Arjantin Bardakta Özel Dosya: Biralı Filmler ve Diziler 

Django Unchained: Burada, “Arjantin bardakta buz gibi bir birayı” (yazarın burada canı fena halde bira çekti) belki tek bir sahnede görürüz ama Christopher Waltz’ın bira seremonisinin olduğu o sahne, üst üste yutkunmamıza, boncuk boncuk terler dökmemize, Tekel’e aşk mektubu yazmamıza yeter. Django ve Dr. King Schultz tipik bir kovboy barına gelirler. Schultz, Alman olduğu için üniversitedeyken bira çift anadalı, sonra bira master’ı, üstüne de bira doktorası yapmıştır. Bara geçer ve birayı fıçıdan bardağa itinayla, köpürtmeden doldurur. Sonra da taşan kısmı spatulayla alır. Bardağa bir kez vurur ve masaya getirir. Sunumda her şey dört dörtlük olmalıdır. Çünkü bira şakaya gelmez. Django hayatında hiç bira içmemiştir. Schultz’sa bir yandan dişçiliğin inceliklerini anlatırken, bir yandan da özendire özendire birasını yudumlar. Biz de, bir gece önce yarım bıraktığımız birayı düşünüp kendimizi keseriz.

kramer_beer_and_a_cigaretteSeinfeld: “Seinfeld”de genellikle coffee shop’a gidilir, kahve içilir ve havadan sudan konuşulur ama dizinin öyle komik bir biralı sahnesi vardır ki, asla unutamaz, Erman Toroğlu gibi durdurup durdurup tekrar, taparcasına izleriz.

Kramer ağzında sigara varken aynı anda birayla fondip yapmaya kalkışır. Bira ve sigara ikilisini çok yanlış anlamıştır. Birayı bir dikişte bitirdikten sonra, sigara dumanının hepsini dışarıya vererek geğirir. Üstüne bir de yodeling yapar. Bu olay, bira kafasıyla Kramer kafasının birleştiğinde çok tehlikeli olabileceğinin kanıtıdır. Sakın evde denemeyin!

Barfly: Charles Bukowski zaten bütün içkileri sever. “Bira içmek için buradayız ve hayatlarımızı öyle yaşamalıyız ki, ölüm bizi almaya geldiğinde titresin!” demiş bir adamdır. Senaryosunu yazdığı “Barfly”da da, barları kendine mesken edinmiş, ayyaş ve özgür bir adamı anlatır. Kahramanımız Henry Chinaski sürekli bira içer ve sokak edebiyatı yapar. 90’larda yazlıklarda, gündüzden baba birası içmeye başlayan, göbekli ve hoş sohbet amcalar gibidir. Evinde tombul bira şişelerinden Pizza Kulesi yapmamış bir nesle aşina değiliz.

barfly-1987-06-g

Pride: Grevdeki madencileri destekleyen gay&lezbiyen oluşum LGSM’nin, tutucu ve homofobik madenci kasabasına gelip de, madencilerle kaynaşmasını sağlayan şey nedir? A- Maklube B- Cuma Sohbetleri C- Angelina Jolie. Cevap veriyoruz: D- Hiçbiri! Kalpleri sarıya boyayan, yüzlerde güneşler açtıran, kafaları güzel yapan şey tabi ki biradır. Her şey bir madencinin bir LGSM üyesine bira ısmarlamasıyla başlar. Sonrasında zincirli tasmalı disko dansları, first kiss videoları ve dahası gelir. Kahramanlarımız adeta bira madeni bulmuştur. Ne demişler: Ale lager fark etmez, bira ısmarlayan insandan zarar gelmez.

grabbersGrabbers: “Tarkan”daki deniz canavarının soyundan gelen, yüz kollu mavi canavarın en büyük hobisi, insanları yiyip kafalarını tükürmektedir. Bir gün İrlanda’da bir adaya çıkar ve ada insanlarını tek tek yemeye başlar. Fakat ava giden avlanır. Herkesin St. Patrick’s Day’in yeşil cücesine döndüğü bir gecede, Ciaran O’Shea, canavarın sarhoş insanlara alerjisi olduğunu keşfeder. Bardaki herkese içmeye devam etmelerini söyler. Çünkü birazdan biralarının yanına kalamar tava gelecektir. Alkol sayesinde canavarı haklarlar. “Herhangi bir canavar saldırısında, camı kırın ve içindeki birayı için!” filmin mottosudur. Bir olayda daha bira kurtarıcı olmuştur. Kilo aldırıyor ama çalışıyor.

True Blood: Bon Tepms’te Marlotte’s barındayız. Garson kız, elindeki six pack’i ve koca bir sepet dolusu ketçaba bulanmış patates kızartmasını masamıza doğru getiriyor. Susuzluk dorukta. Her an birini ısırabiliriz. Patatesleri diyoruz canım. Vampir olmak mı? Bira içemedikten sonra çok sıkıcı! (Kan içmek too mainstream.) “True Blood”ın her bölümünde en az bir kez böyle bir sahne görmüşüzdür.

Bu subliminal sahneler eve kasa kasa bira almamıza, tuvalete yol yapmamıza sebep olmuştur. Eğer siz de diziyi izlerken; Alcide’in kaslarına, Sookie’nin ayrık dişlerine takılmak yerine barda sipariş edilen biralara odaklandıysanız, tüm çekiciliğine rağmen Eric Northman’ın işlettiği bara sırf kan var ama 10’dan sonra bira yok diye gitmeyi katiyen düşünmediyseniz aramıza hoş geldiniz. Hepimiz Andy Bellefleur’uz!

How I Met Your Mother: Her akşam oturduğunuz sokaktaki barda, kankalarla bira tokuşturma ve birasına iddiaya girme keyfi. İşte “How I Met Your Mother”ın özeti! Bira en iyi ne zaman gider? Maç izlerken mi, piknikte mi, Pazar gündüz vakti mii, Cuma iş çıkışı mı, her gün mü?

Bira en iyi Maclaren’in Pub’ında, Marshall ve Lilly’nin mıç mıç evlilik hikayelerini, Robin’in “hepinizden iğreniyorum”unu, Barney’nin yatağa kız atma numaralarını ve evlilik meraklısı Ted’in muhabbetlerini dinlerken gider. Barney Stinson’a not: Tatlı içki sevenler bizden değildir.

What? No Beer?: Amerika’da bira kıtlığının yaşandığı, karanlık ve depresif zamanlardır. Orta Dünya’da kötülüğün güçlenmesi bile yüreklerimizi bu kadar dağlamaz. “Bira yok” bir bira sempatizanının duymaktan en çok korktuğu cümledir. To beer or not to beer işte bütün mesele bu!

Tam da öyle bir zamanda Elmer Butts ve Jimmy Potts devasa bir bira varili bulurlar ve kendi biralarını yapmaya çalışırlar. Fakat sonuç sadece köpüktür. KÖPÜK! Mimiksiz aktör Buster Keaton birasızlıktan mı böyle olmuştur bilinmez ama bira yoksa bir milletin dili damağı kurumuş demektir. We want beer!

Cheers: Siz de Rich Kids’e değil de, evinin sokağında her akşam uğrayıp bira içebileceği, güzel müzik çalan bir barı olan insanlara özenenlerdenseniz, bu dizi tam size göre. Boston’daki Cheers barında herkes birbirini tanır, sever. Bir yandan içerken bir yandan birbirlerine gün içinde yaşadıklarını anlatırlar.

Günümüzde çoğumuzun müdavimi olduğu barlar vardır. Bizi arayan o barda bulur. O barların barmen’leri “her zamankinden”imizi, biranın yanına bardak isteyip istemediğimizi, çok sarhoşsak yeter’imizi bilirler. Çerez ikramlarıdır. İşte 11 yıl “Cheers”la mayamız bu yüzden tutmuştur. Meyhanede rakı bardağıyla bira içen alkolik abiler gibi severiz onu. Sam, bizden herkese bir bira! Cheers!

The World’s End: “Dünyanın sonuna kadar bira içmek” vicdani bir görev, duyarlı her biracının boynunun borcudur. “The World’s End” şu mekanizmaya dayanır: 5 arkadaş 20 yıl sonra tekrar bir araya gelecek, Newton Heaven’daki 12 barda, her barda bir bardak olmak üzere, bira içecek ve en son The World’s End barında bu ritüeli tamamlayacaktır. (Bizim gibi biraya servet ödemedikleri için…)

Fakat bu o kadar da kolay bir iş değildir. Zil zurna sarhoş olmaları riskinin yanında, mavi sıvılı android insanların onları durdurmaya çalışmaları gibi bir durum da vardır. Bu androidlerin “bira çok leş, viski daha iyi” diyen arkadaşlardan, soğuk bira satmayan dükkanlardan, alkolsüz biradan farkı yoktur. Fakat Gary King şerbetçiotunu çiğneyerek yemiş adamdır. Kendisi bir metalci olduğu için, “the golden mile”ı başarıyla tamamlar.

Bizimkiler: Sosyal alkolik, pencere kuşu, benim adım Cemil gerçek bir biraseverdir. (Yazarın da kahramanıdır.) Katil’lere kahvaltıya gittiğinde bira istemesi, Cafer’e ekmek yerine düzenli olarak bira siparişi vermesi, Sevim’i bira kokarken öpmeye çalışması, birayı bir mesai olarak görmesi onu biraların efendisi yapar. Biraya gönül vermiş herkesin, Cemil’i ve bira için yaptıklarını bilmesi gerekir. Adına bira yapılırsa, içmeyen dummkopf’tur. Sevim koş, çevir aç değilmiş!

Harry Potter: Bira demişken “butterbeer”a değinmemek olmaz. Büyücü olmanın altın kurallarından biri duvardan geçmek, diğeri de “butterbeer” tüketmektir. Yağ, su ve şekerden yapılan bu bira en çok The Three Broomsticks’te satılır. Tamamen doğal, saf ve sağlıklıdır. Sıcak veya soğuk servis edilebilir. Alkol oranı belli değildir. Quidditch kutlamalarının birinci tercihi, ev cinlerinin hıçkırma sebebidir. İnsan, her şeyi çift görme büyüsüne çarpılmış gibi olur. Bir rivayete göre, “butterbeer” içene hortkuluk bile dokunmazmış.

Yazar hakkında: Semra Uygun

Fantastik sinema ve korku sineması için yeni ve acayip şeyler yaptı. “Korkteyl” programını yazdı ve sundu. “Midnite Movies” grubunu kurdu, korkuyu ötekilerle paylaştı. Semra deli gibi film izliyor, Tür, yıl, oyuncu, yönetmen ayırmaksızın izliyor; abur cuburlarını, dostlarını yanından eksik etmeksizin izliyor. Ama Semra hala doğru filmi bulamadı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir