Altın Portakal Üzerine Fikir Yürütmeler

47. Altın Portakal Film Festivali epey olaylı başladı. Emir Kusturica’nın uluslararası jüri başkanı olarak davet edildiği festivale, daha başlamadan Kusturica’nın siyasi düşüncelerinin gölgesi düştü. Açılış gecesinde protesto edilen Kusturica’nın grubuyla birlikte verdiği konsere de ilgi yok denilecek kadar azdı.

Giderek artan baskı yüzünden, benim de pek hoşlanmadığım ama kalbimde “Çingeneler Zamanı”nın müthiş yönetmeni olarak hatırlamak istediğim Kusturica, bir kaç yandan çarklı demeç verip memleketi terketti. “Politically Correct”e gönül vermiş kimileri, “sanatçı kişiliği başka, siyasi kişiliği başka…” gibi talihsiz beyanlar bile verdi. Hitler’i de ressam oluşu yüzünden affedebiliriz o vakit. Festivalin önemli filmlerinden biri olan “Atlıkarınca”nın ensest babası da şairdi mesela… Onu da anlayıp haklı bulabiliriz. Dürüst olalım o gittikten sonra festivalin üzerindeki baskı epey hafifledi. Çağrılması yanlış, gönderilme şekli daha yanlış oldu. Semih Kaplanoğlu’nun, “Bal” filmi yarışma dışı bırakıldıktan sonra, geleceği aylar öncesinden belli olan Kusturica’yı protesto etmesini ise samimiyetsiz buldum. Kusturica’ya bir şey olmadı ama kabak, uluslararası yarışma bölümünde gösterilen, “180 Derece” filminin oyuncusu Michael Neuenschwander‘ın başına patladı.  Filmin galasından sonra öfkeli bir grup izleyici, “Bu adamı kovmamış mıydık, hâlâ ne işi var burada?” diyerek oyuncuyu tartakladı.

Gündüzleri, filmden filme koşturmaca, akşamları ise otellerde verilen, şık ve sahte bayanların ortalarda salına salına gezdiği partiler… Çok eğlendiğimizi söyleyemem ama diğer festivallerde de birlikte takıldığımız, Serdar Akbıyık, Fırat Sayıcı, Banu Bozdemir, Ege Görgün ve Alper Turgut’tan mütevellit yazar gurubu ile Volga Sorgu, Begüm Kütük gibi  eşine az rastlanır egosuz oyuncular sayesinde sıkılmadık. Zaten amaç içmek, eğlenmek değil Türk sinemasının yeni tariflerini izlemek… Elazığ, Adana gibi festivallerin aksine Altın portakal davetlilerini değil, kendini ciddiye alan bir yapı… Salonlara giderken kalabalık davetli grubu yüzünden sıkıntı çektik, neredeyse her filmden sonra bir yarım saat araç beklemek zorunda kaldık. Burada da Adana’daki gibi Levent İnanır imdada yetişti. “Çakal” filminin galasından çıkışta açıkta kalmış sanatçı ve yazar gurubu onun çabasıyla diğer filmin gösterimine yetişebildi. Sağolasın ağabey…

“Gölgeler ve Suretler”i saymazsak ”Bu bir başyapıt” diyerek alkışlayacağım bir filmi de  görebilmiş değilim festivalde. İçimde “Keşke uluslarası yarışma adaylarını izleseydim” pişmanlığı olmadı değil. Ödülleri toplayanlar, yaptıkları sinemayı Yeşilçam köklerinden kurtarmak için ellerinden geleni yapmışlar. Bu kadar minimalizm bize gelmez bence ama bir yönetmen çıkıp da “Kral Çıplak” dedirtecek filmi çekene kadar bu ”festival filmi” furyası artarak devam edecek gibi duruyor.  Nuri Bilge Ceylan’ın “Uzak” ile “En iyi Film” ödülünü aldığı 2002 yılından başlayan ve giderek güçlenen bir eğilim bu! Fonlardan alınan katkılar, festival, festival gezme keyfi ve zaten ucuza mal edilen filmlerin TV haklarının satılması ile gelen karlar yüzünden bir “festival filmi” sektörü oluşmak üzere… Ön jürinin kabahati tabi aslında bu büyük ölçüde… Mesela “Çakal” filminin bu seçkide işi ne diye sordum kendime ama sonra farkettim ki ön jüriden Vildan Atasever, İsmail Hacıoğlu’nun eşi… İsmail’de iki filmiyle festivalde…

Sinemanın halk ve elit için farklılaşmasını ise oldukça acıklı buluyorum. Onur ödülleri gecesinde Ertem Göreç’de bu festival filmi kafasında ki sinemacıları kibarca uyardı. Ressam Bedri Baykam’ın bir gün kendisine “Ertem ağabey halka dayanmayan siyaset yapılamaz” dediğini aktaran Göreç, “Ben de ‘halka dayanmayan sinema da yapılamaz’ dedim. Herkesin halkı kendine tabi ama, 79 senelik tecrübem ve sinemadaki görgümle genç arkadaşlara tavsiyem; seyirciyi de düşünün. Onları biraz ön plana alırsanız sinemamız ileriye gidecek. Bazı arkadaşlar farkında değil ama öğrenecekler” diye konuştu.

Türk sineması, tüm ülke sinemalarından önce 35MM’yi terketmeye kararlı… İzlediğimiz filmlerin çoğu dijital çekilmiş işler. Özellikle “Gişe Memuru” ve “Çakal”da farkettiğimiz 35MM duygusunu simüle etme çabası işe yarıyor ama başta “Press” olmak üzere çoğu filmin umurunda bile değil bu! Açıkçası ben bu soğuk dijital renklere çok alışabilmiş değilim.

Festival tam bir Indy (Bağımsız) Filmler geçidiydi. Bu neredeyse hepsi de aynı duyarlılık ve sinema diline sahip filmlerin seçiminden dolayı ön jüriyi tekrar kutluyorum! Popüler sinemadan bu kadar nefret eden bir seçki yapmak ancak böyle mümkün olur! Festival’in gösterişinin çok dışında bir seçkiydi bu… Bu minimal eziyeti bize reva gören ön jürideki isimler; Biket İlhan, Bülent Vardar, Deniz Yavuz, Engin Ayça, Ulaş Cihan Şimşek, Vildan Atasever ve Ziya Öztan..”Saç” filminin çıkışında Antalya’lı birkaç insanla konuştum. İzledikleri filmlerden hiç mutlu değillerdi.

Tayfun Pirselimoğlu’nun yönettiği “Saç” filmine ancak 30 dakika dayanabildim. 10 dakika yemek yiyen bir adamı o 10 dakika boyunca çekmek sinema mı? Anlatım minimal olabilir, o konuda bir derdim yok ama karakterler de aynı şekilde minimalize edilince ortaya gerçekten izlenemez filmler çıkıyor. “Saç” filminin yarısında sinema yazarlarının çoğu salonu terketmişti. Halk ne yapsın! Recep İvedik, yarışmayacak elbette ama bu tutum yüzünden bir “festival filmleri” sektörü oluşmak üzere… Ödül gecesinde de sahneye Özcan Deniz çıkınca kendimi hepten Alice harikalar diyarında gibi hissettim. Minimalizmin suyunu çıkaran filmler, Arabeskçilerden şarkılar… Çok yaşayın emi!

Altın Portakal bu haliyle, pizza kutusundan çıkan bir turta gibi… Bu kadar havalı bir organizasyonda, bu kadar Indy filmlerin yarışması, yarışan 14 filmden 11’inin ödülle dönmesi, ödül verilmeyen az sayıdaki filmden “Kavşak”ın Adana Altın Koza fatihi olması… Bunlar ilginç hadiseler.

Ulusal Film Yarışması adaylarının gösterildiği AKM Aspendos salonunun projeksiyonu ve ses sistemi ciddi anlamda sorunlu. Türkiye’nin en büyük film festivalinin jürisine, basınına ve Türk sinemasına ilgi duyan seyircisine bir hakaret gibiydi filmlerin bu patlak hoparlörlü (Sol taraf) bulanık mercekli salonda gösterilmesi… Ayrıca basın için sadece ön 3 sıranın ayrılmış olması benim gibi önlerden film izlemek istemeyenler için büyük eziyetti. Festival görevlilerinin Basın kısmına geçişte, yaka kartları olmayan gazeteci Yüksel Aytuğ ve yılların sinemacısı Yılmaz Atadeniz’i tanımayıp almak istememeleri de mini skandal olarak geçti bu sene ki festival hatıratına… Neyse ki çok efendi adamlara yaptılar bu terbiyesizliği de tepki almadılar.

Altın Portakal’da en iyi ilk filmi “Gişe Memuru”, en iyi filmi ise “Çoğunluk aldı ama “Çoğunluk”da bir “ilk” film… Bu durumda ondan daha iyi bir film varsa ki o şekilde takdir edilmiş görülüyor, “Çoğunluk” nasıl olur da en iyi film olur? Güzel bir paradoks! “Herkese ödül dağıtalım ama “Kavşak”ın zaten Adana’dan bir sürü ödülü var, görmesek de olur” anlayışı ise çok sırıttı. Açıkara en iyi müzik çalışması “Kavşak” filme aitti oysa… En iyi yönetmen ve en iyi filmin hakkı da Derviş Zaim ve “Gölgeler ve Suretler”di. Derviş Zaim’e iki toplumu yargılamadan anlatabildiği bu öykü için defalarca teşekkür ettim.

Derviş Zaim’in, Kıbrıs meselelerini 1970’lere dönüp nefis bir dille anlattığı “Gölgeler ve Suretler”in festival galasının bitiminde otele dönerken, Derya Alabora’nın “Derviş Kıbrıs olaylarını nereden biliyor ki!” demesi beni dehşetler içinde bıraktı. Sinemasal yeterlilikler açısından sınıfta kalan ama güçlü bir meselesi olan “Press” filmini alkışlayan, filmin söyleşisi sırasında filmi beğenmeyen ve yanlı bulanlarla kavga eden Alabora’nın, Türklerin gerçekten mazlum olduğu bu öyküye takındığı tavır ve filmi sinemasal açıdan yetersiz bulması oldukça manidar. “Politically Correct” mefhumu işine geldiği gibi kavrama durumunu pek kaldırmaz oysa… Ayrıca, bir meseleyi filme çekmek için oralı olmak şart olmamasına rağmen, Derviş Zaim Kıbrıs’lı ve ailesi orada katledildi be ablam!

Gölgeler ve Suretler’in Veli amcasını oynayan Kıbrıs’lı oyuncu Osman Alkaş kelimenin tam anlamıyla döktürüyor. “En iyi oyuncu” ödülü kesinlikle onun hakkıydı. Sinema yazarları bu konuda hemfikir… Ayrıca filmde öyle bir an var ki, bunca yıldır korku filmi namına ne varsa izleyen beni bile sıçrattı! Film bir korku filmi değil üstelik.

“En iyi kadın oyuncu” ödül Portakalını Claudia Cardinale’e verecekler dedim durdum günlerce ve hatta bu yüzden meczup sinema yazarı ilan edilmeme az kalmıştı ama beklediğim oldu. Nasıl bildin? diye soranlara cevabım: Biz şu 3. dünya ezikliğini üzerimizden atamadığımız sürece böyle olur bu işler… Claudia Cardinale’i cep telefonuyla arayıp “Tenk yu efendim!” nidalarıyla salonu çınlatmak bu ezikliğin şahane bir dışa vurumu oldu.

Her şeyiyle en fazla sinema olan film Derviş Zaim’in “Gölgeler ve Suretler”i idi ama sadece SİYAD ödülüyle yetinmek zorunda kaldı. Klasik sinema anlayışına yapan ve değerlendiren tarafında büyük bir saldırı var ama izleyici bu çabayı boşa çıkaracaktır. Yönetmen mastürbasyonu da bir yere kadar…

İçinde, “En” kelimesi bulunan ödülleri 2 filme, oyuncuya, yönetmene vermeye çok alıştık. Burada da bazı ödüller paylaştırıldı. Hoş değil bence… Bir de ödülünü almaya gelmeyen ya da salaş bir kıyafetle, lastik ayakkabıyla sahneye çıkanlar var ama aynı arkadaşlar Altın palmiye’de, Altın Ayı’da hazır, nazır ve çakı gibiler! Kendi memleketlerine mi has bu egosal sıkılmalar, sıkışmalar…?

Elazığ, Adana, Antalya… Yine aynı şeyi hissettim. Yeniler burunlarından kıl aldırmazken, eski ve usta Yeşilçam’lılar hep çok şık, çok kibar, çok canayakın… Yılmaz Köksal ağabeyin hayranıydım şimdi daha da çok sevdim. Sözleştik, İstanbul’da ziyaretine ve Öteki için röportaj yapmaya gideceğim.

Şimdilik bu kadar… Aklıma gelen olursa eklerim. Öteki ve sinema ile kalın dostlar…

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

27 Yorumlar

  1. Şu Öteki Sinema camiasında bir senin, bir de Masis Üşenmez isimli yazarın yazılarını çok seviyorum abi. Her zamanki gibi, mükemmel bir yazı olmuş, hele: “…Oscar özentisi bir organizasyon, Minimalizmin suyunu çıkaran filmler, Arabeskçilerden şarkılar…” yorumu cidden şahane.

    Zaten -bildiğim kadarıyla- yurtdışında kimsenin takmadığı bir festival bu Altın Portakal.Kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz gibi bir durum yani…

    Teşekkürler, saygılar, sevgiler.

  2. Teşekkürler Xebdor, Hem sinemaya olan tutkumuzdan, hem de “Öteki” yaklaşımımızdan taviz vermeden yazmaya ve paylaşmaya çalışıyoruz. Senin ve tüm okurlarımızın ilgisinden dolayı da çok mutluyuz. Eksik olmayın.

  3. ben de filmlerin ödüllerini başka filmlerle paylaşmasına taktım.her kategoriye 2 ödül verildi nerdeyse.ayrıca “kavşak” filminin de ödülsüz dönmesi beni üzdü. organizasyondaki tek doğal olay “telefon bağlantısı”ydı :)

  4. Altın Portakal’da müzik ödülü rezaleti de yaşanmış:
    http://www.haberturk.com/yazarlar/562429-turk-sinemasi-mi-demistiniz

    Cidden şaşılası işler bunlar…

  5. Mircan Kaya o gece çok gururlu bir konuşma yaptı. “Ödül almak için yapmadım. Geceler boyu uyumadan çalıştım” gibi sözler sarfetti. Eğer Murat Bardakçı’nın yazdığı doğruysa, ki öyle görünüyor, çok büyük bir ayıp var ortada…

    “En iyi Müzik” ödülü Kavşak filminin hakkıydı zaten…

  6. Mircan Kaya hadisesinde topun jüriye atılması haksızlık. Hadi Murat Bardakçı dengesiz bir adam, meseleleri nasıl da saçma biçimlerde kestirip attığına televizyonda şahit oluyoruz, ama onu referans göstererek bu tür ithamlarda bulunma tuzağına düşmeyecek insanlarız.

    bestelerin kime ait olduğunu bilmiyorum, gerçekten Uğur Işık’a aitse bu ayıp Mircan Kaya’ya ve filmin yapımcısına aittir. bir jüri filmin müziklerini kimin bestelediğini filmin yapımcısının sunduğu künyeye bakarak öğrenir. beste aşamasında başlarında bekleyecek hali yok herhalde. ödül adayları zaten uzun süre önce belliydi. uğur ışık’ın neden daha önceden itiraz edip hakkını aramadığını bilemeyiz tabii, ama hâlâ bu hakkı saklı. eğer bunu kanuni yoldan ispatlarsa gereği yapılır. her türlü çabasına rağmen bunda başarılı olamazsa da yazık olur, ama bunda jüriye kabahat çıkarmayı murat bardakçı gibilerine bırakalım. “Ödüle lâyık gördüğü bir filmin müziğinin kime ait olduğunu bile anlamaktan âciz bir jüri,” gibi saçma bir ifadenin (sanki jüriye malum oluyor “künyede şunun ismi yazıyor, ama yalan, bu kesin bunun bestesi,” diye) ardına takılmayalım.

  7. FF’de jüriye haksızlık yapıldığını belirtmiştim. Sanmıyorum burada Murat Bardakçı’nın jüriyle ilgili ettiği kelamların ardına düşen olduğunu…

  8. Mircan Kaya’nın konuyla ilgili basın açıklaması,

    Merhaba,
    47. Uluslar arası Altın Portakal Film Festivali’nde, Kar Beyaz filminin müzikleri ile Ulusal Uzun Metraj En İyi Müzik dalında Altın Portakal kazanan Mircan Kaya, 18 Ekim 2010 Pazartesi günü Habertürk Gazetesi yazarlarından Murat Bardakçı’nın ‘Türk Sineması mı demiştiniz?’ başlıklı yazısında yer alan ancak gerçekle hiçbir alakası olmayan iddialarına maruz kalmıştır. Kar Beyaz’ın 46. Chicago Film Festivali’nin Dünya Sineması bölümünde gösterilmek üzere filmin yönetmeni Selim Güneş ve yapımcısı Nur Güneş ile birlikte Chicago’da olan, Mircan Kaya ile ilgili gerçekleri, aşağıdaki açıklamalarla siz basın mensuplarıyla paylaşıyoruz.

    Mircan 2008 yılında, İtalya’da Avrupa Komisyonu bursu ile ileri master çalışması yürütür ve bir taraftan da yeni albümü ELIXIR üzerinde çalışırken KAR BEYAZ filminin yönetmeni Selim Güneş’ten bir mail aldı. Selim Güneş, Mircan’a müziğinden ne kadar etkilendiğini yazıyor, çekmeyi planladığı filmin müziğini ona öneriyor ve senaryoyu paylaşıyordu.

    Aynı yılın yaz aylarında TRT, Mircan ile ilgili çektiği belgesel film için sanatçının Doğu Karadeniz’de doğduğu köye konuk olmuştu ve Mircan da oradaydı. Bu vesileyle Selim Güneş de filmin çekim alanlarını tesbit etmek üzere gittiği Artvin’de, Mircan’ı dağ evinde ziyaret etti. Daha sonra film ekibi ile birlikte filmin çekileceği Şavsat’a gittiler.

    Senaryoyu okumuş ve filmin yerini görmüs olarak Mircan , Amerika’dan gelen yeğeni Aydın Can Kutluay ile birlikte filmin parçalarından birini doğaçlama olarak dağ evinde akustik ortamda , küçük bir kayıt cihazı ile kaydetti. Kayıtlar önce ABD’de on miks yapıldı. Sonra Avustralya’da yaşayan Roger Mill’e Mircan tarafından trompet çalması için gönderildi. Roger ayni zamanda parçanın miksajını da yaptı. Filmin müziğine sonrada eklenen Uğur Işık’da çello çaldı.

    Kar Beyaz filminin izleyicileri büyüleyen ve Mircan’in sesinden duyduğumuz tüm bestelerinin buna benzer orijinal öyküleri vardır. Örneğin Mircanishi Nanni (Mircan’ın Ninnisi) sanatçının bir önceki uluslararası albümü OUTIM de yer almış olup sözleri Mircan’a aittir. Müziğini ise Mircan, Bristol’de Limbi grubu ile doğaçlama olarak kaydetmiştir. Piyanoda Dan More, çelloda Bethany Porter ve vokal düette Gerald Taylor Mircan’a eşlik etmiştir. Sanatçı bu iç yakıcı ninnide çocukluk yıllarının derin karanlık gecelerindeki korkularına gönderme yapar. Bu parça 2007 yılında Bristol’de Mircan tarafından kaydedilmiş ve Uğur Işık ile hiçbir alakası yoktur.
    Filmin final sahnesindeki tüm müzik için de benzer durumlar söz konusudur. Örneğin sözleri Gülten Akın’a ait olan Karşı Korku İlahisi, Mircan tarafından 2010 yılında pek çok müzisyenin katılımı ile yaratılmış ve tamamen orijinal Mircan çalışmasıdır. Son anda projeye Uğur Işık dahil edilmiş ve son dakikada kendisine çello çaldırılmıştır.

    Ancak bestelerin dışında sahnelere konmuş olan ek müzikler Uğur Işık’a aittir; fakat hangi sahnede, hangi saniyede hangi müziğin kullanılacağına karar veren, filmin müzik kurgusunu günlerce stüdyoda film ekibi ile yapan, uluslararası trafiğini idare eden, ilgili kararları veren ve finanse eden Mircan’dır. Filmin müziğini İngiltere’ye Osman Kent’e gönderen ve son ses mühendisliği ile mastering çalışmalarını yaptıran Mircan’dır. Filmin her aşamasında ekiple birlikte çalışan Mircan’dır. Filmin credit kismında projede yer alan herkesin adı zikredilmiş ve herkesin ödemesi yapılmıştır.

    Uğur Işık’ın, Mircan gibi özgün ve eşsiz sound’u ile hem yurt dışında hem yurt içinde ayrı bir yere sahip bir sanatçıyı rahatsız etmesi anlaşılır bir konu değildir. Üstelik Altın Portakal Film Festivali ödül töreninde Mircan “Bu filmin müziğini yaparken kendi bestelerim dışındaki sahnelere özel score müzik için Uğur Işık’la birlikte çalıştım. Bu ödül yalnızca bana değil ikimize aittir” demiş ve teşekkür etmişken…

    Herkes bilir: Mircan’ın müziği kendi iç sesinden ve çok kültürlü sınırsız bir iç dünyadan beslenir ve bu iç sesin herhangi bir dış sesten etkilenmesi olanaksızdır. Mircan beste çalmaya tenezzül etmez. Herkesin hakkını gereği gibi verir.
    Saygılarımızla…

  9. xebdor kırıldım söyleyeyim :)

    Ben genel olarak ödül törenleri hakkında zaten fikir birliği konusunun ütopya dan ibaret olduğunu düşünüyorum. ama şöyle de bir şey var ki Türkiye’de hiç bir festival Altın Portakal gibi skandallara vesile olmuyor (bu yıl gitmeme sebebim de budur aslında!)

    Yani açık olmak gerekir iki kelimeyi bir araya getiren herkes yazıyor. Bir yığın komplo teorisi, bin ton bilgi kirliliği…her konuda da malumatımız yok ki! Neye inanacaksın? inanmak zorunda mısın? Eeeeeh yeter be kardeşim…Tıkarım kulağımı otururum aşağı! Film mi izleyeceğiz? İzlediğimizi mi değerlendireceğiz? İzlediğimizden tat mı alacağız? Atışmaları mı izleyeceğiz!

    “Şov bitsin film başlasın.” diyoruz yıllardır ama o şovlar bir türlü bitmiyor!

  10. Eğer bu olay Bardakçı’nın üfürmesiyse cidden yazıklar olsun ona! Bir daha ne bir programını izlerim, ne de bir yazısını okurum… Oysa Bilgili, kültürlü, görgülü biri olarak bilirdik kendisini… :(

    Sevgili Fatih Yürür, senin söylediklerine gelince… :) En fazla sevdiğim (tespitlerini, yorumlarını beğendiğim) anlamında bir girişti o, yani her Öteki Sinema yazarını okuyorum ayırt etmeden ve benim gibi birçok kişi olduğuna da eminim. (Aslında kendimce katkıda bulunmak isterim ben de buraya, fakat şimdilik yorum alanında kalayım da, ileride belki… ;) :) ) Saygılar, sevgiler.

  11. 18.10.2010 tarihinde Habertürk gazetesinde yayımlanan ve Habertürk kanalında Akşam Raporu programında zikredilen sözler üzerine Ağustos Film’in açıklaması:

    2008 yılında prodüksiyonuna başladığımız Kar Beyaz isimli filmin müzikleriyle ilgili olarak filmimizin yönetmeni olan fotoğraf sanatçısı Sayın Selim Güneş’in tercihi üzerine şirketimiz Sayın Mircan Kaya ile anlaşmıştır. Filmin bütün müzik üretim koordinasyonu ve müziklerin filimle bütünleşmesi adına yaşanan sanatsal yolculuğu Sayın Mircan Kaya tarafından yürütülmüştür. Bu sürece katkı yapan tüm sanatçıların isimleri ve yaptıkları katkılar filmin jeneriğinde ve afişlerinde zikredilmiştir. Dolayısıyla yukarıda belirtilen tarihlerde yapılan yayınların gerçekler ile hiçbir alakası yoktur. Şirketimiz söz konusu yayınlarda tarafımızı ve filmimizi töhmet altında bırakan ve karalamaya çalışan kişiler ve bu mesnetsiz suçlamalara imkan sağlayan yayıncı kuruluşlar hakkında her türlü hukuk yolunu kullanacaktır. Şirketimiz filmimizin müziklerinin yaratılmasını sağlayan Sayın Mircan Kaya’nın da haklarını sonuna kadar savunacaktır.

    Ayrıca sözü geçen yayınlarda Murat Bardakçı’nın sarf ettiği “benim vergimle hiç kimsenin seyretmediği filmleri çevirdiğini iddia eden yönetmenin para kazanmaya hakkı yoktur”,“Film desteği, film yapıyorum bilmem ne, laf. Türkiye’de, özellikle film yarışmalarında, belli bir ideolojinin ve gruplardan birisi değilseniz ödül mödül alamazsınız, mesele budur” ve benzeri hakaretamiz sözlerini kınıyor ve yıllardır beklediği sıçramayı son dönemde yapan ve dünya çapında her geçen gün kendinden daha fazla söz ettiren Türk Sineması, büyük emekler ile Antalya Belediyesi tarafından düzenlenen Antalya Film Festivali, bu sene Sayın Kadir İnanır başkanlığında görev alan değerli Jüri Üyeleri, destekleri ile Türk Sinemasının gelişimine katkıda bulunan Kültür Bakanlığı ve en önemlisi sinema severler aleyhine bu ifadeleri kullanan kimselerin sanata olan saygısızlık seviyelerinin değerlendirilmesini kamuoyuna bırakıyoruz.

    Kamuoyuna saygılarımızla bildiririz…

  12. Bu konuyu uzatma taraftarı değilim, yalnız yenilir yutulur iddilar da değil bunlar, örn; Kaya hakkında şarkıların solfejini dahi yapamaz deniyor: http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/562658-mircan-kaya-beni-aldatti Takdir halkımızın…

  13. murat tolga şen ile ilk karşılaştığımızda çok sert yazdığımı ama hiç de öyle görünmediğimi söylemişti :)

    evet, insan her zaman anlamıyor yazdıklarının nasıl algılanacağını. işin kısası: yorumumda itham kastı yoktu, ama murat bardakçı’ya gıcıklığım fazla etkili olmuş :)

    öte yandan, mircan kaya ve uğur ışık arasındaki meselede hâlâ jüriye sorumluluk biçildiğini görüyorum. xebdor’un linkini verdiği haberde de bu var. jüri (onur ve başarı ödülleri haricinde) şahısları değil işi ödüllendirir aslında. ödülü de filmin künyesinde yazan kişiye verir. şu anki durumda jüri, daha doğrusu festival organizasyonu durumun netlik kazanmasını bekler sadece. eğer uğur ışık hakkının tecavüze uğradığı kanıtlanırsa ödülü mircan kaya’dan alır, uğur ışık’a verir. o aşamaya kadar jürinin bahsi geçmemesi lazım. ama murat bardakçı’nın densiz salvoları kuyuya atılan taş gibi.

    ben de neden inat ettiysem, ha bire tekrarlıyorum :)

  14. Uğur Işık’ın savlarını ciddiye alıyorum ben… Murat Bardakçı duygusal hareket ediyor. Haklının hakkına kavuşması dileğiyle diyelim.

  15. Neden bu tartışmada Uğur Işık’ın söyledikleri Mircan Kaya’nınkilerden üstte tutuluyor anlamış değilim. Zira Mircan Kaya müziğin yapımını detaylı bir şekilde anlatabiliyor, öne şahitler sunabiliyor, ve film ekibi tarafından destekleniyor olmasına rağmen insanlar Uğur Işık ve Murat Yardakçı’nın “Yiyorsa solfejini yapsın.” misali yorumlarına daha çok kulak asıyorlar.

  16. Sn Oğuz size ve sizin gibi düşünenlere gerekli cevabın M.Bardakçı’nın bugünkü yazısında verildiğni düşünüyorum: http://www.haberturk.com/yazarlar/563904-borazancibasi Eğer çok rahatsız olduysanız, M. Bardakçı ile birebir iletişime geçer, aksini ispatlarsınız. Biz de ‘hak’ı öğrenmekten dolayı memnun olur, size teşekkürü borç biliriz. Saygılarımla.

  17. Oğuz bey, iddia makamı iddiasını ispat etmekle sorumludur. Biz iki tarafın da beyanlarını tüm dürüstlük ve samimiyetimizle yayınlamak niyetindeyiz. Bundan başka bir tavır göremiyorum ben.

  18. Konuyla ilgisiz ama bu arada Bardakçı’nın yazısında dile getirdiği kültür bakanlığı’nın sinemaya destek vermesi meselesinde de yazarla hem fikirim. Devlet destek verecekse, eğer sinemaya, ‘özel sektörü teşvik etmeli’, bizim vergilerimizi çarçur etmemeli.Saygılar.

  19. Ben de bu fikre yakın hissediyorum xebdor, hatta yazımda geçen “Fonlardan alınan katkılar, festival, festival gezme keyfi ve zaten ucuza mal edilen filmlerin TV haklarının satılması ile gelen karlar yüzünden bir “festival filmi” sektörü oluşmak üzere…” kısmı neredeyse aynı serzeniş…

    Kültür bakanlığı katkısı ile 1000 kişinin bile seyretmediği, kendi gerçeğinden kopuk, Yeşilçam’ı halının altına süpürmeyi marifet bilmiş, minimalist bir anlatımı tutturunca tüm meseleleri çözmüş zanneden, pan yapmaktan aciz, color correction nedir bilmeyen tuhaf bir sinema anlayışı geldi oturdu bugünlerde… Sinemayı halk için yapmayacaksak kimin için yapacağız. Her sanat elit içindir belki ama sinema değildir kesinlikle… Bu tartışmalar herkesin ipliğini pazara çıkaracak. Tarzını ne kadar sevmesem de, M. Bardakçı’nın bu tutumunda katılıyorum.

  20. Uğur Işık’ın iddialarının aSılsız ve yalan olduğu her halinden belli. Yapımcı basın açıklaması yapmış ancak kimse bu açıklamayı dikkate almak istemiyor. Mircan Kaya’nın NTV açıklaması bütün iddiaları cevaplamıştır. Ancak insanlar kötüden beslendikleri için işin doğrusu ile ilgilenmek istemiyorlar.
    Bir filmin müziğinin yaratılmasını bir kişi üstlenir. Bu kişinin altında pek çok müzisyen çalışır. Müzikten sorumlu kişi, haklArı verilmek suretiyle herkesle çalışabilir. Bu çellist olur, trompetçi olur, gitarist olur vs. vs. Eleni Karaindru, Jan Garbarek ile çalışır ancak Garbarek bu müziği ben yaptım diye ortaya çıkmaz.
    Burası hazımsızlar ülkesi.
    Mircan Kaya üzerinden böylece bol bol reklam da yapmış oluyorlar.
    Kendine bu kadar güvenmese, bu kadın dava açacağını söyler miydi?

    Kültür Bakanlığı elbette ki sanat filmlerine destek verecek. Recep Ivedik filmine mi destek versin? Bu sanat filmleri festivallerde ülkemizi temsil ediyor. Nuri Bilge Ceylan, Semih Kaplanoğlu, Fatih Akın gibi yönetmenler bizim gururlarımız. Kültür Bakanlığı’ndan alınan desteklerin şartlarını araştıran var mı? Bu destekler geri ödemelidir. Filmler gişe yaparsa para ödenir. Gişe yapmazsa, A kategori denen kategoride yurt dışında festivallere seçilerek ülkeyi temsil edebilecek yeterlilikte, başarıda filmler olmak koşulu aranır.

    Beste çalmakla itham eden kişinin benzer bir sorunu daha önce de insalara yaşattığı ve hiç bir sonuç alamadığı biliniyor. Neden diye soruyor musunuz? Kimbilir, onlara da ne çamurlar attı. Kimbilir , önce çalışıp parasını aldı, sonra da ödülü görünce çevresini kullanıp böyle sansasyon yarattı.

    Düşünün biraz hanımlar beyler!

  21. @ AKAI KITSUNE cok yanli yazmissin, mircan’in sahitlerini bilemem ama ugur isik’in film muziklerindeki emege dair bir suru sahidi var. kaldi ki bu adam senin dedigin tarzda sacmaliklara ihtiyaci duyacak konumda degil. mircan sarki okuyabilir ama muzisyenlik anlaminda besteci degil belli ki. adamin filmde 20’nin ustunde bestesi varken, filmciler kendisine cello caldirliklarini soyluyor, sen olsan yutar miydin bunu?

  22. Mircan Kaya ve Agustos Film Basın Açıklaması ve İşin Aslı

    Habertürk Gazetesi yazarı Murat Bardakçı’nın Kar Beyaz filminin müzik direktörü Mircan Kaya hakkında yaptığı suçlamalar üzerine filmin yapım şirketi Ağustos Film’i temsilen Nur Güneş, yönetmen Selim Güneş ve Mircan Kaya, düzenledikleri basın toplantısında yeni bir açıklama yaptılar. Açıklamanın tam metni şöyle:

    47. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, Kar Beyaz filminin müzikleri ile Ulusal Uzun Metraj En İyi Müzik dalında Altın Portakal kazanan Mircan Kaya, 18 Ekim günü Habertürk Gazetesi yazarlarından Murat Bardakçı’nın “Türk Sineması mı demiştiniz?” başlıklı yazısında yer alan ancak gerçekle hiçbir âlâkası olmayan iddialarına maruz kalmıştır. Aynı gün Habertürk kanalında Akşam Raporu isimli programda Murat Bardakçı ile iddiaları öne süren müzisyen Uğur Işık gerçeklerle ilgisi olmayan iddialarına hakaretamiz bir şekilde devam etmiştir. Konuyla ilgili olarak 47. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışan filmlerden biri olan Kar Beyaz’ın yapımcı firması Ağustos Film aşağıdaki açıklamayı siz değerli basın mensuplarıyla paylaşmaktadır.

    2009 yılında prodüksiyonuna başladığımız Kar Beyaz isimli filmin müzikleriyle ilgili olarak filmimizin yönetmeni olan fotoğraf sanatçısı Sayın Selim Güneş’in tercihi üzerine şirketimiz Sayın Mircan Kaya ile anlaşmıştır. Filmin bütün müzik üretim koordinasyonu ve müziklerin filimle bütünleşmesi adına yaşanan sanatsal yolculuğu Sayın Mircan Kaya tarafından yürütülmüştür. Bu sürece katkı yapan tüm sanatçıların isimleri ve yaptıkları katkılar filmin jeneriğinde ve afişlerinde zikredilmiştir. Dolayısıyla yukarıda belirtilen tarihlerde yapılan yayınların gerçekler ile hiçbir alakası yoktur. Şirketimiz söz konusu yayınlarda tarafımızı ve filmimizi töhmet altında bırakan ve karalamaya çalışan kişiler ve bu mesnetsiz suçlamalara imkân sağlayan yayıncı kuruluşlar hakkında her türlü hukuk yolunu kullanacaktır. Şirketimiz filmimizin müziklerinin yaratılmasını sağlayan Sayın Mircan Kaya’nın da haklarını sonuna kadar savunacaktır.

    Ayrıca sözü geçen yayınlarda Murat Bardakçı’nın sarf ettiği “Benim vergimle hiç kimsenin seyretmediği filmleri çevirdiğini iddia eden yönetmenin para kazanmaya hakkı yoktur”, “Film desteği, film yapıyorum bilmem ne, lâf. Türkiye’de, özellikle film yarışmalarında, belli bir ideolojinin ve gruplardan birisi değilseniz ödül mödül alamazsınız, mesele budur” ve benzeri hakaretamiz sözlerini kınıyor ve yıllardır beklediği sıçramayı son dönemde yapan ve dünya çapında her geçen gün kendinden daha fazla söz ettiren Türk Sineması, büyük emekler ile Antalya Belediyesi tarafından düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu sene Sayın Kadir İnanır başkanlığında görev alan değerli Jüri Üyeleri, destekleri ile Türk Sineması’nın gelişimine katkıda bulunan Kültür Bakanlığı ve en önemlisi sinema severler hakkında bu ifadeleri kullanan kimselerin sanata olan saygısızlık seviyelerinin değerlendirilmesini kamuoyuna bırakıyoruz. Kamuoyuna saygılarımızla bildiririz…”

    Ağustos Film adına Yapımcı Nur Güneş

  23. Filmi izledim.
    Cellodan duyulan motifler saniyelerle olculecek motiflerdi. Beni etkileyen Mircan’ın sesi ve parçalarıydı ki bu parçaları ben daha önce albümlerinde de dinlemiştim.
    Mircan Kaya hakkinda hic bir sey bilmediginiz anlasiliyor.
    Bu sene Altın Portakal’da bir filmde daha Mircan Kaya müzikleri vardı. “Anka’nın Doğuşu”. Bu filmde de müzik direktörü Mircan Kaya idi. Siz dalga mı geçiyorsunuz? Yanlı yazan sizsiniz asıl.
    Abümlerine bakın. Ben kaç senedir projelerini takip ediyorum. Hayat hikayesine, kaç tane üniversite bitirdiğine bakın. Ayıp size! Bir ezber tutturmuşsunuz, kendi yalanlarınıza kendiniz de inanmış gidiyorsunuz.
    Her şey bir tarafa, bu ne seviyesizliktir. Sanatçıyım diyen biri nasıl böyle bir çirkinliğe alet eder kendini. Murat Bardakçı denen kişi kimdir? Ne biliyor? Miş ve mış kipleri ile hiç bir şey bilmeden atıp tutuyor.

  24. İzin verin de şu kadar örnekten sonra ( http://www.mavi-nota.com/index.php?link=yazi&no=2092http://depkac.com/sarki-incelemeleri/27467-karkadon-devils-anvil/ ) biz de biraz “şüphe taraftarı” olalım. Ayrıca mahkeme sonucunda her şey netleşecek.Yani bugün ne kadar konuşsak boş. Saygılar.

  25. Selam Murat
    Mircan Kaya’yla tanıştınız mı veya yaptığınız işlerden haberiniz var mı bilmiyorum ama Murat Bardakçı yazdıkalrı doğruysa ki öyle göküyor yazmışsın :)

    Araştırmadan yazmasına mı doğru diyorsun? Yoksa gazetecilik gereği tarafsız olma ve haberi doğru yazma etiğine karşı çıkmasına mı katılıyorsun? :)
    Murat Bardakçı bir bakış açısını ele almış o kadar…

    Kaldıki Mircan Kaya Uğur Işık’ın ismini de zikretmiş.

    Murat Bardakçının yapmadığını yapalım ve Mircan kaya’ya bir göz atalım:
    http://www.ucmproduction.com/ gibi bir oluşum var,
    Roger Mills ile çalışıyor.
    Portishead’in gitaristi Jim Barr da albümde yer alıyor. Limbo’da birlikte çaldığını ben biliyorum Barr’ın.
    Uğur Işık ile birlikte çalışmaları var bunlar çok açık yazılmış zaten.(1 nisan taihli röportajında nasıl çalışma yaptığını yazıyor http://www.sanatlog.com/sanat/sanatlog-%e2%80%93-interview-with-mircan-kaya/) Bu röportajta Uğur Işıkla işbirliklerini çok net yazmış…

    Bence Uğur Işık ortaya koyduğu katkı ortadadır, sanatçı egosu ile bunu yüzdelemiş ve isminin sadece müzisyen olarak yazılmasına içerlemiş olabilir, veya Mircan Kaya ile eşit kredi istemiş olabilir kendi hakkı yendiğini çok sert ifade ediyor ama Mircan Kaya ayrıca bir yapımcı bu nedenle resme geniş açıdan baktığımızda Uğur Işık’ın haksız olduğunu göreceğiz.
    Bazen bir karar vermek gerekir sanırım Mircan kaya bu kararı vermiş ama bu onun çaldığı anlamına gelmez.

    Murat Bardakçının iddiası ise tamamen bilgi eksikliği ve tek tafalı idi. Mircan kayayı araştırmadan olaya dalmış bence olaya…

    Ayrıca şunu da eklemek isterim müzik yapımı hakkında kulaktan dolma bilgisi olan birisinin bu kadar net tavrını koyarak suçlama yapması tek başına eleştirilmesi gereken bir gerçektir.

  26. Yılın haberi bugün aşağı yukarı tüm medyada yer aldı:”Hollywood ile Bollywood ortak olacak!”: http://www.cnnturk.com/2010/kultur.sanat/sinema/11/12/hollywood.ile.bollywood.kardes.oldu/596348.0/index.html

    Bu haber bence, Türk Sineması’nın uluslararası alanda bittiğinin ilanıdır. Sinema; artık ‘tamamen’ Amerika, Uzakdoğu, Hindistan ve (biraz da) Avrupa’nın ekseninde dönmeye başlayacak.Herkese geçmiş olsun.Saygılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: