Kısa Filmciler Ülke Sinemasının Geleceğidir!

3 yıl önce 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “en iyi yönetmen” ödülünü kazanan Zerre filminin yönetmeni Erdem Tepegöz ile söyleşiyorduk. Erdem’le hemen hemen aynı frekansta olduğumuz için keyifli bir sinema sohbeti yapıyoruz ve o esnada soruyorum;

Erdem Tepegöz“Erdem, neden Altın Koza film festivaline değil de Altın Portakal’a katılmaya karar verdin”?

Erdem samimi ama bir o kadar da nazik bir cevap veriyor.

“Altın Portakal’a bir tür gönül borcum var. Yıllar önce buraya kısa filmimle gelmiştim ve bu tecrübe bana çok şey kazandırdı. Sinemayla ilgili çok şey öğretti, adeta bir okul oldu benim için. Filmimi tamamladıktan sonra her yerden önce burada göstermek istedim. Bu benim için çok önemliydi”.

Aradan 3 yıl geçiyor, Antalya Belediyesi, CHP’den (Mustafa Akaydın), AKP’ye (Menderes Türel) geçiyor. Yeni başkan festivale dinamizm ve şöhret getirmek istiyor ve bunun için de yola yıllardır festivali yürüten Aksav’sız devam etme kararı alıyor. Festival artık Elif Dağdeviren ve onun kadınlardan oluşan komitesine emanet. Herkes oldukça güçlü bir festival yapılacağı beklentisinde ancak basın bilgilendirmeleri yetersiz, derken festivalin PR işlerini alan firma çekiliyor, komite kendisi bir birim oluşturarak yola devam ediyor bu esnada bloglar vs. muhattap bile alınmıyor. Daha da kötüsü; bazı basın mensuplarının isminin üstü kişisel nedenlerle çiziliyor ama bunlar hiçbir şey değil, asıl bomba bir belgesel kısası ve ona uygulanan sansürden sonra patlıyor. Ortalık toz duman, herkes birbirini suçluyor ama festival bir şekilde (onlarca insanın ve kurumun protestosuna rağmen) yapılıyor, ödüller dağıtılıyor vs.

Antalya’da başlayan sansür laneti diğer festivallere de sıçrıyor ve neredeyse hepsini sakatlıyor. Gözler bu yıl yapılacak organizasyonlarda… Adana’nın başı sansürle değil ama terörle derde giriyor ve belediye yas ilan ederek organizasyonu ulusal yarışma filmlerinin halka gösterilmesinden ibaret bir şekilde yapıyor. Adana’da basın yok, haber yok, kritik yok. Sesi bu kez çıkmıyor Koza’nın… Anlaşılan o ki; herkes yorulmuş bu festival işlerinden…

Altın Portakal da iyice tedirginleşen ülke gündeminden nasibini alıyor ve Kasım sonuna erteleniyor ve adı artık Antalya Uluslararası Film Festivali… Festival yeni bir kimlik arayışında ve bunun için de radikal kararlar alınıp uygulamaya koyuluyor. Nedir o kararlar?

1 Kasım’daki seçimler ve G20 Liderler Zirvesi gerekçesiyle 29 Kasım-6 Aralık tarihlerine ertelenen Antalya Film Festivali, Yarışma yönetmeliğini açıkladı. Yeni yönetmeliğe göre ulusal belgesel film yarışması kaldırıldı. Belgesel türündeki filmler ulusal yarışmaya başvurabilecek. Ayrıca ulusal kısa film yarışması da kaldırılarak yerine para ödülü bulunmayan bir kısa film seçkisi konuldu. Ulusal yarışmanın para ödülü de düşürülerek, En İyi Film’e geçen yıl verilen 350 bin TL’lik para ödülü, bu yıl 100 bin TL olarak açıklandı. Festivalde oyunculuk, yönetmen, senaryo, müzik ve ilk film gibi dallardaki para ödülleri de kaldırıldı, sadece En İyi Film dalında para ödülü verilecek. (Milliyet gazetesi)

Kısa filmcilerin hevesini kıran bu gelişmeler tepki aldı, almaya da devam ediyor. Başka değerli isimlerle birlikte  Antalya Sinema Derneği’nin düzenlediği ve son 10 yılda festivallerde yarışmış en iyi 10 kısa filmin belirlendiği bir yarışmada jüri üyeliği yapıyorum. Filmlerini izlediğim bazı isimler oldukça ilginç… Örneğin Erol Mintaş. Annemin Şarkısı adlı uzun metraj filmiyle 2 yıl önce Altın Portakal’da yarışan bu genç yönetmenin yolu kısa filmciyken de buraya düşmüş ve Berf (Kar) adlı filmiyle Portakal’ın kısa film yarışmasına katılmış.

Daha da ilginç bir örnek ister misiniz? Şu aralar Fransa adına Oscar aday adayı olan Mustang adlı filmiyle büyük ilgi toplayan Deniz Gamze Ergüven de bir zamanlar kısa filmci olarak AKM’nin çimenlerinde oturuyor, başka sinemacılarla kaynaşıyordu. Deniz Gamze Ergüven, Bir Damla Su adlı kısa filmi ile 43. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarıştı ve “en iyi kısa film” ödülünü kazandı. Bu ödülün maddi karşılığı 7500 TL idi.

Deniz Gamze Ergüven, Mustang filminin genç oyuncularıyla birlikte...
Deniz Gamze Ergüven, Mustang filminin genç oyuncularıyla birlikte…

Bu bir kısa filmcinin daha büyük sinema hayalleri kurmasına yol açacaktır mutlaka… Şu anda onun Mustang adlı filminin başarılarıyla gurur duyuyorsak bunda Altın Portakal’ın da payı var. Aynı yarışmada Poyraz adlı kısasıyla jüri özel ödülünü kazanan Belma baş ise 2010 yılında çektiği uzun metrajlı filmi Zefir ile Altın portakal’da yarıştı. Erdem Tepegöz’ün altını çizerek söylediği gibi, Altın Portakal kısacılar için bir okul. Okulu kapatmasak olmaz mı?

Bu örneklerden yola çıkarak; kısa filmi desteklemek, daha çok desteklemek zorundayız. Eğer yeni ve iyi sinemacılarımız olsun istiyorsak. Bu konuda en büyük yük festivallerin omzunda… Bu fidanları dikecekler, sulayacaklar ve yetiştirecekler ki büyüyüp yeşersin ve meyve veren ağaçlara dönüşebilsinler.

Olay sadece uzun metraj filmleri yarıştırmak değil. Türk sinemasının dertleri, ihtiyaçları çok başka… Festivallerde yarışan filmleri çekenler de ağaçta yetişmiyor, çoğu daha önce buralara kısa filmci olarak gelip yarıştı ve “sinemacı olma” fikri kafalarına, kalplerine yerleşti. Bunun ötesine geçip Cannes’a, Venedik’e, Toronto’ya özenerek bir festival tasarımlamak ne kadar yararlı? Bu benim anlasam bile onaylayabileceğim bir şey değil. Amaç Türk sinemasını desteklemekten çıkıp Antalya’yı markalaştırmaya doğru gidecekse bunun için en berbat fikir bence “film festivali” yapmak. Para çok daha farklı ve faydalı işlerde harcanabilir.

Ben bir sinema yazarıyım. Belediye başkanları ve onların şehri tanıtma hevesleri bir yere kadar önemlidir. Mühim olan sinemamız ve geleceğidir. Kısa filmcilerin kazandığı Koza’lar, Portakal’lar onları yüreklendirmek ve sinema yaparak yola devam etmelerini sağlamak açısından çok önemli. Her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğu bir ülkede, hele de Erdem Tepegöz gibi cümleler kuran sinemacılar varken sorumluluklardan bu kadar kolay feragat edilemez. Bu uluslararası şöhret olma hevesini bir yere kadar anlıyorum ancak bana göre, festivallerimize en çok Türk filmleri, kısaları ve belgeselleri yakışıyor.

Not: Yazıya katkınız ya da itirazınız çok önemli, o yüzden lütfen siz de kendi fikrinizi yorum olarak bırakın.

MURAT TOLGA ŞEN – [email protected]

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

2 Yorumlar

  1. Selamlar Murat abi,

    Her şeyin tektipleştirilmeye çalışıldığı bu faşist dönemlerde her şeye rağmen bir çok açıdan sinemamızın yaratıcı yönetmenleri,senaristleri ve teknik ekipleriyle gelişimini görmemiz umut verici.Buna da ket vurulması için festivallerin bilerek itibarsızlaştırıldığını düşünüyorum.Ancak bence insanlarımızın maruz kaldığı çok ciddi bir sorun daha var; Diziler.İnsanlarımız bu dizilerde gördüğü kalitesiz içerik ,gereksiz şiddet içeren ögeleri sinema salonlarına gitmemesine de sebep oluyor.Sinema filmlerindeki o doygun ve olgun bakış unutturuluyor.Sinema filmleri de dizilerin vizyonuna indirgeniyor.Sanki ülkede terör şiddeti ve toplumsal cinnet yokmuş gibi İnsanlara, gündemden uzaklaştırıp bilinçsiz ve düşüncesiz içerikler üretilip bolca cinnet sahneleri izlettiriliyor.Buraya akan para sinema filmlerine akması gerekirken bunlar oluyor.Benim bir fikrim var; Türkiyedeki malum bu ortamda belki bir bağımsız,genç,yaratıcı insanların son derece düşük bütçeli uzun ve kısa metrajlı filmler çekip filmleri youtube vb. gibi internet platformlarına aktarıp toplanıp oluşturacakları bu festival veya yapı ile abone sayısı ve tıklanma sayısına göre para kazacakları bir endüstri oluşturmaları.Malum yeni neslin en çok takip ettiği platform olan youtube gibi video içerikli kanallar olduğuna göre buralarda yapılabilecek bir oluşum sizce nasıl olur ?

    Sevgiler ,Saygılar…

  2. Merhaba, bir kısacı olarak yapacağım yorumumu; sinemaya bir tutku ile bağlayım fakat her geçen gün bu işi yapabilecek miyim acaba tedirginliği ile yaşıyorum. Ülkemde saygı duyduğum festivaller tek tek sansür ile veya daha farklı olaylar ile karakterini kaybediyor. Biz daha cok genç insanlarız ve bu işe tutkumuzun devam edebilmesi için ve yeni projelere odaklı çalışmak için bizi desteklemeli, yol göstermeli bu festivaller veya sinemacı abilerimiz. Umuyorum dediginiz gibi bu düzen bir an önce yararimiza döner. Teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: