Alkım Özmen: ‘Asıl nokta sinemanın içinde olmak’

İnsan psikolojisinin sıkıştırılma hallerinde nasıl bir dolaşıma girdiği konusunda iki güzel kısa film çeken (Tercih Formu ve Bir İŞ Görüşmesi Hikayesi) ve Kuştepe Şans Park projesiyle güzel bir şans belgeseline imza atan Alkım Özmen’le konuştuk.

Banu Bozdemir

Kısa filmlerinizde daha çok iş, üniversite gibi bizi gerim gerim geren ve hayatımızın neredeyse tamamını etkileyen iki olayı ele almışsınız. İşsizlik ve üniversite.  Birisini sakin bir üslupla diğerini de daha gerilimli bir tarzda anlatıyorsunuz, bu tarzı tercih etmenizin bir sebebi var mı?

Üniversite sınavına girecek bir ergenin hikayesi olan ‘Tercih Formu’ filminde hem karaktere hem de öyküye daha mesafeli kalmak için uğraştım. O filmin özelinde seyirci filmde olanları gözlemlesin, gözlemlerken de gerçekçilik hissi ön planda kalsın istedim.

‘Bir İş Görüşmesi Hikayesi’ ise seyirciyi bir yolculuğa dahil etme çalışması olarak görülebilir. Bu çalışmada seyirci ile ana karakter bir arada ilerlesin, seyirci ve karakter olayları beraber tecrübe etsin diye uğraş verdim. Sanırım ikisi arasındaki temel fark birisinin seyirciyi dışarda bırakması diğeri de tamamen içeri almaya çalışması.

Bir iş Görüşmesi özellikle son filmin olması dolayısıyla öne çıkıyor. Filmin gidişatının yoldan çıkması daha çok işsiz insan psikolojisine dikkat çekmek için mi yoksa ülkedeki sosyal bir yaranın abartılı hali mi? Gerçi bir süre sonra ikisi de aynı kapıya çıkıyor…

Evet, sizin de belirttiğiniz gibi sonuç olarak ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Çıkış noktasına bakarsak; beyaz yakalı, eğitimli bir işsizin psikolojisinin en uç hangi noktaya gidebileceği üstüne bir deneme olarak görülebilir bu film.

Tercih Formu daha çok gençlerin sorunları üzerine bir film… Böyle bir etkileşim kurma fikri nereden çıktı diyelim?

‘Tercih Formu’ kafamda ilk canlandığı zaman bunu bir gencin, geleceğini derinden etkileyecek bir tercihi nasıl yapacağı üstünden kurgulamak istedim. Bu fikrin kendi hayatımdaki en güçlü yeri ise üniversite tercihi. Bu ülkedeki birçok genç gibi, liseyi bitirirken öyle hazır olmadığım bir sorumluluk altındaydım ki, bunu bir sorun olarak görüp, bunun filmini yapmak istedim. Bu yaklaşımda doğal bir şekilde beni gençlerin mevcut sorunu olan üniversite sorunu ile etkileşim kurmamı sağladı.

Kuştepe Şans Park belgeseli de bir hayli ilgi çekici görünüyor. Onun hikayesini biraz anlatabilir misiniz? Yıllar önce Kuştepe ve Bilgi üniversitesinin buluşması çok güzel bir projeydi ama olmadı sanırım.

Aradan geçen bunca yıla rağmen ‘Kuştepe Şans Park’ beni hala heyecanlandıran bir projedir. Orada olanlara, o parkta yapılmaya çalışanlara, Bilgi Üniversitesinde öğrenci iken şahit oldum. O zaman okulun ve çevresinin sınıfsal çatışması görsel olarak o kadar güçlü idi ki, ben bu çatışmanın doğası hakkında düşünürken, beni öyle bir zamanda buldu ki bu proje, koşar adım ilerledim bu projeyi yapmak için. Bugünden baktığımda gözüme hala iyi bir ütopya fikriymiş gibi gözüküyor ‘Kuştepe Şans Park’ ve sanırım, bu yüzden olmadı o park projesi.

Bir sürü filmin dizinin yardımcı yönetmenliğini yaptınız, yapmaya da devam sanırım. Peki, kendi uzun metrajınızı çekme fikri var mı, yoksa uzundan kazandığınızı kısaya aktararak mı devam edeceksiniz?

Yardımcı yönetmenliğin bana sinema hakkında öğrettiği en önemli şey, sinemanın ne kadar iktisadi bir konu olduğu. Bu iktisadi konu, organizasyon ile buluştuğu zaman film yapmak için gerekli şartlar oluşuyor. O nedenle, öncelikli hedefim uzun metraj bir film çekmek için gerekli şartları sağlamak.

Şu an yapmaya çalıştığım şey ise, ister yardımcı yönetmen olarak ister kendim yaparak film sürecinin içinde yer almak.  Sanırım buradaki asıl nokta sinemanın içinde olmak. Zaman içinde onun neresinde kalacağımı keşfedeceğimi düşünüyorum.

Kısa filme bakış açınız nedir, onu teorik ve pratik olarak nasıl yorumluyorsunuz?  Uzun filmin kısası mı gerçekten de?

Senaryo yapısı, tasarımı ve yönetmenlik yaklaşımı olarak birbirlerinden ayrıldıkları yerlerin çok fazla olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda ikisini aynı kefeye koymak çok mümkün değil fikrindeyim. Ama sadece genel film yapım pratiği (ön hazırlık, çekim, çekim sonrası) olarak düşünürsek, evet, kısa film gerçekten uzun filmin kısası.

Ünlü simalarla çalışmanız yardımcı yönetmen olmanızla mı ilgili? Yoksa ünlü oyuncuların kısa filme farklı bir tat kattığını mı düşünüyorsunuz?

Yardımcı yönetmenlik yapmamla ilgili bir durum. Oyunculuklarını beğendiğim birçok oyuncu ile yardımcı yönetmenliğini yaptığım filmlerde çalışma fırsatım oldu. Bu kısa film yolculuğuna da onlarla çıkmak sanırım bana güven veriyor.

Kısa film bakış açısı olarak amatör mü olmalı yoksa içinde belli ölçülerde profesyonellik barındırmalı mı? Ya da siz nasıl bir harman yapıyorsunuz?

Ben harmanlamaya çalışıyorum. Bunun nasıl harmanlanacağı ise gerçekten benim de hala cevabını aradığım bir soru. Çünkü bu harman, sonuç olarak ortaya çıkan filmi sadece yapımsal açılardan değil aynı zamanda da tasarımsal açıdan kalitesini çok derinden etkiliyor. Umarım bu harmanı nasıl yapabileceğim konusunda ben de bir gün ustalaşacağım.

Kısa filmcilerle aranız nasıl bir araya gelip kısa film üzerine konuşabiliyor musunuz, yoksa iş yoğunluğundan dolayı festivalden festivale mi görüşüyorsunuz?

Yakın çevremde olup da kısa film çeken arkadaşlarımla zaten bir bağımız var. Onlarla zaten bir araya geliyoruz. Bu bağ biraz daha sektörel bir bağ. Bunun dışında sanırım çok bağım yok.

Kısa film için birçok kısa filmci destek, fon vs. kovalıyor. Sizin ödenek, destek aldığınız bir yer oluyor mu?

‘Bir İş Görüşmesi Hikayesi’ kültür bakanlığının desteği ile çekilmiş bir kısa film. Bunun dışında kitle fonlama sitelerini kullanmaya çalışıyorum. Ayrıca, bu son kısa filmimizde Fransa ile bir ortak yapım anlaşması imzaladık.

Bundan sonraki projeler, istek ve dilekler nedir?  Ülkenin başka sorunlarını çekmeyi düşünüyor musunuz, mesela kadına bakış, çocuk istismarı vs.

Bence sinema zaten bir sorunu anlatır. Bana göre bu sorun, anlatıcının kendisini merkeze çektiği bir sorundur. O sorun ne kadar bireyselleştirilip, anlatıcının kendi sorunu olarak anlatılırsa daha geniş halk kitlelerinin sorunu haline de gelir. Çünkü sinemanın o derinde yatan bireysel sorunların, aslında ne kadar geniş kitlelerin, ülkelerin, dünyanın sorunu olduğunu gösterme gücü var. O nedenle tematik bir alan gösteremesem bile, sanırım yine başka sorunlar hakkında filmler yapmaya devam edeceğim. Bu röportaj şansını bana verdiğiniz için teşekkür ederim.

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu… Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan’da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, “sanat ve sevgilim İstanbul” programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir