Arrow 3×05 ‘The Secret Origin of Felicity Smoak’ Bölüm İncelemesi

Arrow’un neredeyse tüm karakterlerini seviyoruz fakat Felicity Smoak’un yeri gerçekten başka. Yapımcılar doğru bir karar vererek Felicity’nin geçmişine odaklanma kararı aldılar ve 3. sezonun hemen başında bizi karakterin geçmişiyle tanıştırdılar. Bu bölümün arka planında fan’lerin yoğun baskısı yatıyor tabii. Hem Arrow izleyicilerinin, hem de bir kısım DC okuyucusunun mütemadi Reddit yakarışları sonucunda Felicity’nin kolej yıllarını ve ailesi ile ilişkisini görmüş olduk. Peki, genel olarak Arrow 3×05 nasıl bir bölümdü? Lafı uzatmadan yorumlarıma geçiyorum.

Kötü bir bölüm değildi kesinlikle fakat beklediğimi tam olarak bulamadım. Sneak Peek’ler ve yayın öncesi tanıtım görsellerinden, Felicity’nin geçmişindeki dramatik değişikliğe seyirci olacağımız kanaatine kapılmıştım. Fakat Goth makyajı, giyim tarzı ve saç rengi dışında Felicity’nin neredeyse aynı Felicity olduğunu gördük. Belki sevgisini göstermek hususunda biraz daha iştahlı ama bildiğimiz naif, sorumluluk sahibi, güzel Felicity. Oysa “hacktivist” Felicity çok daha sert, idealist, cesur ve düşüncesiz olabilirdi. Böylelikle yaşadığı üzücü deneyimin onu ne kadar değiştirdiği ve hayatında nelere mal olduğunu görmek biraz daha güçlü bir dramatik etki yaratırdı. Kısmet değilmiş.

Arrow 3x05 1

Karaktere can veren Emily Bett Rickards olmasa bu kadar sever miydik bilmiyorum, fakat bu dizinin en büyük silahlarından biri Felicity Smoak gerçekten. Giyim tarzından, kendi kendine konuşmalarına, incinmiş hallerinden, pür neşesine kadar her dakikasıyla yaşayan, çok katmanlı ve zengin bir oyunculuk sunuyor Emily Bett Rickards. Neyse ki Arrow oyuncu seçimi hususunda son derece başarılı bir dizi ki ne Stephen Amell (Oliver Queen), ne de David Ramsey (John Diggle) Rickards’ın oyunculuğu karşısında hiçbir zaman ezilmiyor. Aynı şeyi Colton Haynes (Roy Harper) için söyleyemeyeceğim fakat belki alışkanlıktan, belki de varoluşu şimdilik, Thea Queen karakterinden fazlasını etkilemediğinden o da gözüme çok batmıyor. Diziye yeni katılan Brandon Routh (Ray Palmer) Felicity’den giderek daha çok etkilenen zengin ve dahi girişimci rolünü çok iyi götürüyor; fakat “Olicity” tutkunları için ne Ray Palmer, ne de Barry Allen (Flash) yeterince iyi bir sevgili adayı değil. Umarım sevgililik müessesesinde bir türlü yüzü gülmemiş olan Felicity bir an önce izdivaç eder ve hak ettiği mutluluğu yakalar. Bu kıza müzmin bekârlık hiç yakışmıyor.

Madem Felicity’nin sorunlu aşk hayatına geldi konu, bu bölümün tarihin tozlu sayfalarından çıkıp gelen kötüsü Cooper’dan da bahsedelim. Felicity’i korumak için suçu üstlenerek, kendisini mahkûm ettiren Cooper’ın NSA’de 5 sene geçirdikten sonra bu hale gelmiş olması, açıkçası bana çok mantıklı gelmedi. Hayır, biz parayı görünce sosyalist söylemlerini köşe yazılarına gömen çok tatlı su solcusu gördük ama öğrenci borçlarını silmek gibi idealist bir söyleve sahip olan Cooper’ın para için ilk aşkı Felicity Smoak’u öldürmeye çalışmasına öyle kolay inanamayız. Eski kasa Mini Cooper’ın gerekçesini para yerine, Smoak’u kıskanması ya da kader kurbanı haline gelmesi olarak belirleseler, çok daha inandırıcı, sağlam bir hikâye olurdu. Ama nasıl olsa Felicity Smoak, ne yapsak izlenir diye düşünüp fazla üstüne eğilmediler sanırım.

Arrow 3x05 3

Bölümün bir başka zayıf yönü, yine aşırı derecede özensiz olan aksiyon sekanslarıydı. Arrow bu konuda çok tutarsız bir dizi. Bazı sahnelerin ve dövüş koreografilerinin gerçekten üstesinden çok iyi geliyorlar, bazılarını da bu bölümde gördüğümüz gibi son derece üstün körü, hatta aptalca yapıyorlar. O harekete duyarlı, lazer sensörlü turret’ların Arrow’la olan imtihanı neydi öyle? Turret’lar “So am I!” deyince mi harekete geçiyor? Hedefi algılamak için gökten vahiy mi inmesini bekliyor? Ya da turret’ları bir kenara bırakıp Cooper’ın aptalca aksiyonlarını ele alalım. Neden öldürmek için gerine gerine ağzına silah dayadığın Felicity’nin kelepçesini çözüyorsun? Arrow turret’larla kapışırken neden ateş etmiyor ya da fırsattan istifade kaçmaya çalışmıyorsun? Farkındaysanız bir okla, roketatarın gövdesini delebilen Roy’dan ya da tek tabancayla ortama dalıp, otomatik silahlı adamları “YUMRUKLA” etkisiz hale getiren Diggle’dan bahsetmedim bile. Yapımcıların bazen depresyona girdiğini düşünüyorum. Başka türlü bu kadar özensiz bir şey çekmek mümkün değil çünkü.

Velhasıl duygusal anne-kız diyaloglarıyla, Felicity’nin geçmişine yolculuk ettiğimiz çerezlik bir bölüm oldu bu. 1995 yapımı Hackers’tan fırlamış “süper virüs” sahneleri, saçma sapan aksiyon sekansları ya da üç sezondur bitmek bilmeyen “Captain Lance & Laurel Lance” trip kombosu ve “Oliver Queen & Thea Queen” trip salvosu için Felicity Smoak’un hakkını vermeyecek değiliz. Bu kızın bizde 40 yıl hatırı var artık. Çok fazla şey beklemeden izlerseniz, zevk alabileceğiniz bu bölüme veda ettik ve önümüzdeki haftanın Arrow bölümünü beklemeye başladık. Bakalım son sahnedeki büyük sürpriz göründüğü gibi mi çıkacak? Harper’ın bu kadar yorgun olmasının altında korkunç bir sır mı yatıyor yoksa bu da başka bir şaşırtmaca mı, yakında öğreneceğiz.

Herkese iyi seyirler.

Not: Felicity’nin annesini canlandıran Charlotte Ross ne kadar Emma Stone’u andırıyordu öyle? Adeta paralel evrenden gelmiş bir Gwen Stacy fakat dehasını bu evrende kızı Felicity’e devretmiş.

Yazar hakkında: Emel Bilge Çınar

1985 yılında İstanbul’da doğdu. İlk sinema deneyimi Jurassic Park olmuştur. Animasyon ve VFX alanında eğitim almak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Türkiye’ye döndükten sonra 3 yıl boyunca Post Producer olarak çalıştı. Bugünlerde bağımsız olarak 3D animasyon ve oyun yapımı üzerinde emek harcıyor. 2009′dan bu yana çeşitli mecralarda sinema ve TV üzerine yazılar yazmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir