Uyumsuzun Doğuşu: Ah Güzel İstanbul (1966)

Sabahçı kahvesinde çorba içen bir adam. Sigarası dudaklarının sol yanında. Bezgin, uykulu, akşamdan kalma biraz. Haşmet İbriktaroğlu (Sadri Alışık). Saraylı bir aileden gelme, paşa torunu. Annesi bir yaşında bırakıp gitmiş onları. Babası da içkiye vermiş kendini. Haşmet anlatsın gerisini:

“Babam içkide 2 hanı, 1 koca köşkü yemiş bitirmiş. Eh, servetin geri kalan kısmını da, ayıptır söylemesi, biz batırdık… İflasla beraber yalıyı da sattık. Bir çul artmamacasına geriye kalan ne var ne yoksa hepsini dağıttık. Şimdi rahatız elhamdülillah!”

ahguzelistanbul01

Haşmet satılan yalının müştemilatında yalnız ve derbeder bir hayat yaşar. Akşamları Şefik (Feridun Çölgeçen), Halil (Danyal Topatan) ve İbrahim (İhsan Yüce) ile iki tek atar, piyano çalar, bir de divan şiiri okur çok efkarlıysa. Evlenmemiştir hiç. Talipleri var ama Haşmet’in de deneyimlerinden önce kuruntuları ve önyargıları var. “Okumuş kadınla geçinilmez, zengin kadına ya jigolo olunur, ya da köle!”

Seyyar fotoğrafçıdır. İbriktaroğlu Haşmet Bey, ekonomik ve sosyal kırılma süreçlerinin şafağında ortaya çıkan bir tipleme olarak belki de sinemamızın anlattığı ilk uyumsuz/kaybedendir. Ticareti beceremediğinden, daha doğrusu, “tüccarlığın bir zamane sanatı olarak inceliklerini kavrayamadığından dolayı” varını yoğunu kaybeder. Herhangi bir memuriyete girse hiç sıkıntı çekmeyecek olan bu edebiyat ve müzik meraklısı adam, başına buyruk kalıp özgürlüğünden ödün vermemek için böyle serbest bir meslek seçer. Sultanahmet camisinin yakınlarında fotoğraflarını çeker insanların. Fotoğraflarını çekerken de hem onların hikayesini dinler, hem de kendi hayatından kesitler paylaşır onlarla. Bazen öyle laflar eder ki şaşkınlıktan ağzı açık kalır dinleyenlerin. İbriktaroğlu durur mu hiç, patlatır lafını:

“Amman ifadeyi bozmayın! Bizim memlekette şaşkınlık yaraşır adam olana.”

Filmin çekildiği tarihten tam 50 yıl sonra bile fena halde zülfüyare dokunan bu vecizeyi al, çerçevelet, as istediğin yere! Sonra bir kız gelir. Barbara Streisand gibi. Çirkin desen başın ağrımaz ama çocuksu bir sevimlilik yayılıyor gözlerinden. Ayla Algan’ın şaşırtıcı derecede pürüzsüz bir eğimle eğimle tırmandırdığı utangaç genç kız bir bakmışsınız dört dakika sonra artistik poza durmuş. İzmir’den kalabalık ailesinden, gecekondu hayatından velhasıl sefaletten kaçmıştır. Oğuz Baranlı diye bir menajerin pansiyonunda, “Medeniyet” pansiyonunda kalan bu kız kafasına koymuş artist olmayı. Lakin Haşmet sonradan öğrenir ki Oğuz Baranlı “Medeni”nin dik âlâsı! Genç kızları ünlü etme vaadi ile kandırıp batağa çeken bir çakal hem de!

ahguzelistanbul03

Kızı uyarmaya karar verir. Gider pansiyonun kapısına ama içeri giremez Medeniyet’in eşiğinden. Eski tanışı Düriye’ye (Diclehan Baban) rastlar kapıda: Zambak Düriye! Düriye onu tanısa da Haşmet hatırlayamaz hemencecik. Demek ki yer etmemiş aklında. İkisi de birbirine “hiç değişmemişsin” der ve yere bakarlar bir süre, hazmetmek için bu yalanı. Haşmet, Düriye sayesinde Medeniyet’e adım atar. Ayşe’nin odasını bulur, Oğuz Baranlı’nın tezgahından kurtarır onu. Tam bu sırada polis basar pansiyonu. Karakola götürülürken film boyunca pek çoğunu dinleyeceğimiz monologlardan ve iç seslerden birini duyarız Sadri Alışık’ın “herkes sussun, film boyunca o konuşsun dedirten” sesinden:

“Maşallah, maşallah, melekler dürttü değil mi Haşmet?”

Haşmet karakolda zampara olmadığını ispatlamaya çalışır, bir yanlışlık olduğunu anlatmak için şöyle der komisere: “Bendenizin otele gidişi tamamen bir ziyaret sebebiyledir. Yaşım ve içtimai mevkim zaten başka türlüsüne manidir.” “Ne iş yaparsın?” diye soran komisere “Seyyar fotoğrafçıyım” der, herkes güler. Ah bu uyumsuzluk halleri! Kültürel mevki başka yerde, sosyal mevki bambaşka yerde! Artık çok da “Abice” şeyler hissetmediği Ayşe’yi zührevi hastalıklar hastanesinden alır, evinde kalmaya razı eder. Gecekondudaki kitapları gören Ayşe bir daha vurur uyumsuzluğunu yüzüne: “Sen bunları okudun mu hep? Sokak fotoğrafçısı olmak için bu kadar kafa patlatılmasının lazım geldiğini bilmiyordum”

Ayşe’yi İzmir’e, evine geri göndermek niyetindedir. Ayşe ise pembe hayaller peşinde!

“Ah ihtiyar medeniyet! Çocuklarına sağlam, yepyeni bir dünya kurmaktan aciz misin? Bizi yabancı diyarlardan getirttiğin süslü yalanlarla mı besleyeceksin?”

Divan şiirine, Klasik Türk Musikisine düşkün olan Haşmet muhafazakar mıdır yoksa? Muhafazakar ile uyumsuzu küçük ama önemli fark ayırır birbirinden: Bir ölü vardır ortada ama muhafazakar mezardan kaldırmak ister onu, uyumsuz  yasını tutar bütün ömrünce!

ahguzelistanbul04

Bir sabah Haşmet’in bütün parasını alıp hayallerinin peşinden gider Ayşe. Haşmet ise çaresiz içkiye verir kendini. Ayşe bir gazinoda çalışmaya başlar, işleri birbirine katıp boyunun ölçüsünü alır ve Haşmet’e geri gelir. Haşmet onu İzmir’e geri göndermek istese de yeni bir fikre ikna olur. Ayşe ile evlenecek, kendine de düzenli, masabaşı bir iş bulacaktır. Haşmet iş armaya çıkar, ama ofiste kısılıp kalmış insanları gördükçe daral gelir içine, gene döner meyhanesine. Orada eski arkadaşı Hıyar Şakir’i (Bilge Zobu) görür. Şakir yerli müzikleri batı aranjmanları ile piyasaya sürmeye çalışan bir yapımcıdır. O an aklında bir ışık çakar Haşmet’in. Ayşe’ye namuslu yoldan para kazandırabilecek bir yol bulduğunu düşünür. Şehnaz Longa’ya “modern” bir düzenleme ve sözüm ona “sosyal içerikli” şarkı sözleri yazarak Ayşe’ye söyletir.

“Elimizde canına okuyacağımız, maskara edeceğimiz bir müzik hazinesi var. Şimdi bu parçalara insanların büsbütün aklını karıştıracak sözler de yazdık mı, tamam!”

Ayşe’yi kendi mekanında dinleyen Şakir parçayı beğenir. Haşmet ise daha o anda yaptığından pişman olur. Ve bir anda ünlü olan Ayşe, sahne hayatının pırıltılarından gözleri kamaşmış bir şekilde ondan tekrar uzaklaşır.

“Bu, Şehnaz Longa’nın senden intikamıdır Haşmet!”

Ayşe hızla şöhret olur. Arabalar, lüks oteller, kürkler… Ve hızla tırmandığı şöhret basamaklarından üzerinde kürkle geri yuvarlanmaya başlar. Sahte bir intihar ile durumu toparlamaya çalışsalar da Ayşe’nin son durağı gene Haşmet’in yanı olur.

Her daim sosyal konuları el atmayı seven ve çok iyi komedilere imza atan Atıf Yılmaz’ın yönettiği, Safa Önal ve Ayşe Şasa’nın senaryosunu yazdığı, kemale çoktan ermiş bir Sadri Alışık’ın oynadığı, seyyar fotoğrafçı Haşmet ile Ayşe’nin hikayesi biraz Züğürt Ağa, çokça da Muhsin Kanadıkırık’tır. Ve hatta Haşmet Asilkan’dan önce Haşmet İbriktaroğlu vardır!

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir