After Earth (2013)

8979768543_a88e303913_bÖncelikle şunu belirteyim, Shyamalan şınav çekse onu bile seyrederim. Sinemasını beğeniyor muyum? Hayır, ama buna rağmen seyrederim. Çünkü 90’ların sonunda ansızın süperstar olmuş bu yönetmenin nasıl istikrarlı bir şekilde dibe düştüğünü anlamak istiyorum. Bir insan kendi kariyerini Shyamalan kadar özenle baltalayabilir mi?

Aklıma birkaç isim daha geliyor ama Shyamalan gerçekten bambaşka. Öte yandan Will Smith’in oyunculuğunu ve seçtiği projelerin kalitesini beğenirim. MIB serisi ile büyüyüp, kendine bilimkurgusever deyip Will Smith’e ilgi göstermemek olmaz. Bu sebeple 2013 yapımı After Earth benim için ilginç bir deneyim olacağa benziyordu. Filmi seyretmek için kısmet bugüneymiş. After Earth’ün En Kötü Erkek Oyuncu, En Kötü Yardımcı erkek Oyuncu ve En Kötü Çift dallarında Razzie ödülü kazandığını öğrenmek filme karşı yargılarımı ister istemez etkiledi, ama bu önbilgi olmasaydı da sanırım filmi çok beğenmezdim. Sinemada seyretsem vakit ve para kaybı sayabileceğim, DVD’de daha az sorunlu bulduğum, tuzu şekeri az ortalama bir bilimkurgu olmuş. Çok bir özgün numaramız yok, ama benzer temalı daha kötü filmler seyretmiştim.

Gelecekte (daha net olursak günümüzden bin yıl sonrasında) insanlık, doğal felaketlerden ötürü yaşanamaz hale gelen Dünya’yı terketmiş ve Nova Prime isimli başka bir gezegene yerleşmiştir. Nova Prime’da günler, askerlerin Ursa adı verilen bir yaratık ırkıyla savaşmasıyla geçmektedir. Ursalar kör ancak çok gelişmiş koku duyusuna sahip canlılardır ve hasımlarının korkularını, salınan feromonlar sayesinde algılayabilmektedirler. Bu “İnsanlar Ursalara karşı” atmosferinin içinde bizim Will Smith, korkularını kontrol ederek Ursalara görünmez olmayı başaran (bunlara ghost deniyor) askerlerden biridir. Küçük Jaden Smith de aynı gerçek hayattaki gibi karizmatik Will Smith’in çömez oğludur ve babası gibi asker olmak istemektedir. Eğitmeni, çok iyi derecelere sahip olmasına rağmen sahada paniğe kapılıp duran Küçük Smith’i asker yapmaz. Motivasyonunu kaybeden oğlunu titretip kendine getirmeye kararlı Baba Smith, oğlunu bir sonraki saha görevinde yanına alır. Ardından fragmanda da gördüğünüz üzere Smith’lerin uzay gemisi arızalanır ve kaza geçirir. Geminin acil iniş yapacağı gezegen ise ironik bir şekilde, insanların bin yıl önce terk ettiği bizim eski Dünya’mızdır. Kazadan tek kurtulanlar Smithler olmuşlardır ancak Baba Smith’in bacağı da kırılmıştır. Nova Prime’dan yardım alabilmek için tek yol, Küçük Smith’in geminin enkazının kalanını bulması ve o enkazda gömülü sinyal cihazına ulaşmasıdır. Anlayacağınız baba-oğul ilişkileri, doğada hayatta kalma, “paniğine hakim ol, soğukkanlılık müthiş bir şeydir” minvalinde mesajlarla dolu bir film bizi beklemektedir. Unutmadan belirtelim, geminin kargo bölümünde kabuğunda uyumakta olan bir adet Ursa da kazanın ardından serbest kalmıştır. Anlayacağınız uzaylı ırkımızla ilgili verdiğimiz ön bilgi de boşuna değil, bir hareketlilikler olacaktır.

After Earth001

After Earth, aslında Smithgillerin bir aile projesi. Olay sadece çok tartışılan baba oğul birlikte oynama durumu değil, filmin senaryosuna kaynaklık eden hikayeyi de Will Smith kendisi yazmış. Orijinal hali bilimkurgu olmayan hikaye, bir doğa gezisinde kaza geçiren baba-oğulun yaşadıklarını anlatıyormuş ancak zamanla tüm senaryo bilimkurguya evrilmiş. Sonrasında kader, kısmet ve prestijini kurtarma telaşı Shyamalan’ı da projeye yönetmen olarak eklemlemiş. Açıkçası After Earth’ü bir bilimkurgu olarak değil de Will Smith’in kafasındaki ilk şekilde seyretmeyi tercih ederdim. Filmin bilimkurgu etiketine sahip olmasının hikayeye kazandırdığı hiçbir özgünlük bulunmamakta. Uzaydan düşüp cangıllarda gezinen değil de Kuzey Amerika ormanlarında elinde telsiz koşturan bir Jaden Smith de pekala seyredebilirdik. Hatta Jaden’in başına bela olan uzaylı yaratığın yerinde bir dağ ayısı olması çok daha heyecan verici olabilirdi (Bu arada “ursa”, latince “ayı” demek. Senaryonun ilk haline dair bir ipucu daha yakaladık).

Filmi seyrederken gözünüze ilk çarpacak şey, After Earth’ün diğer Shyamalan filmlerine kıyasla çok daha hızlı akan bir film olduğu olacaktır. After Earth gerçekten yönetmenin diğer filmlerine kıyasla daha çok aksiyon barındırıyor. Uzay gemisi düşüyor, maymunlardan kaçıyoruz, böcekler ısırıyor, Ursa belası var… Günümüz filmlerine kıyasla gene bir hantallık sözkonusu, ama Shyamalan’ın filmografisi için çok alışılmadık bir ritimdeyiz. Filmin aksiyon dozu Shyamalan’ın sinemasından farklılık gösteriyor belki, ama verilmeye çalışılan mesajlardan tutun da karakterlere çizilmeye çabalanan trajik geçmişler buram buram yönetmenin kokusunu yayıyor. The Happening’te Shyamalan’ın odaklanmaya başladığı doğanın insanlıktan intikam alma süreci, After Earth’te de var. Bin yıl sonra Dünya’ya dönüş yapan insanlara gezegenin merhameti yok. Doğal hayatın çetinliği bir yana, özel kapsüller kullanarak oksijen dengesini sağlamazsak atmosferde nefes bile alamıyoruz. Hikayenin bu kısımlarının Shyamalan’ın ısrarıyla eklendiğini tahmin edebiliriz. Bunun dışında Shyamalan’ın yıllardır bitmek bilmeyen bir  “Canavarı yenen şovalye” takıntısı var ki, bu takıntı biraz kabak tadı almaya başladı artık. Lady in the Water’daki dev kurdun yerini bu sefer uzaylı Ursa’mız almış durumda. After Earth’te anlatılmaya çabalanan epik kahramanlık her şekilde Lady in the Water’dan daha iyi, ama gene de yetersiz. Film boyunca hiçbir karakterle bağ kuramadığımız için sondaki final dövüşü de vermeyi hedeflediği etkiden uzak oluyor.

After Earth002

Bunun dışında filmin bilimkurgu olma çabasıyla ilgili de sorunlarım var, ama çok sert eleştirilerde bulunmak istemiyorum. O kadar yeşil bir bitki örtüsünün her gece buzul çağına giren bir atmosferde nasıl hayatta kaldığını çok sorgulamamaya karar verdim. Ancak intergalaktik yolculuk imkanlarımız varken niye hala mızraklarla savaşıyoruz, o kısmı çok anlamadım. Bu tarz saçmalıkları barındıran ilk bilimkurgu filmi After Earth değil, son da olmayacak. Gene de hikayenin bilimkurguya çevirme sürecinde biraz daha çaba harcanmasını isterdim. Bana tek ilginç gelen detay, uzay gemisinin kumaş kaplamayı andırmasıydı. Belli ki metalik bir tasarımdan uzak durulmaya çalışılmış. Bu detay filme gene çok bir şey kazandırmıyor ama bir şeyler denenmiş, sebebini anlasak güzel olabilirdi.

Filmdeki çoğu eksiği gidermekle uğraşılmamasının arkasında,  Shyamalan ve Smith’lerin After Earth’ü bir üçleme yapma hevesinin olduğunu düşünüyorum. Bu da yeni moda oldu sanırım; eskiden “üçleme “denilen şey baştan sona planlanan bir yapı iken, bugün yüksek bütçeli projelerin zeka tembelliği için yeni bahanesi oldu. Bu durum da hesabını sadece After Earth’ten soracağım bir şey değil, çok film aynı numaraya yatıyor. Umarım gelecekte bu tembellik bir gelenek halini almaz. Son olarak filmin aldığı Razzie’leri çok da hak etmediğini söyleyebilirim. En azından Jaden Smith’in performansı çok da kötü değil. Will Smith ise ilk kez beni ciddi manada üzdü, kendi hikayesini bu kadar sıkılgan oynamasına hiç gerek yoktu.

After Earth003

Ve beklediğiniz soru: After Earth’ü seyretmeye değer mi? Karşınıza çıkarsa seyredebilirsiniz, ama özel olarak bu filmi seyretmek için planlar yapmayın, sinema gecenizin esas çocuğu muamelesi göstermeyin. Eskiden pazar günleri öğlen vakti televizyonda doğada geçen macera filmleri olurdu, onların CGI ile makyajı tazelenmiş bir versiyonunu seyredesiniz varsa After Earth aradığınız film. Amacınız bu değilse öyle çok akılda kalmayacak, seyrettikten sonra da unutacağınız orta karar bir bilimkurgu ile karşı karşıyasınız. Seçim sizin.

Not: Shyamalan kardeşim, filmin ortalarındaki rüya kısmına korkulu anlar sıkıştırma çabandan ötürü seni hiç affetmeyeceğim. Olmuyor işte, zorlama.

Fragman izle!

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir