Adı İster Jason, İster Freddy Olsun, O…

Jeepers Creepers II

Jeffrey Sconce şöyle der:

Adı ister Jason, ister Freddy olsun, o, yetişkin otoritesinin suçlu ergen seksüel davranışlarını cezalandırmasının cisimleşmiş halidir.

Jeffrey Sconce’un slasher-film alt türüne ait bu açıklamasından yola çıkarsak Jeepers Creepers 2 filmi (Victor Salva, 2003), Bannon Bantams takımının otobüslerindeki dehşeti bu seksüel davranış paradigmasından bakmaya bir hayli yardımcı olacaktır. Takım otobüsündeki kendi lehlerine yapılan tezahüratlar, ponpon kızların diğer takım elemanlarıyla ilişkileri ve erkek takım elemanlarının vücut gösteriş şekilleri tam da gençlik döneminin bastırmakta olduğu ancak çok da abartı sayamayacağımız seksüel dürtülerini ortaya koymaktadır. Otobüslerinin tekerleğinin bir prop olan kesici bir alet tarafından parçalanması, takım elemanlarını derin bir kuşkuya sürüklemek yerine, otobüs tepesinde üstsüz bir şekilde güneşlenmeye kadar götürüyor. Bu gösteriş yukarıda belirtilen anekdot ile birleştiğinde filmin seri katili olarak ele aldığımız doğa üstü güçlere de sahip karakter tam da bu gösterişten sonra, bir ebeveyn cezalandırması şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Öteki Sinema için yazan: Burak Bayülgen

Friday The 13th (Sean S. Cunningham, 1980) filmi bu seksüel dürtüyü Jeepers Creepers 2 filmine nazaran çok daha fazla kullanmış çünkü kampa gelen gençlerin aslında kampı değerlendirme amacı bir izcilik okulundan faydalanmaktan çok, ne kadar seks yaparsak bu kamp bize daha fazla yararlı olur anlayışından ibaret. Zaten Pamela Voorhees isimli seri katilin bu filmde terör estirmesinin amacı tek tek cümlelerle seks sonucu oğlunun ölümüne sebebiyet verenlerin cezalandırılması olduğu verilmiş. A Nightmare On Elm Street (Wes Craven, 1984) filminde de ilk olarak Freddy’den tehdit alan fakat buna rağmen seks yapmayı kafasından çıkaramayan Tina ilk olarak cezalandırılmakta. Kimin en çabuk cezalandırılacağı sistemi bu noktada sanki daha önceden bir liste hazırlanmış gibi işlemektedir. Halloween (John Carpenter, 1978) filminde Laura’nın en sona kalması sırf bu nedenle değil, gelen tehdidi çok daha ciddiye de almasındandır. A Nigtmare On Elm Street filminde de Nancy’nin Glenn ile ilişkiye girmesi bir hayli mümkün iken gelen tehdit Nancy için çok daha mühimdir. Jeepers Creeper 2 filmindeyse bu sistem kimin en çok bu arzuyu içinde barındırdığı net olarak bilinmediği için kurban seçme konusu tam da bir kaosa dönüşmüştür. Bunu bir motivasyon kullanarak yapmak daha kolay gözükmüş. Katil kurbanlarının içindeki korkuyu koklayarak öldürme kararına varıyor. Slasher-film alt türünde tam da bastırılmış dediğimiz seks dürtüsünün bu filmde ne demek istendiği çok net bir biçimde sunulmuş.

Carol J. Glover seri katillerin cinayet işleyiş hususlarında şöyle bir deyiş kullanır:

Aynı şekilde Chainsaw filmlerinde dilsiz bir formda Otostopçu, Chop Top ve Leatherface bir cinsel karmaşıklığın sinyallerini vermez ancak annenin bariz bir biçimde yok olduğu fakat muhafaza edilmiş bir büyükannenin cesedinin ise var olduğu hasta zihniyetli bir aileye yoğunlaşmaları gelişimlerine etki etmiştir.

Slasher-film’lerin en önemli örneklerinden biri olan Psycho (Alfred Hitchcock, 1960) filmi tam da bu mantık üzerinden gitmektedir. Var olmayan fakat varmış gibi benimsenen bir anne figürünün aslında bütün seksüel arzuyu doğurduğuna da varabiliriz bu noktada. Ancak anne figürünün de işin içinde bulunması psikanalitik olarak arzunun super-ego ile karşılaşması ve bu noktada yasakların devreye girmesi olarak da yorumlanmalıdır. Çünkü Jeffrey Sconce aynı zamanda slasher as superego deyimini de kullanmıştır. Süper-ego burada tam da yapılmak istenenin cinayetlerle yapılması değil, girilmek istenen cinsel ilişkinin bu filmlerde anne figürü gibi yasaklayıcı bir sistem ile de karşı karşıya kalmasıdır. Norman Bates bunun en net örneğidir. Bu Jason Voorhees’de daha farklı görülmektedir. Jason için anne tüm kuralları koyandır ve annenin öldür emri onun için çok net bir emirdir.

Friday the 13th

Jeepers Creepers filmleri içindeki katil bu normlara uyan bir katil değildir çünkü tam da Freddy gibi doğa üstü güçlere sahiptir. Ancak katilin normların dışında durması bu filmin katilini Psycho gibi türlerden uzaklaştırır mı? İlk kullandığım anekdota gelirsek, otobüsteki gençler tam da ailelerinden bağımsız anlamda kendi cinselliklerini ön plana çıkarabiliyorlar. Ponpon kızlar tam da büyümüşlüğün simgesi olan sigarayı ailelerinden çok uzak bir mekanda tüketiyorlar. Her ne kadar takım koçları, arabayı kullanan erkeksi kadın karakter onların başlarında bulunsa da bir süre sonra bütün ebeveyn görevini gören karakterler öldürülüp gençler kendi başlarına kalıyorlar. Bu da katilin gençler üstünde asıl anne görevi gördüğünü ve onların sigara içmelerini ya da üstsüz güneşlenerek seksüelliklerini ön plana çıkarmalarını koç gibi karakterlerden çok daha üstün bir şekilde yerine getirebileceğini gösteriyor. Tam da burada Norman Bates’in kendi annesi kılığına girerek cinayet işlemesi anımsanabilir. Jeepers Creepers filmindeki katil kendi dışında durup, anne kılığındaki yönlendirici değildir ancak gençlerin gözünde o anda varolmayan annenin ta kendisidir. Norman Bates’in esas olan kendisi bu filmde gençler, kural koyan süper-ego olarak anne figürü de asıl katilin ta kendisi olarak yorumlanabilir.

Filmin katili doğa üstü güçlere sahiptir ve kendine ait bir miti vardır. Yirmi üç yılda bir ortaya çıkan ve insan yiyen bir seri katil. Ancak katilin tam da slasher kavramına uygun özellikleri vardır.

Carol J. Clover seri katillerin ve slasher-film özellikleri hakkında şöyle der:

Öğeler benzerdir: Katil hasta zihniyetli bir ailenin ürünüdür ama yine de insandır. Kurban güzel ve cazibeli bir kadındır. Mekan ev değildir, korkunç bir mekandır. Silah tabancadan başka bir alettir. Sadırı ise şok edici ani bir hareketle kurbanın bakış açısından görülür.

Filmin seri katili herhangi bir aileden gelmiyor ve birebir insanla da bağdaşmıyor. Freddy Krueger nasıl rüya aleminde cinayet işleyen bir katilse, bu filmin katili de kendi yaratılışından diğer sıradan insanlardan farklı. Kanatları var ve kendisini yenileyebiliyor ancak gözleri, burnu ve ağzı olan bir yaratık. Yine de kendini çok fazla insandan soyutlayamıyor. Filmin ana mekanı bir ev değil, bir otoyol. Katilin kol gezdiği ve dehşetini yaydığı bir mekan. Katil kesinlikle silah kullanmıyor, kendine ait bıçak ve bumerang benzeri öldürücü aletleri var. Kurbanları en başta bahsettiğimiz gibi seksüel duygulara hapsolmuş gençler ve aralarında en farklıları güzel bir kız. Zaten katil hakkındaki çok önemli bilgiler bir tek bu kıza bir rüya aracılığıyla bildiriliyor. Kurbanların bakış açılarından katilin üstlerine gelişleri şok edici bir biçimde gösterilmiş. Özellikle kamyonun arkasında kalan zenci karakterin üstüne doğru uçan katil sahnesi buna iyi bir örnek.

A Nightmare on Elm Street

Robin Wood’un makalesinde dile getirdiği aslında bu tarz katil gibi yaratıkların, toplumun ve bastırılmış duyguların bir geri dönüşümü olduğu slasher-film’lerde de karşımıza çıkıyor. Jason Voorhees gibi bir karakterin aslında seksi cezalandıran bir katil olması buna örnek. Gotik türe ait vampir karakterleri de kan emiciliğiyle aslında bir metafor oluşturuyor. Aristokrasinin işçi sınıfını sömürmesi gibi. Bu filmde de katilin yirmi üç yılda bir meydana çıkan bir seri katil olması, yirmi üç yılda biriken bütün bastırılmış duyguların (özellikle günümüz toplumunda seksin) katil aracılığıyla geri dönüşümü olarak ele alınabilir.

Son olarak filmin kendini yansıtmasından bahsetmek istiyorum. Jeffrey Scorce makalesinde Premiere magazini yazarının bir videocu dükkanında iki kızın seri katiller hakkında konuşmalarından bahsetmiş. Burada bu slasher-film’lerinin bir fanatik kitle edindiği ve bir özdeşleşme yaşandığından da bahsediliyor. Bu fanatik kitle Jeepers Creepers filminin sonunda katilin ölü cesedini merak eden birkaç gencin, cesedin tutulduğu yeri ziyaret etmesiyle kendini yansıtıyor. Freddy, Jason ve Michael’ı filmin kendisinden daha çok merak eden gençlerin sinema salonuna akımını andırıyor bu örnek.

-*-

Sonuç olarak filmin kendini slasher-film türüne nasıl ait hissettiğini seks paradigması, öldürme biçimleri, öldürmenin arkasındaki sebepler, katilin özellikleri ve neyi temsil ettiğiyle açıklamaya çalıştım.

Yazar hakkında: Burak Bayülgen

1983′te İstanbul’da doğan Burak Bayülgen yedi yaşında korku filmleriyle tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe, yani yazı yazmaya koyuldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir