek hem de karakterleri derinleştirmek çok mümkün olmuyor. Karakterlerle ya da hayatını kaybeden masum kurbanlara karşı herhangi bir bağ kuramıyoruz.

Jason Trost ve Lucas Till’in oyunculukları ölçülü ve karakterleri arasındaki ilişkiyi iyi yansıtır cinsten. Filmin sanat tasarımında zamansız, ya da biraz retro bir hava yakalamak için “günümüz”e dair pek bir prop kullanılmamış. Rickshaw karakteri demode bir takım elbise giyiyor ve papyon takıyor. Süper kahramanlarla iletişim kurmak için kullandığı televizyon ekranları ise 30 sene öncesinden kalmış gibi görünüyor.

Jason Trost iyi fikirlere sahip genç bir sinemacı (26 yaşında). Kısa süreler içinde yaratım sürecinin hemen her aşamasında yer aldığı filmler çekiyor (The FP, #wetandreckless). All Superheroes Must Die, 4 gün içinde yazılmış, 15 günde çekilmiş ve kurgusu bir ay kadar sürmüş. Bu kadar kısa süre içinde makine gibi işleyen bir film yapmak pek mümkün değil, elbette. Fakat yönetmenin yaratıcı enerjisini takdir etmek gerekiyor. Zaman içinde, acele etmeden, üzerinde daha fazla düşünerek çekeceği ve belki de daha yüksek bütçelere sahip olacak filmlerden çok daha verimli sonuçlar alabileceği izlenimini uyandırıyor. All Superheroes Must Die’ın devam filmleri için de kolları sıvamış olduğunun haberini, festivalde izleyicilerle paylaştı.

Jason-Dean-Lucas 2013

Gösterim sonrası: Soru ve Cevap kısmında Trost ve Till’in birlikte yaşayan iki “kanka” olduklarını, filmin kurgusu esnasında sık sık sarhoş olduklarını, X-Men: First Class’da Havok rolünde oynayan Till’in All Superheroes Must Die’ın çekimleri sırasında X-Men’deki rolü kazanmış olduğunu öğrendiğini, Dexter’ın babası rolüyle tanıdığımız James Remar’ın Trost’un ailesinin bir dostu olduğunu ve filme bu şekilde dahil olduğunu öğrendik.

Seanstan sonra, Newtown’ın şık mekanlarından ve festivalin resmi mekanlarından biri olan The Bank adlı bara giderek, Trost ve Till’le takılmaya devam ettik. Alkol aktı, bol bol pizza yendi, Trost’la sakal bırakmanın incelikleri, Avustralyalı kadınlar, ilişkiler ve festivalde gösterilecek diğer filmi #wetandreckless üzerine muhabbet edildi ve akabinde evlerin yolu tutuldu.

Yazar hakkında: Can Yalçınkaya

Müzmin öğrenci, Punk Akademik. Avustralya'da yaşıyor ve Türk sineması ve popüler müziğinde melankoli üzerine çalışıyor. Çizgi romanlar, filmler, kitaplar, fanzinler ve saireyle haşır neşir olmayı, yazmayı ve çizmeyi seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir