Across the Universe (2007)

The Beatles ile aramda hep bir mesafe olmuştur. Nedense bu grubu bir Pink Floyd, Led Zepplin ya da Deep Purple gibi sevemedim. Tüm diskografilerine sahip oldum, zorladım ama başaramadım. Yok, benle The Beatles arasında bir garabet var. Dünyanın geri kalan nüfusu için ise bu grup çok şey ifade ediyor. Neredeyse yetmişlerdeki barış dalgası The Beatles tarafından yaratılmış gibi bir hava var şimdilerde. Müzikaller ise ayrı bir konu. Hair, The Wall ve Grease hayatımda yer tutan müzikallerdir. Ancak bunlar dışında hiçbirine yüz vermem. Müzikal tarz olarak bana bir garip geliyor, bütünleşemiyorum film ile. Şarkı söyleyen adamdan sonra diğerlerinin sanki bin yıldır bildikleri bir şarkıymış gibi nakarattan eşlik etmeye başlamaları, beraber garip koreografilerle dans etmeleri çocukluktan beri bana itici gelmiştir. Sanırım çocukken bir müzikalin etkisinde kalıp sokağa çıktım ve sonrasında bir travma yaşadım. Yok ulan böyle insanlar, kimi kandırıyorsunuz?

http://graphics8.nytimes.com/images/2007/09/14/arts/14universe-600.jpg

Neyse biz bu konularla daha fazla oyalanmadan (yeterince geyik yaptım demek istiyorum) Across the Universe adlı bu güzide müzikalimizi irdelemeye başlayalım. Film daha önce Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band ve I Am Sam‘de denenmiş olan müzik tarihinin en önemli grubunun eserlerini beyazperdeye aktarma fikrinden doğmuş.

Frida filmi ile hatırlayabileceğimiz yönetmen hanımefendi Julie Taymor toplam otuz üç Beatles şarkısı üzerinden olay örgüsünü kurmuş. 63-69 yılları arasında Vietnam savaşı yüzünden ortaya çıkan protestolar ve zamane gençliği filmin ana eksenini oluşturuyor.

Jude’un (Jim Sturgess) Girl’ü söyleyerek başladığı film ilk olarak, 21 ile de kendisini sevdiren genç yetenek Jim Sturgess‘ın berrak sesi ile seyirciyi mest ediyor. Jude’un “Size bir hikaye anlatacağım” diyerek girdiğimiz film 60’larda bir gemi tersanesinde çalışan Jude’un Amerika’da babasını bulmak için yola çıkması ile  başlıyor. Babasını üniversitede profesör sanan Jude aslında onun da kendisi gibi sıradan bir işçi olduğunu öğrenince ilk şoku yaşıyor. Üniversitede tanıştığı ve kısa zamanda yakın arkadaş olduğu Max (Joe Anderson) ona Amerikan rüyasını yaşama fırsatı veriyor ve bu küçük ve sıkıcı kasabadan New York’a doğru yola çıkılıyor. Ancak daha öncesinde Jude, Max’in evinde tanıştığı kız kardeşi Lucy’ye (Evan Rachel Wood) de abayı yakıyor. Lucy askere gönderdiği sevgilisinin ölüm haberi ile yıkılınca kardeşinin yanına taşınmaya karar veriyor ve böylece Jude’un da hayalleri gerçekleşiyor. Kısa zamanda Lucy ile bir aşk yaşamaya başlasalar da Max’in okulu bıraktığı için askere alınması bu mutlu günlerin kısa süreceğini haber veriyor.

Lucy’nin savaş karşıtı gruplara katılması, Jude’un ise sadece kafa dinlemek istemesi ikilinin arasına kara kedi girmesine neden oluyor. Zaten filmin Hair’den ayrılan en önemli bölümü de bu. Hair’de de bilindiği gibi militarist bir genç şehirdeki hippilerle yata kalka karakter değiştirir ve film savaş karşıtı bir söylemle gözyaşları içinde son bulur. Oysa ki bu filmde tam tersine apolitize olan Jude’un savaşa karşı hiçbir şey yapmama yönünde aldığı saf, Max’in savaştan sağ salim dönmesi, Lucy’nin ise yer aldığı grubun evde yaptıkları bomba sonucu yok edilmesi bize “Sakın Sam Amcanın dediğinden çıkmayın, bakın çıkanlar böyle öldü, oysa yanımızda saf tutanlar ayakta kaldı.” gibi bir mesaj oluşturuyor ister istemez. Sanki Irak savaşı için gençlere izlemeleri gereken yol çizilmiş filmde. Gerçi Jude yeni nesle fikir olarak daha yakın bir karakter. Artık kimse 60’ların ruhunu taşımıyor.

Filmdeki Beatles göndermeleri yaz yaz bitmez bu yüzden aklımda kalan bazı metaforları yazıp bu konuyu kapamak istiyorum. Filmde ana karakterlerimizin isimleri Beatles şarkılarından alınmış. Olay örgüsü de çoğunlukla gerçek olaylara dayanıyor. Örneğin az önce belirttiğim anarşist grubun kendi evlerinde bomba yaparken patlamaları gibi. Bunun dışında Jude’un vizesinin bitmesi nedeni ile İngiltere’ye dönmesi de John Lennon’ın gerçekte başına gelmiş bir ayrıntı. Ayrıca ev sahibesi Sadie’nin Janis Joplin’e ve gitarist Jojo’nun Jimi Hendrix’e benzerliği ise gözden kaçmıyor. Benim için filmdeki en büyük sürpriz ise Joe Cocker, Bono gibi ünlülerin ağzından Beatles coverları dinlemek oldu.

Film Hair ile The Wall arasında bir yerde. Bazen The Wall’daki gibi animasyonlar, sanki esrarlı kafayla çekilmiş gibi duran sahneler varken diğer taraftan Vietnam zamanı Amerikası da arka planda kendine yer buluyor. Zaten Amerika Vietnam’a girmese idi Hollywood neyle beslenirdi çok merak ediyorum. Post Vietnam sendromu filmlerini çek çek bitmiyor. Bütün klasik filmler de bu savaşla alakalı.

Mesaj kaygısı problemi dışında filmin tabi ki başka bir problemi de senaryodaki boşluklar oluyor. Bazen senaryo uçarak ilerliyor, zaten Amerikan tarihindeki on yıllık bir dönem iki yılda oldu bittiye getiriliyor senaryoda. Sanki önce şarkılar seçilip üstüne senaryo yazılmış gibi bir hava var.

Filmde en beğendiğim cover Joe Cocker’ın seslendirdiği “Come Together”,. bunun dışında en vurucu sahne ise Strawberry Fields Forever‘la beraber Jude’un Lucy’i anarşistlere kaptırdıktan sonra evde çileklerle yaratılan atmosfer oldu.

Ne Beatles ne de bir müzikalsever olmama ve eserin film olmak için bazı unsurları yerine getirmemesine rağmen, bu filmi en azından bana düşündüğümden daha çok Beatles şarkısı bildiğimi gösterdiği için sevdim. Sizleri filmde çalan şarkıları sahne sırası ile yazarak konuyu kapatmak istiyorum. Barış…

  1. “Girl” — Sturgess
  2. “Hold Me Tight” — Wood, Hogg
  3. “All My Loving” — Sturgess
  4. “I Want To Hold Your Hand” — T.V. Carpio
  5. “With A Little Help From My Friends” — Anderson, Sturgess, “dorm buddies”
  6. “It Won’t Be Long” — Wood, “students”
  7. “I’ve Just Seen A Face” — Sturgess, Anderson
  8. “Let It Be” — Woods, Mitchum, church choir
  9. “Come Together” — Joe Cocker, McCoy
  10. “Why Don’t We Do It In The Road?” — Fuchs
  11. “If I Fell” — Wood
  12. “I Want You (She’s So Heavy)” — Anderson, Fuchs, Carpio, soldiers
  13. “Dear Prudence” — Fuchs, Sturgess, Wood, Anderson
  14. “Flying” instrumental – The Secret Machines
  15. “Blue Jay Way” — The Secret Machines
  16. “I Am The Walrus” — Bono, The Secret Machines
  17. “Being For The Benefit Of Mr. Kite!” — Izzard
  18. “Because” — Wood, Sturgess, Anderson, Fuchs, Carpio, McCoy
  19. “Something” — Sturgess
  20. “Oh! Darling” — Fuchs, McCoy
  21. “Strawberry Fields Forever” — Sturgess, Anderson
  22. “Revolution” — Sturgess
  23. “While My Guitar Gently Weeps” — McCoy, Sturgess
  24. “Across the Universe” — Sturgess (interwoven with “Helter Skelter”)
  25. “Helter Skelter” — Fuchs (interwoven with “Across the Universe”)
  26. “And I Love Her” (brief extract incorporated into the orchestral score during the “Across the Universe”/”Helter Skelter” sequence)
  27. “Happiness Is A Warm Gun” — Anderson, Hayek, patients
  28. “A Day In The Life” — Jeff Beck
  29. “Blackbird” — Wood
  30. “Hey Jude” — Anderson, Mounsey
  31. “Don’t Let Me Down” — Fuchs, McCoy
  32. “All You Need Is Love” — Sturgess, Fuchs, Carpio, McCoy
  33. “Lucy In The Sky With Diamonds” — Bono, The Edge

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

9 Yorumlar

  1. yine bir intihal calismasi sayin seyirciler…
    :P
    bu arada kapanis sahnesinde, lsd’dan calmaya baslamadan once, lucy binanin tepesinde, ardinda sadece mavi gokyuzu var, yanlis gormedimse boynunda da pirlanta.
    sonra kapanis ve lsd…

  2. filmi bir iki gün önce izledim. şunu kabul etmek lazım ki beatles şarkılarından oluşan bir müzikal fikri benim açımdan cezbedici. bu mantıkla pek çok film çekilebilir tabii.

    hair’in aksine filmde daha gerçekçi(!) bir şekilde apolitize bir yan olduğu doğru, ama bunu hem devrimci hayalkırıklığına hem de günümüz realitesine bağlıyorum; senaristlerin art niyeli bir mesaj kaygısı olduğunu sanmıyorum. zaten filmin sonundaki damda şarkı söyleme sahnesi (direkt beatles, gönderme bile değil) umut dolu bir çağrı.

    ancak filmin müzikallerin fantastik yapısına (herkesin dans etmesi falan) uyması benim hoşuma gitmedi, hele araya giren müzik klipleri(!). karakterlerin normal aktivitelerini yaparken şarkı söylediği sahneler daha etkileyiciydi. tamam, bir adamın durduk yerde şarkı söylemeye başlaması da garip bir durum, ama sokaktaki herkesin önceden sözleşilmiş bir kareografi ile dansetmeye başlamasıyla kıyaslanınca daha iyi…

  3. bu film sanırım yanlışlıkla türk-fantastik olarak kategorilendirilmiş.

  4. Beatles sevmeyenler 2 oldu :) ayrıca film Türkçeye across=sen the=-i universe=istiyorum olarak çevrilmiş orjinal vcd kabında öyle yazıyor :)

  5. Yazı çok tatlı olmuş, o kadar tatlı olmuş ki bir Beatles sevicisi olarak ben bile bir an şöyle bi “mesafeli” yaklaştım Beatles’a.
    Ama sonra kendime geldim, filmi hatırladım vee..
    hadiii yapma , çok iyiydi ! :D

  6. Sevgili İdil yazımı sevdiğin için teşekkürler ancak Beatles’ı yermek ya da yüceltmek gibi bir amacım olmadı. Film müzikal anlamda başarılı, sevmediğim Beatles şarkılarını bile sevdiriyor, ancak gruba karşı bir soğukluk var içimde. Fazla abartılan herşeye karşı oluyor bu bende. Kıyıda köşede kalmış değerleri daha çok seviyorum yani henüz “piyasa” olmamış şeyleri. Tek istisna Metallica sanırım bu konuda. Metallica Rulez’:)

  7. Beatles parcalarinin bugunun teknolojisiyle derlenip hatirlatilmasi cok iyi olmus.Filmden sonra soundtrack albumunu edinip butun yazimi bunlarla gecirmistim.Sarkilar beni mest etti kendimden gectim abarttim somurdum filan ama suan bunun oyuncularin guzellikleri (ozellikle Jim Sturgess) ve yasimdan dolayi fazla abartilmis bir ilgi oldugunu farkettim.
    liseye giden bi kiz ancak bu kadar ayrintiyi farkedebilir; isin guzelligindeyim olsun buyucem:)

  8. Film, Yanlış Savaş olarak da bilinen (doğrusu varmış gibi) Vietnam Savaşı dönemini sadece Amerika’daki savaş yanlıları, aktivist protestocular, protestosunu şiddetle değil sanatla yapmayı tercih edenler üzerinden değil Jude’un geldiği ve bir süre sonra geri dönmek zorunda kaldığı İngiltere’deki işçi sınıfının sorunları üzerinden de anlatıyor. Bunu yaparken seçilmiş (ve yukarıda listelenmiş) Beatles şarkıları kullanılıyor. Bazı şarkılar filmin olay örgüsüne öyle bir dahil ediliyor ki yıllarca dinlediğiniz şarkılara bir anda bambaşka anlamlar yükleniveriyor.

    Grupça “Dear Prudence” söylenirken o sahneye kadar Sadie’ye olan aşkını ve genelinde lezbiyen oluşunu saklamaya çalışan Prudence’un şarkı ilerledikçe saklandığı dolaptan çıkması (coming out of the closet) ve böylelikle cinsel kimliğini kabullenerek ilan edişinin sembolize edilmesi gibi ince anlatımlarla dolu bir film.

    Nice koyu Beatlessever tanıdığım şarkıların yorumlanışına hayran olmuşlar. İkiyüzlü tavırlarıyla gözümden düştükçe düşmüş Bono filme dahil olmasaydı, üstelik en sevdiğim şarkılardan birini yorumlamasaydı daha iyiydi ama neyse.

  9. öncelikle harika bir film olduğunu belirtmek istiyorum. filmin yorumuna gelirsek, beatles müziklerinin sadece ahenginden bir film yaratılacağını göstermiş bir filmdir bence. ayrıca her savaş karşıtı tepkisizlik sana göre bi “apolitize” yorum olarak değerlendiriyorsan bence bunu daha etraflıca düşünmelisin derim ben sana. ve filmin senin sandığın gibi politik komplo teorileriyle dolu bir mesaj kaygısı gütmediğinide eklemek isterim. neden dşye soracak olursan. film sadece beatles müziklerinin bi harmanı değil. bunula birlikte bir dönem filmidir. evet verilen mücadele kaybedildi. lenon öldü. savaşa milyonlar hayatını kaybetti. ama hala dönemin hissettirdikleri içimizde. “all you need is love”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: