Absentia (2011)

Absentia poster1978 doğumlu genç yönetmen Mike Flanagan‘ın 2011 mahsülü Absentia’sı uzun zamandır izlediğim en iyi düşük bütçeli film oldu. Absentia’nın en büyük başarısızlığı ve izlenirliğini düşüren etken, yayınlanan ilk afişinin o berbat hali olsa gerek. Z sınıfı düşük bütçeli bir supernatural teen slasher filminin en az kendisi kadar kötü afişi gibi duran o saçma afiş sizi yanıltmasın. Absentia, modern zamanlarda ve şehirde geçen karanlık bir şehir efsanesi ya da peri masalı olarak tanımlanabilir. Bol kanlı ve çığlıklı bir teen slasher değil, daha çok gizemli bir gerilim.

Öteki Sinema için yazan: Ezgi Aksoy

Filmin elindeki; çok enteresan olmayan, ancak orijinalliği sayesinde klasikliğini koruyan bir konu aslında. Ve bu konunun giderek artan bir tempo ile aktarılıyor olması, filmin en büyük artısı. Ayrıca hala büyük bütçeler ve bilgisayar efektleri olmadan da başarıyla ortaya konulabilen hayalet ya da ruh izleyebiliyor olmamız, sinemanın hala tamamen fethedilmediğini gösteriyor ve beni umutlandırıyor.

Filmin konusu kısaca şöyle: Tricia’nın kocası Daniel yedi yıldır kayıptır. Tricia bu yedi yıl içinde kocasını uzun süre aramış, acılar çekmiş, yeri gelmiş kendini, yeri gelmiş eşini suçlamıştır. Üstelik bu kayıpla başa çıkmaya çalışırken sürekli kabuslar görmekte ve “Daniel’in ruhu” tarafından rahatsız edilmektedir. Ancak öte yandan da hamiledir. Doğum yaklaşırken Tricia’nın uyuşturucu bağımlılığından tedavi görmüş kız kardeşi Callie bir süre onunla yaşamak için yanına gelir. Üstelik Tricia kocasını gıyaben ölü ilan etmek üzeredir. Böylece yedi yıldır kayıp olan kocasından boşanmış da olacaktır. Kendini sağlıklı tutmaya çalışan Callie, kız kardeşinin evinde kaldığı süre içinde her sabah koşuya çıkar. Bu koşular sırasında semtin iki farklı kısmını birleştiren dar uzun bir tünelden geçmektedir. Bir gün tünelde hırpani ve kendinde olmayan birini görür ve böylece tünel Callie’yi tedirgin etmeye başlar. Üstelik tünel civarında ve semtte Daniel’den başka kayıplar da olmuştur. Callie bu kayıpları tünelle ilişkilendirmeye başlamıştır. İşlerin giderek karışmakta olduğu bir gün, üstüne bir de yedi yıldır kayıp olan Daniel, yarı delirmiş bir halde geri dönüverir.

Absentia 09

Yazıya başlarken de belirttiğim gibi, Absentia düşük bütçeli bir film. Ama Hollywood usülü beş milyon dolarlık bütçeye sahip “düşük bütçeli” filmlerden değil. Film bir fon aracılığıyla finanse edilmiş ve bütçesi yetmiş bin dolar. Söz konusu olan Amerika olunca bu bütçe, neredeyse bedavaya film çevirmek olarak algılanıyor ve ortaya çıkan sonuca bakılırsa, bu bir mucize bile sayılabilir.

Herşeyden önce, yetmiş bin dolarla sadece bir setin dekorunun düzenlendiği filmlerle o kadar kuşatıldık ki, atmosferik bir film izlemek için on milyon dolarlara ihtiyaç olduğuna inandık artık. Filmin bütçesi, filmle ilgili beklenti düzeyini belirleyen bir etken olarak, bir reklam aracı olarak kullanılır oldu. Afrika kıtasını en az iki tur doyurmaya yetecek bütçeleri ile Hollywood filmleri gösterimde kaldıkları 3 ay boyunca tüm dünyayı sallayabiliyorlar. Ama ardından çoğu devler mezarlığındaki yerini alıyor. Oysa Absentia gösteriyor ki, düşük bütçelerle de gayet gerçekçi ve izleyiciyi yakalayan atmosferler yaratmak mümkün. Karşımızdaki elbette mükemmel ve kusursuz bir iş değil. Ancak oldukça doyurucu olduğunu belirtmek gerek.

Absentia posterler

Absentia’nın çeşitli sinema festivallerinden aldığı altı ödülü var. ayrıca başka adaylıklar da mevcut. Adaylıklar ve ödüller genellikle en iyi yönetmen ya da en iyi korku filmi dalında. Oyuncuların adaylığı ya da ödülü yok. Zaten bu tür filmlerde en büyük dezavantajlardan biri oyuncuların zayıf ve düşük kalitedeki oyunlarıdır. Absentia’nın başrolleri Katie Parker, Courtney Bell, Dave Levine ve Morgan Peter Brown Oskarlık performanslar sergilemiyorlar. Ancak yüzlerinde “Allahım ben burada napıyor olabilirim” bakışı da yok. Hatta uzatılırsa temposu düşebilecek sahneler zamanında kesilmiş ki, bu da yönetmenin filme hakimiyetini gösteriyor. Öte yandan oyuncuların az tanınan orta karar oyuncular olmaları ve bazı sahnelerdeki doğal ışık, filme büyük bir gerçekçilik katıyor. Bu da filmdeki ürkütücü anları yükselten bir etki. Bir anlamda Paranormal Activity‘nin başardığını, el kamerası olmadan sabit kamerayla yapıyor dersem yanlış olmaz. Özellikle Tricia’nın kabus gördüğü anlar ve de Daniel döndükten sonra evde cereyan eden birkaç hadise, gerçekten de ürkütücü olmayı başarıyor ve gözlerinizi kısarak izlemenizi sağlıyor.

Bir de unutmadan altınız çizmek lazım; tünel imgesi literatürde sıklıkla kullanılan bir imgedir. Ölümle yaşam arasındaki yolu temsil eder. Bilinmeyen bir dünyaya açılan, bilinmeyene yürünen yolu somutlaştırmak için kullanılır. Absentia’daki tünel de buna bir gönderme. Ama daha çok psikolojik bir gerilim yaşatıyor film. Bilinmeyenden kaynaklanan korkuyu hissettiriyor. Tünelden geçilip nereye gidildiğini merak etseniz de, burada olanların gerilimi daha ilgi çekici olmayı başarıyor. Bu da tünelin ardını gösteremeyecek bir film için önemli ve kararında bir etki.

Absentia; her yıl yapılan binlerce korku filmi arasında öne çıkan, gerçekten korkutucu anlara sahip, etkisi uzun süren, düşük bütçesi nedeniyle pozitif ayrımcılığa maruz kalmayı hak etmeyen bir film. Daha ilk anlardan izleyiciyi avcunun içine alıyor ve son ana kadar bırakmıyor. Filmi bir hafta içerisinde iki kere izledim ve hala aynı görüşteyim.

Yazar hakkında: Ezgi Aksoy

Sinema yolculuğu 80’li yıllar korku filmleriyle başladı. Ucuz filmlerle büyüdü. Sinema, yazından sonraki en büyük tutkusudur. Şuan LeMan, yeniHarman ve Bayan Yanı’nda araştırma dosyaları ve populer kült yazıları yazmakta ve medeniyet üzerine kafa yormaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir