Rock Canavarı, Rock Ölümsüzü: Alice Cooper

Alice Cooper’ın Korku Sanatlarına Katkısı Üzerine…

Korkuyu ve korkutmayı baz alan sanatlar sadece sinema ve edebiyattan ibaret  değildir. Heavy metal müzik de korkuyu değişik paradigmalardan ele alan bir müzik/sanat dalıdır. Heavy metal, sıkça tartışılan vahşet içeriğinden ötürü çoğu zaman “öteki” konumuna itilen ama bir açıdan da vahşetin dışavurumu açısından önemli rol oynayan bir manifestoyu oluşturur. Ancak heavy metal de yoğun alt türevlerinden ötürü kimi zaman ekstrem pozisyonlarda durmuş, içeriğinin farklı ve kimilerince yoz algılanılmasına sebebiyet vermiştir.

Öteki Sinema için yazan: Burak Bayülgen

Korku sanatları devreye girdiğinde genel anlamda fantastik yapıdan beslenen ve hayal gücüne dayalı bir form daha çok tüketilmektedir. Heavy metal ise sosyo-kültürel içeriğinden ötürü kendini daha gerçekçi ve ayrımcılığı dışlayan bir platformda bulur. Sınıfsal ayrımın, ekonomik yozluğun, savaşların ve alt kültürlerin dışlanılışına karşı yazılan heavy metal şarkıları korku filmlerinin aksine metaforik öğelerden vazgeçer ve direkt gerçek yozlaşmanın kendisini dile getirir. Korku filmlerinde ve korku edebiyatında ise farklı bir yaklaşım devreye girer ve “bu eserlerde canavar neyi temsil eder?” şeklinde bir soru sorulur. Korku filmlerinin ve korku edebiyatının canavar kodlamasıyla yozluğu daha metaforlara dayanan, daha alt metinsel olarak ortaya koyduğu anlaşılır. Buna rağmen heavy metal’in de kodlama sisteminde alt metinlere dayanan bir söylem yapısı mevcuttur. Bu sistem tez, anti-tez ve sentez şeklinde ortaya çıkan, anti-tezi göstererek kendi yapıcı yorumunu ekleyen bir sistemdir. Bu nedenledir ki kimi heavy metal sanatçıları anti-tez metodundan ötürü sadece yıkıcı, ekstrem ve yoz olarak ele alınırlar. Halbuki söylemlerinde son derece yapıcı eleştiriler yer almaktadır. Bu sanatçıların ilki Alice Cooper’dır. Yaygın bir söylemle bir zamanlar ailelerin korkulu kabusu haline gelen Alice Cooper, anti-tez’i ortaya koyarak ve kendi “ötekisini” sahneye taşıyarak dışavurumcu ama bir o kadar da yapıcı söylemleri bulunan bir heavy metal vokalistidir. Bu yazıda Alice Cooper’ın heavy metal ile korkuyu bir araya getirerek ne derecede toplumsal ve kültürel eleştiriler yaptığını açıklamaya çalışılacaktır.

1.

Rock Starı Değil, Rock Canavarı

Alice Cooper 02

Gerçek adı Vincent Furnier olan Alice Cooper’ın kendi tabiriyle etrafta çok fazla rock starı mevcuttur. Alice Cooper rock starı değil, rock canavarı (villain) olmayı tercih eder. Canavardan öte Alice Cooper tam anlamıyla bir “öteki”dir. Bu yargıya varabilmek için Alice Cooper’ın sahne hayatı dışındaki özel hayatına bakmak gerekir. Kendi ifade ettiği gibi Alice Cooper her pazar kiliseye giden, karısını aldatmayan, golf oynayan, çocuklarını yetiştirmiş, uyuşturucu kullanmayan, bir parça muhafazakar ve bir yandan da Vietnam Savaşı sürecinde hippiler gibi düşünmeyen birisidir. Yine kendi deyimiyle Alice Cooper Vietnam Savaşı’nda “onların kıçlarını tekmelemeye gitmeliyiz” diyerek bir başka nedenle daha ailelerin korkulu kabusu olmuştur. Burada karşımıza bir ikilem çıkıyor: Alice Cooper’ın Vietnam Savaşı hakkındaki söylemleri, sahneye yansıyan Alice Cooper ile örtüşmektedir ancak diğer özel hayatına dahil olan eylemleri bir rock canavarı yaratmaya müsait olmayan muhafazakar birisini gözler önüne sermektedir. Zaten Alice CooperAlice Cooper karakterini özel hayatıma taşısaydım, yerim Janis Joplin ile Jim Morisson’ın yanı olurdu” diyerek sahne hayatıyla özel hayatı arasındaki farkı dile getirmiştir.

Öte taraftan sahnede kendi kafasını giyotinle kesen, yılanlarla kapışan, mezarlıklarda boy gösteren, Cyclops’la savaşan bir başka Alice Cooper, yani, rock canavarı ile karşı karşıya kalınır ve Alice Cooper’ı rock sahnesinin en önemli isimlerinden biri haline getiren unsur; özel hayatının aksine, sahne hayatında terör estiren apayrı bir kabus oluşudur. Tarihte ilk defa korku eserlerine verilen ödül töreni sayılan Scream Awards’da Rock Ölümsüzü ödülüne layık görülen Alice Cooper yine de kendi yarattığı karakterin sınırlarını iyi bilmektedir. Bu sınırları da cezalandırma yöntemiyle dile getirir.

Alice Cooper’ın sahnede kendini giyotin veya dar ağacıyla idam etmesi korku janrının belkemiğini oluşturan ikonografileri sunar. Eğer en çok tüketilen korku türünün hayal gücüne dayanan korku türü olduğu savunuluyorsa, Alice Cooper da heavy metal janrının hayal gücüne dayanan kısmını görsel olarak temsil etmektedir. Görsel temsilin ardında ise heavy metalin yine kendi misyonu yatmaktadır. Sahnede akıl hastanesine kapatılan, elleri ve kolları bağlanan fakat hemen akabinde bağlarından kurtulup serbest kalarak sahnedeki hemşire karakterine zarar vermeye kalkan Alice Cooper karakteri sahnede şov unsuru olarak yetkililer tarafından zararsız hale getirilir ve idam edilir. Hem heavy metal müziğin söylemsel getirileri, hem de görsel açıdan en aşırıya kaçmış formu Alice Cooper’ın sahnesinde bu şekilde can bulur. Alice Cooper kendi karakterinin daha fazla terör estirmesine sahnede müsaade etmez. Şayet müsaade etse bile bu karakterin cezalandırılacağını, ilelebet terör hayatı yaşatamayacağını anlatmaya çalışır. Bir nevi özel hayatındaki muhafazakar kimlik sahnedeki Alice Cooper karakterine ağır basar ve kendini yansıtan (self-reflexive) bir rock canavarına dönüşür.

Star sistemine dayanan heavy metal bir öncülük mevzusudur. Bir heavy metal starı binlerce kişinin sıkıntısını müziği sayesinde bu binlerce kişiden oluşan gruba öncülük ederek dile getirir. Bu öncülükle beraber gelen para, şan ve şöhret heavy metal müzisyenlerini bir idol konumuna yükseltirken, aynı zamanda onları duygusal bir depresyona ve kötü alışkanlıklara sürükleyebilir. Bu örneği WASP’ın The Crimson Idol albümüyle örneklenebilir.  “ I just wanna be a crimson idol of a million” (milyonların kızıl idolü olmak istiyorum) şeklinde dile getirilen şarkı sözü, konsept albümün sonunda “I don’t wanna be a crimson idol of a million”a (milyonların kızıl idolü olmak istemiyorum) dönüşür.  Burada öncülük eden sözler özel hayat ile iç içe geçerek bir kaos yaratır. Alice Cooper ise özel hayatıyla sahnede canlandırdığı karakteri birbirinden ayrı tuttuğundan alkol sorunlarının boy göstermesine rağmen bu depresyondan en az zararla çıkan kişilerden biri olmuştur. O halde Alice Cooper milyonların bastırdığı dürtüleri açığa çıkaran bir öncü olurken, aynı zamanda bir “öteki” olarak özel hayatını bu rock canavarından uzaklaştırır. Rock canavarı olarak simgelediği bütün değerler, sahneden indiği zaman anlamını yitirir.

2.

Canavar Neyi Temsil Ediyor? Alice Cooper Şarkılarındaki Mizah ve Korkuya Yanaşır Kısımlar

Alice Cooper 03

Alice Cooper görsel açıdan korku filmlerini rock sahnesinde buluşturarak şovmen kimliğini gözler önüne sermiştir ancak konu heavy metale geldiğinde sadece korkusal görsellik Alice Cooper’ı tarif etmeye yetmeyecektir. Alice Cooper, şarkılarında mizahı hiçbir zaman eksik etmemiştir. Öte yandan Alice Cooper’ın söylemi diğer gruplardan ayrılarak kendi başına bir tür oluşturmaktadır: Toplumsal sorunlar Alice Cooper’ın şarkılarına girmiştir girmesine ancak Alice Cooper’ın bu söylemler üzerine çok da sert bir kini yoktur. Eleştirisini yaparken, hem kendini hem de sosyal durumun kendisini komik duruma düşürür. Bu aşamada rock sahnesinde korku ikonografileri sunan Alice Cooper, şarkılarının içeriğindeki absürtlüğü ve kara mizahı birbirine geçirir. Örnek olarak; Dead Babies (1971) şarkısındaki anti-çocuk tacizi söylemini ortaya koyarken çocukların tek başlarınayken başlarına gelecek felaketleri ciddiye almadan, bir parça da dalgasını geçerek dile getirir. Şarkının konserlerdeki şov halini ise kılıca geçirilmiş bir oyuncak bebeği hırpalayarak görselleştirir. İfade etmek istediği çocuk tacizinin iğrençliğini yine anti-tezi tam da kendine yakışan rock canavarı formatında sunar. Bu canavar tabiriyle yaptığı bebek hırpalaması sonunda rock canavarının kuşkusuz sahnede idam edilmesine neden olacaktır.

Hemen akabinde Alice Cooper bir başka şarkıyla hem mizahı hem de eleştiriyi birbiriyle buluşturacaktır: School’s Out (1972). Bu şarkı I’m Eighteen (1971) gibi on sekiz yaşının bunalımını anlatan duygusal yapının tam zıddını gözler önüne sermektedir. I’m Eighteen ne kadar genç ve ergen dönemini ciddiye alıyorsa, School’s Out okul dönemini bir o kadar ciddiye almamaktadır. School’s Out, I’m Eighteen gibi şarkılar esasen Alice Cooper’ın horror rock janrını görsel olarak oluşturmamaktadır ancak bir açıdan korku türüne halen dahil olmaktadır: Bu Evil Dead metodu olarak adlandırılabilir: Sam Raimi ne kadar çektiği korku filmini mizah ile harmanlamışsa, elde ettiği sonuç daha kültleşmeye müsait bir tabanı oluşturmuştur. Dolayısıyla Alice Cooper da ne kadar şarkılarını ciddiye almayan bir üslupla söylerse, o kadar daha korkunçlaşıyor ve rock sahnesinin kült canavarı olmaya hak kazanıyordu. Elected ve Under My Wheels parçaları bu metodu özetleyen en göze çarpıcı örnekleri oluşturmaktadır. Alice Cooper’ın ABD Cumhurbaşkanı olabilmek için oy istediği Elected (1973) şarkısı ve klibi komik olduğu kadar aynı zamanda düşündürücüdür. Alice Cooper yine bir taşla iki değil, birkaç kuşu birden vurmuştur.

Alice Cooper’ın ABD Cumhurbaşkanı olmak için oy isteyen şarkıları yıllar sonra Alice Cooper Narsisizmi olarak çoğalacaktır. 1969 yılında Nobody Likes Me (kimse beni sevmiyor) diye yakınan Alice Cooper, yıllar geçtikçe kendi yolundan giden pek çok müzik topluluğuna ve sanatçılarına direkt yoldan ilham kaynağı olurken, artık kendi pozisyonunun ne derecede üst sıralarda olduğunu anlayacaktır. 1987 tarihinde çıkardığı Raise Your Fist and Yell albümünde direkt gençliğe seslenen bir rock’n’roll idolü olarak konuşmaktadır. Alice Cooper görünürde kendi doğrularını ve yanlışlarını oturtmuş, bu doğruları ve yanlışları empoze etmeye çalışmaktadır. “Konuşma ve rock özgürlüğü” diye bağırırken rock starların öncü olma girişimini bir kez daha ortaya koymaktadır. Özel hayatına kıyasla “öteki” durumuna gelen sahnelerdeki Alice Cooper, iyiden iyiye kendini beğenmekte ve beğendirtmektedir.

Bu narsisizm bu kadarla da kalmamıştır. 2001 tarihli DragonTown albümünde kendi inanç biçimlerini ortaya koyarken aynı zamanda kendini hem var olmayan bir güç olarak hem de sığ bir adam olarak sunar. Ama her iki şarkıda da geldiği yerin üstünlüğünü kabul eden bir üslubu vardır: 

                            I’m full of dirty tricks

                            I’m twice as smart

                            And certainly twice as sick

                            Kirli numaralarla doluyum

                            İki kat zekiyim ve kuşkusuz iki kat daha deliyim

Bir taraftan da her daim kadın, insan ve gezegen sorunlarına dikkat çeken bir Alice Cooper daha vardır. Yine iki “öteki” uç birbiriyle kesişmektedir: Sahnedeki Alice Cooper ve güncel hayattaki Alice Cooper.

Alice Cooper şarkılarındaki alaycılığı, seksüel fantezileri ve kimi zaman toplumu ilgilendiren hassas konuları korku ikonografisiyle sunmayı tercih etmiştir. Ancak mizah bu korku öğelerinin sunumunda kendini asla geri plana çekmemiştir. Welcome To My Nightmare konserinde kabusunu oluşturan yaratıklarla sahneyi doldururken, bir sonraki şarkısının No More Mr. Nice Guy oluşu tesadüf değildir. Evil Dead metodu bir kez daha dengeleyici bir şekilde oluşturulmuştur.

O halde rock canavarı neyi temsil ediyor sorusuna rahatlıkla toplumsal duyarlılık gerektiren sorunları sahnede anti-tez yöntemiyle, bir o kadar alaycı ama bir o kadar da dengeleyici bir üslupla ele alan bir canavar yanıtı verilebilinir. Görsel olarak korkutucu ve grotesk gelen şarkıların altında ise düşündürten yapı daima bulunur.

Rock canavarı kimliğinin oluşması için öncelikle Alice Cooper’ın kendi oluşturduğu görselliğin, şarkılarına yansıttığı kimi zaman muhafazakar kimlikle birleşmesi gerekmektedir.  Bu vesileyle Alice Cooper hem bir öncü rock starı, hem korkutucu bir rock canavarı hem de toplumsal konulara duyarlı bir artist olarak kendini şekillendirmiştir.

Cooper, Alice: Welcome To My Nightmare (DVD), Eagle Vision, Rhino Home Video, 1975.

Cooper, Alice: Prime Cuts (DVD), Sanctuary Digital Entertainment, 2001.

Yazar hakkında: Burak Bayülgen

1983′te İstanbul’da doğan Burak Bayülgen yedi yaşında korku filmleriyle tanıştı. İlkokulda hayallerinde korku sinemasını meslek edinip Freddyler ve Jasonlar ile iç içe bir hayat düşleyerek bir kaçış yaşayan Burak lisansını ve yüksek lisansını Sinema-TV üzerine tamamladıktan sonra en çok yapmak istediği işe, yani yazı yazmaya koyuldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir