Alucarda (1978)

Sinema tarihinde eşi benzerine nadir rastlanacak cesarette ve saldırganlıkta bir şeytan çıkarma filmi. Kesinlikle kült bir klasik, 1970’lerin korku sinemasının en çarpıcı örneklerinden biri.

Aslında  oldukça ufak bir film Alucarda. Son derece mütevazi. Bütçesi olsun, küçük setleri olsun, konusu olsun… Hiçbirsey öyle büyük ve gösterişli değil. Anne ve babasını yeni kaybeden yetim bir genç kiz, bir manastıra gönderilir. Manastıra vardığında genç kızı yeni bir arkadaş beklemektedir; Alucarda. İlk başta iki güzel genç kızın bir manastırdaki masum arkadaşlığı olarak başlayan hikaye, çok yakında korkunç bir kabusa dönüşecektir. Rahibelerin bildiğimiz siyah beyaz kıyafetler yerine, beyaz bez parçalarından sarmalanmış, kırmızı lekeli kıyafetler giydiği bu manastırda, korkunç hayaller, ruyalar, türlü sapkınlıklar, cinnet ve yıkım dolu bir hikaye seyirciyi beklemektedir.

1978, Meksika yapımı Alucarda’ya Strasbourg L’Etrange Festival 2008‘de rastladım. Oldukça soğuk bir Halloween gecesi, L’Etrange gösteriminde, Tokyo Gore Police (2008) Fransa prömiyeri üzerine “İki Garip Film Birden” programında, arka arkaya, Kilink Uçan Adama Karşı (1967) ve Alucarda gösterimi vardı. Tokyo Gore Police ve Kilink’in üzerine Meksika’dan ne çıkacağını merakla bekliyordum. Filmin ismi dışında filmle ilgili hiçbir bilgim yoktu. Alucarda başladı. Dediğim gibi, mütevazi, nerdeyse tamamı set dekorlarıyla çekilmiş bir film. Rahibeler var, rüyalar var, birşeyler var… filmin enteresan bir atmosferi var ancak, festivalin yorgunluğu ve dışardaki soğuktan olsa gerek, yavaş yavaş uykum gelmeye başlıyordu ki, üst üste şok edici sahneler ve çığlık çığlığa performanslarla bir anda nerede olduğumu unutuverdim. Yönetmen Juan López Moctezuma’nin, efsanevi Alexandro Jodorowsky’nin yakın arkadaşı olduğunu söylemekte fayda var. (L’Etrange Festivali’nin organizatörlerinin yalancısıyım). Jodorowsky ve Arrabal’in başlattığı sürreal ve şok sinema ekolu, Panic Movement’in etkilerini Alucarda’da görmek mümkün.

Enteresandır, filmin İngilizce dublajı nerdeyse mükemmel. Hatta ben film İngiltere’de çekilmiş diye düşündüm ve gözlerime inanamadım nasıl olur da böylesine aykırı bir konu 70’lerin İngiltere’sinde işlenebilir diye. Prodüksyonun tamamı Meksika’daymış. Setler küçük ama filmin sonuna doğru çok güçlü bir atmosfer ortaya çıkıyor. Başrollerde Tina Romero ve Susana Kamini muhteşem performanslar sergiliyorlar (Eurohorrorvari bir şekilde oyunculuk yer yer aksıyor ama performanslar gücünden birşey kesinlikle kaybetmiyor). Özellikle Alucarda karakterini canlandıran Tina Romero’nun oyunculuğundan sonra filmin posterine bambaşka bir gözle bakıyorsunuz.

Şahsen Exorcist ile birlikte benim bugüne kadar en etkilendiğim iki şeytan çıkarma filminden biri oldu Alucarda. Tarif etmesi kolay değil, çok kendine özgü bir film. Ufak setler icinde, güçlü atmosferiyle, oyunculuga dayalı, ama daha önemlisi sapkınlık ve dehşete dayalı bir eser. Amerika’da Innocents From Hell, Mark of The Devil 3 ve Sisters of Satan isimleriyle de dağıtılmış olan Alucarda, 1970’lerin erotizm, korku ve isyankarlığını sergileyen, sıradışı sinema severlerin kesinlikle izlemesi gereken bir kült film.

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

5 Yorumlar

  1. Murat Kızılca

    Benim de sevdiğim filmlerden Alucarda.
    Sheridan Le Fanu’nun Carmilla adlı romanından sinemaya uyarlanmış. Gerçi Carmilla herhalde sinemaya en çok uyarlanan romanlardan biri. Eğer Alucarda’yı sevdiyseniz, ben gene aynı romandan uyarlanmış olan İspanya yapımı La Novia Ensangrentada’yı (The Blood Spattered Bride, 1972, Vicente Aranda) da tavsiye edeceğim.

  2. Alucarda’yı izlemeden önce afişini gördüğümde herhalde Gökhan Kırdar (ismini doğru mu hatırladım bilmiyorum – tüh, araştımadım da…) tipli biri Drakula’yı oynuyor diye düşünmüştüm. İyi de yanılmışım. Gerçekten de, kimi ucuz nunsploitation’larla (onları da severiz ama) karıştırılmaması gereken özel ve güzel bir film. Kızılca’nın belirttiği gibi benzer konulu görünen ama birbirinden epeyce ayrı La Novia Ensangrentada’da ayrı bir güzeldir. O da bana, Harry Kümel’in güzelim Delphine Seyrig’li Les Lèvres Rouges’unu hatırlatır. Aaa, şana bakın ki o da Carmilla’dan uyarlama. :) (Bu filmin benim için oldukça duygusal bir önemi var.)

  3. sinema tarihinin çığlık rekorunu zorlamıştır heralde bu film. Filmin kendisi ayrı, komşuların kapıya dayanma ihtimalleri ayrı korkuttu beni. Bu arada film 74 dakikaydı ama bazı kaynaklarda 85 dakikalık bir versiyonun da olduğu yazıyor, böyle bir versiyonu bilen ya da izleyen var mı?

  4. “Enteresandır, filmin İngilizce dublajı nerdeyse mükemmel. Hatta ben film İngiltere’de çekilmiş diye düşündüm ve gözlerime inanamadım nasıl olur da böylesine aykırı bir konu 70′lerin İngiltere’sinde işlenebilir diye.”

    Can, Meksika’daki bazı kaynaklar filmin önce İngilizce çekildiğini, sonra üzerine İspanyolca dublaj yapıldığını yazıyor. Doğruluk payı da olabilir. Zira İspanyolca sözler ile ağız hareketleri pek de uymuyor. Tabi bu senkron uyuşmamasından da olabilir. Kestirmesi güç..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: