Apocalypse of the Dead (2009)

Apocalypse of the Dead, Milan Konjevic ve Milan Todorovic tarafından yönetilmiş olan Sırbistan / İtalya / İspanya ortak yapımı bir film. Zone of the Dead ya da Apocalypse of the Living Dead olarak da bilinir.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Sırbistan’ın ilk zombi filmi olan Apocalypse of the Dead, Friedrich Schiller’in 1781 tarihinde basılan Die Räuber (The Robbers) isimli oyunundan bir bölüm ile açılır:

“…then came a sound, as from brazen trumpets. ‘Earth, give up thy dead; sea, give up thy dead!’ And the open plains began to heave and to cast up skulls and ribs and jawbones and legs which drew together into human bodies and then came a sweeping along in dense, intermanable masses; a living deluge.”

“…ardından bir ses duyuldu, bronz borular üflendi. ‘Toprak, ölülerini bırak; deniz, ölülerini bırak!’ Geniş vadiler kabarmaya ve kırılmaya başladı. Kafataslarını, kaburgaları, çene kemiklerini ve bacakları bir araya getirerek insanlara vücut oldu. Ardından da yoğun ve sonu gelmez insan güruhunu süpürüp götürdü. Canlı bir tufan gibi.”

Bu epigrafın ardından 1985 senesine gideriz. Henüz Yugoslavya bugünkü gibi parçalara ayrılmamıştır. Pancevo Sanayi Bölgesi’nde temel kazısı yapan işçiler ilerlemiş seviyede çürümüş dört adet ceset bulur. Bölge karantinaya alınır. Kazı alanının eski bir Türk mezarlığı üzerine açıldığı anlaşılır. Cesetler yaklaşık 300 yıllıktır ve üzerleri kireç kaplı olduğu için bir salgın hastalık nedeniyle öldükleri tahmin edilir. İşçilerden birinin kolu bir kemik parçası tarafından hafifçe kesilir. Kesik oldukça önemsiz olmasına rağmen adam sağlık ekipleri gelene kadar ölür. Kazı alanına gelen bir devlet görevlisi sağlık ekiplerinden bilgi alırken biraz önce ölen işçi dirilir.

1985 senesinde vuku bulan bu olayı burada kesen film günümüze, yani filmin çekildiği 2009 senesine atlar. Pancevo’da yapılacak olan askeri bir tatbikat nedeniyle cep telefonları çekmemektedir. Askeriyeye hizmet eden trenler geçtiği için hiçbir yolcu treni istasyonlarda durmamaktadır. Pancevo banliyösündeki bir tren istasyonunda tatbikattan firar edip eğlenmek isteyen askerlerden biri polisle tartışırken yanlışlıkla silahını ateşler. O sırada istasyonda bulunan askeri bir trene ait tanker vagon isabet alır ve havaya yeşil bir gaz sızmaya başlar. Gazı soluyan herkes zombiye dönüşür. Pancevo’da başlayan zombi salgını yavaş yavaş etrafa yayılmaya başlar.

Bu esnada çok tehlikeli bir suçluyu Belgrad’a götüren konvoy emekliliğine günler kalmış tecrübeli iki erkek ajan, Reyes ve Beliç ile ilk saha görevini ifa eden çaylak bir kadın ajan, Mina eşliğinde hareket eder. Yolda zombilerin saldırısına uğrayan konvoydan tabii ki sadece üç ajan ve suçlu kurtulur. Aynı anda bir kilisede tedavi gören kafayı hafif kırmış bir abimiz kıyamet gününün geldiği sanrısına kapılır ve Tanrı adına şeytani varlıklar olarak gördüğü zombileri birer birer avlamaya başlar. Film ilerledikçe karşılaştığımız iki üç karakter daha ekibe katılır ve zombilere karşı ölümüne bir mücadeleye girişirler.

Şimdiye kadar izlediğim zombi filmleri arasında bu filmin açık ara en kötüsü olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Oyunculuklar insanı sinir edecek denli yapay, ilkokul müsameresinde bile kabul görmeyecek düzeyde. Diyaloglar ise bir başka felaket. Bu berbat diyalogları yazanlar belli ki işin acemisi ve görünen o ki hep öyle kalacaklar. Senaryo desen anlamsız, amaçsız gibi sıfatları hiç düşünmeden yapıştırabileceğimiz denli kötü.

Zombilerin makyajları fena değil. Ama film o kadar berbat ki bir süre sonra zombilerin makyajları ile ilgilenemez duruma geliyorsunuz.

Aslında ‘kilisede tedavi gören kafayı hafif kırmış abi’ karakteri ilgi çekici bir karakter. Askeri tatbikat nedeniyle kolayca ulaşabildiği silahlarla şeytani varlıklar olarak gördüğü zombilere karşı kahramanca savaşıyor. Ama film bu karakter ile fazla ilgilenmeyip onu ikinci plana atmayı yeğliyor. Ajanları ve suçluyu filmin merkezine yerleştiriyor. Maalesef yanlış ata oynuyor ve kaybediyor.

Filmde tecrübeli ajanlardan Reyes’i canlandıran Amerikalı aktör Ken Foree’yi hafızanızı biraz zorlarsanız 1978 tarihli Romero’nun zombi başyapıtlarından Dawn of the Dead’den hatırlayabilirsiniz. Foree oldukça kilo almış ve açıkcası oyunculuğu kilosu ile doğru orantılı olarak ilerlememiş. Muhtemelen olayı Sırbistan’da geçirilecek hoş bir tatil olarak değerlendirmiş ve ne yazık ki filme olumlu anlamda hiçbir katkıda bulunmayı başaramamış.

Sonsöz: Apocalypse of the Dead, Sırbistan semalarından zombi dünyasına gönderilmiş gereksiz bir ekleme. İpe sapa gelmeyen hikayesiyle can sıkan, Hüsnü Kuruntu’nun tabiri ile adamı şişiren, manasız bir deneme olmuş. Sadece zombi filmlerine düşkün bünyelerin ilgisini çekebilecek, kötü bir film.

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

4 Yorumlar

  1. Zombi türünde film yapmayan ülke kalmayacak yakında herhalde. Herkes yapıyor ama bazıları gerçekten çok gereksiz oluyor iğreti duruyor.

  2. ahahahah muhteşem bir yazı Murat! 10/10

  3. en son şu cnbc-e’deki zombi dizisi güzel; the walking dead.

  4. Az önce izlediğim ve 1 saat 40 dakikama üzüldüğüm filmdir kendileri. Bu tarz apocalyptic filmler hoşuma gidiyor genelde fakat bu filmi izlerken klavyeyi yumrukladım, mouse’u parçaladım. Bu kadar yapmacık bu kadar kötü film olur. Kamera çekimleri ayrı bi dert.
    ||| Spoiler |||
    hele o sonda “kurtarıcı, silah manyağı” gelip kurtardı ya onları orda çok şaşırdım(!) hiç beklemiyordum
    ||| Spoiler |||
    Hani düşük bütçeli olur orası ayrı konu ama oyunculuk çok kötü be! Klişe fışkırıyor filmden…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: