Arirang (2011)

Usta dönüş yolunda!

Madem artık sansürden ve otosansürden gidiyoruz, hayatımız bundan sonra bize uygulanan yasakların ve bu yasakların ışığında kendimize uyguladığımız baskılarla devam edecek, uzun zamandır yazmayı düşündüğüm, Antalya Film Festivali’nde izlediğim Kim Ki-duk imzalı  Arirang isimli filmden bahsetme vaktidir o halde!

Antalya Film Festivali’nin bir ara Avrasya bölümü vardı ve o bölümde epeyce Uzakdoğu sinemasının örneklerini izleme şansımız olmuştu. Hatta Kim Ki-duk Yay filminin güzel oyuncusuyla orada arz–ı endam etmişti. Kendine güvenen, yaptıklarının arkasında duran bir adam görmüştüm ben orada! Sonra 2008’de çektiği Rüya (Bi-mong) filminden sonra sırra kadem bastı. Bize her sene o kadar mükemmel filmler sunuyordu ki, yokluğuna çabuk alışmadık elbette ama bir dedektif edasıyla peşine de düşmedik! Ben Öteki Sinema için birkaç filmini de yazmıştım zaten kendisine duyduğum özlemle!

Sonra inzivaya çekildiği haberleri geldi. İnanmak zordu, sinemaya arka arkaya bu kadar güzel ürünler sunan, yaşam dolu, üretken bir kafanın inzivaya çekilmesi inanılacak şey değildi! Arirang’ı dehşetle izledikten sonra Kim Ki-duk’un kendisine otosansür uyguladığını düşündüm. Çünkü kendisini piyasadan çekmiş, tam anlamıyla ‘dağınık’ bir inziva haline bürünmüştü. Üç yıllık bir el etek çekme haliydi onunki! Yoğun bir duyarlılıkla, Rüya filmini çekerken kadın oyuncusunun intihara teşebbüs etmesini ve ölümden dönmesini kendi ‘suçu’ olarak gören yönetmen bir tepede bir kulübenin içine kurduğu bir çadıra mahkum etmişti kendisini üç yıl boyunca! Yani yaşamını sansürlemişti!

Filmin genel atmosferi çok dramatik ama uzun saçlarıyla artık bir şeyler üretme derdine düşen Kim Ki-duk,  son model Canon marka kamerasıyla ve bilgisayarıyla bizi kendi gerçekliğiyle tanıştırıyor. Saçlarıyla giriştiği oyun, gölgesiyle yaptığı ‘felsefi’ konuşmalar, küfürleri, ağlamaları hepsi son model kamerasının vizöründen çok gerçekçi ama bir yandan da kurgusal bir biçimde yansıdı, açıkçası benim içime işledi! ‘Ne oldu sana böyle Kim Ki-duk’ durumu vardı zira ortada. Ama bir yandan da komikti trajik bir biçimde… Özellikle de Arirang isimli ağıdı söylerken!

Filme ismini veren Arirang Korelilerce ağlama duvarına denk düşen bir kavrammış. O yüzden Kim Ki-duk avaz avaz Arirang şarkısını söylerken bambaşka bir yüzünü ortaya koyuyor ama bir yandan da kendisini hapsettiği bu hayatın duvarlarını yıkmak istiyor gibiydi gözyaşlarıyla. Kendisini kulübe içi çadırla iki kere hapsediyor ama bir yandan da teknolojiden vazgeçemiyor. Bir gün döneceğim umudu vermiş hep kendisine ve sonra da yansıttığı kadarıyla bize. Aslında yaptığını kendisine uyguladığı otosansürün topluma, devlete yansıyan sansür tarafıyla da algılayabiliriz. Şöyle ki, filmleri iş yapmamasına rağmen kazandığı ödüllerle devletten sürekli  teşvikler, ödüller aldığını söylüyor. Aslında kendisini geri çekerek bu onuru onların ellerinden de almış oluyor. Yoksa filmlerinde sistem karşıtı tavırları var, Güney Kore’ye geçiriyor ama filmlerini izlemeyen, izlese de anlamayan yönetim tarafından ödüllere boğuluyor! Bu da sansür ve otosansürün ironik boyutu olsa gerek!

Velhasıl üç yıllık sürgün hayatını bizimle paylaşan yönetmen aslında tekrar ‘dönüyorum’ demeye getiriyor. Sonuçta kendisini kameraya çekerek, onu kurgulayarak aslında bu işin üstadı olduğunu bir kez daha gösteriyor! Ve usta dönüş yolunda. Yine de dağılmış bir Kim Ki-duk gördüğüme üzüldüm mü sevindim mi bilemedim açıkçası. Bir ağıtla içini boşaltıp bize ‘Mutlu olabilmek için bize bir şeyler çekmeye mecburdum’ diyor ve nihayet kendi koyduğu sansürü kendi elleriyle yok edebiliyor!

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

3 Yorumlar

  1. Seviyorum Kim ki duk’u… Üreten insanların kafayı yeme hakkı da olmalı, herkesten fazla işleyen vicdanları da… İnsanların içime sızma hakları olduğu kadar, insanlardan hızla uzaklaşma hakları da olmalı. Ama Kim ki-duk sinemada her daim olmalı.

  2. Özletmişti kendini kim ki duk. Seyahatlerimden ötürü film izlemeye zaman ayıramasam da, ilk fırsatta izleyeceğim bunu da.

  3. Kim-Ki Duk’un nerdeyse bütün filmlerini izledim. Güney Kore sinemasını zevkle takip etmekteyim. Bu sene istanbul film festivaline Arirang’ın gelmesi beni heyecanlandırdı. Gitmeye çalışacağım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: