At The Earth’s Core / Arzın Merkezine Seyahat (1976)

“Edgar Rice Burroughs’un Nobel ödüllü Mars serisi kitaplarından Warlord of Mars üzerine neden hiç film çevrilmemiştir diye hep merak etmişimdir; ama eski oyunculardan Doug McClure ve ondan da eski Peter Cushing‘in, Burroughs’un dünya gezegeninin merkezindeki hayali kenti Pellucidar’da yaptıkları bu soytarılıkları gördükten sonra, John Carter karakterinin ve onun büyük kahramanlıklarının, okuduklarımdan zayıf hayal gücümle canlandırabildiğim kadarının zihnimin bir yerlerinde hala canlı kalmış olması gerçekten içime su serpti.

Öteki Sinema için çeviren: Mahmut Akıncıoğlu

Edgar Rice Burroughs’un okumaya doyamadığım kitaplarının bu beyaz perde uyarlaması, bana televizyonlarda cumartesi sabahları yayınlanan sıkıcı aksiyon şovlarını anımsatıyor; Land of the Lost gibi ya da, Day of our Lives’in Mike Horton ve çatlak ailesi ile, Sleestak’lar arasındaki mücadelelerinin yer aldığı eğlenceli karelerinin çıkartılmış versiyonu gibi.

Ucuz setler (çekimleri bari gerçek mağaralarda yapsalarmış), misinaların ucunda oradan oraya uçuşan uyduruk yaratıklar (misinaların görünmesini engellemek için hiç çaba göstermemişler gerçekten), Alacakaranlık Kuşağı’nın bir bölümündekilerin, inandırıcılıktan çok uzak bir versiyonu diyebileceğimiz domuz kafalı insanlar; ancak onlardan farklı olarak bu filmdeki zavallılar, hayatımda gördüğüm en çirkin favorilere sahipler.

Ama hakkını yemeyelim; en azından bu film, aklımı uzun zamandır meşgul eden “Kraliçe Viktorya dönemi İngiltere’sinde insanlar düşük bel pantolon giyiyorlar mıydı ?” sorusuna yanıt vermiş oldu. Filmi izlerken yanıtın “Evet” olduğunu görmemin yanı sıra, Doug McClure‘un pantolonunu gördüğümde, bu kurnaz İngilizler’in Rugby ve Atom Teorisi gibi şeyleri icat etmenin yanı sıra, Parlayan Pantolon gibi mucizevi bir buluşa da öncülük etmiş olduklarını, yine bu film sayesinde öğrenmiş oldum…

Olaylar İngiltere’de, Galler’in bir yerlerinde; hani şu İngilizlerin, dönemin popülaritesini arttırmak için düzenledikleri tuhaf ve akıl almaz yarışmalardan biri esnasında başlıyor…

Yarışmaya, kahramanlarımız Dr. Abnet Perry (Peter Cushing) ve David Innes (Doug McClure), adını “Mekanik Katır” veya ona benzer bir şey koydukları, yeri matkap gibi delmeye yarayan bir araçla katılıyorlar. İki kafadar bu araçla, Galler’in dev dağlarını delip (bu Galler, Tibet yakınlarında bir yerdi, değil mi?) diğer tarafa geçmeye çalışırlarken, peşlerinden gelen bir konvoy kendilerine eşlik ediyor. Ancak bir şeyler ters gidiyor ve komik araçlarının hayali göstergeleri, dağın diğer tarafından çıkmaları gerekirken, yeryüzünün derinliklerine doğru ilerlediklerini gösteriyor!

Star Trek’lerde bolca gördüğümüz “gemi tehlikede !” aksiyonlarındaki gibi, sirenler çalıyor, ışıklar yanıp sönmeye başlıyor, oyuncularımız terler döküyor ve araç çok kasisli bir yolda ilerliyor gibi kendilerini kabinin içinde bir taraftan diğerine atıyorlar ve sonunda büyük bir patırtıyla (ama ekranda hafif bir dokunuş görüyoruz) dünyanın merkezinde duruyorlar.

Kahramanlarımız sarsılmış ama gayet sakin bir halde, bu Gal’li dağı delmek niye bu kadar sarsıntılı bir yolculuğa döndü acaba diye etrafa bakınmak için dışarı çıkıyorlar. Aracın dışına çıkıp etraftaki sahte görünümlü bitkileri, tuhaf ışıklandırmayı ve alelacele boyanmış gibi görünen arka planı görünce şaşkınlıktan donakalıyorlar. Bu garip dünyada, kerestecilikle iştigal eden fiberglas yaratıkların yaşadığını görüp iyice telaşa kapılıyorlar. Bu ayakta bile zor duran, yavaş hareketlerle etrafta gezinen zavallı yaratıkların olduğu yerden çığlıklar atarak kaçarlarken, kendilerini domuz kafalı insanlara (resmi adları: Sagot’lar) yakalatmayı başarıyorlar. Kendileri gibi tutsak edilmiş binbir türden Pellucidar sakininin arasında, sevimli ve bir o kadar da ağır makyajıyla Prenses Dia’yı (Caroline Munro) da görüyoruz. Pellucidar kenti, Mahar’lar denilen, aptal görünümlü kanatlı bir dinozor ırkı tarafından yönetilirken, Prenses Dia’nın neyin prensesi olduğunu bir türlü anlayamadım. Ama tasarımında oldukça tutumlu davranılmış olan deri kıyafeti sayesinde, çevresindeki insanlar üzerinde bir prenses otoritesine sahip olduğunu söyleyebilirim; hatta bizim 75’lik Doug McClure prensesi gördüğü anda gözleri yerinden oynayıp, Pellucidar’ı bu korkunç pençelere sahip pis kokulu dinozor kuşlardan kurtarmaya ant içmiş bir gönüllü gibi bakmaya başlıyor.

Tutsakların arasında kaygan, jelimsi vücuduyla Düzenbaz Hoojah, çevirdiği türlü hile ve entrikalarla herkesi bıkıp usandıran bir karakter olarak ön plana çıkıyor. (Bu insanlar, domuz kafalı Sagot’lar ve onların efendileri Mahar’lar tarafından esir alınmış olmak gibi ortak bir kaderi paylaşırken, bir yandan da birbirlerinin kuyusunu kazacak vakti nereden bulabiliyorlar anlamıyorum). Düzenbaz Hoojah’ın, Prenses Dia’yı taciz ettiğini gören David Innes, (Doug McClure) duruma hemen müdahale edip Hoojah’ı bir güzel pataklar ama prenses, Innes’ın yaptığı bu şövalyece harekete karşılık teşekkür etmek yerine çılgına dönüp kendisini azarlamaya başlar. Uzun zamandır tutsak bulunanlardan birisi, kahramanlarımıza hemen Pellucidar adetlerinden konuyla ilgili olanını aktarır; bir kız uğruna yapılan dövüşün galibi, o kızın sahibi olur ve ayrıca o kızın kendilerinin olmasını isteyen tüm diğer erkekleri de öldürmek zorundadır.

Söz konusu Prenses Dia olunca, bu iş pek kolay olmayacaktır. Düzenbaz Hoojah, Dia’ya sahip olmak isteyen Çirkin Jubal adında biri için çalışmaktadır ve Jubal durumu fark ettiğinde, Innes’ı doğduğuna pişman edecektir. Ancak Mahar’lar tarafından bilinmez bir kadere doğru götürüldüklerinin bilincinde olan Innes ve Perry, bu tip uğursuz haberleri, bulundukları anın koşulları altında daha az acil bir sorun olarak düşünüp pek de umursamazlar.

Innes, Perry ve diğer tutsaklar madenlerden aşağıya doğru götürülürler. Mahar’ların yaşadığı bölgeye vardıklarında, Sagot’lar tarafından yapacakları işlere göre gruplara ayrılırlar. Mahar’lar sahip oldukları zihinsel güçlerle, tutsakların gözlerinin içine uzun uzun bakarak, arka plandaki tuhaf müzik eşliğinde tutsakları hipnotize eder ve tutsaklar bu işlemden sonra gözlerinde yeşil bir parıltıyla, kendilerine söylenenleri harfiyen yapmaya başlar.

Innes ve Perry ayrı gruplara düşmüştür. Perry, Mahar Kütüphanesi’nde çalışmaya başlar; burada günlerini kitapların çevirilerini yapmak ve bazı çalışmaları kopyalamakla geçirirken, bir yandan da İngiliz açıkgözlülüğünü gösterip, Pellucidar’ın kadim hiyeroglif yazıtlarını deşifre etmeye başlar.

Perry kütüphanecilik oynayıp, Mahar magazinlerindeki bazı karanlık dipnotları çözedursun; Innes madenlerin derinliklerine gönderilen bir gruba düşer ve taş kırmak, lav çukurlarına çerçöp dökmek gibi ağır işlerde çalışmaya ve bir yandan da bu cehennemden kaçmanın yollarını aramaya başlar.

Innes kirişi kırıp Perry’ye ulaştığında Perry, Mahar’lar hakkında bazı ilginç bilgilere ulaşmıştır. Perry’nin keşfettiğine göre Mahar’ların hepsi, lav çukurunun ortasındaki yumurtaya benzer bir şeyden çıkmışlardır. Dışarı çıktıklarında Innes, Çirkin Jabal’la dövüşmek zorunda kalır ve dövüş alanındaki gaz püskürten mantarların yardımıyla Jabal’ı haklar. Kahramanlarımız bir ayaklanma başlatmıştır; Perry herkese ok ve yayın nasıl kullanılacağı öğreterek, tutsakları finaldeki kurtuluş mücadelesine hazırlamaya başlar. Ve nihayet finalde, gayet sönük bir ayaklanma gerçekleştirilir ve mutlu sona ulaşılır. Ardından kahramanlarımızın aracı tamir edilip, geri dönüş yolculuğuna hazır hale getirilir. Bu arada Innes ve Perry’nin, dönüş yolculuğu için giydikleri yepyeni elbiseleri hangi Pellucidar mağazasından, hangi arada aldıklarını sormayın.

McClure, kendisinden bekleneceği üzere gayet aptalca ve çocukça bir performans sergilemiş; ancak Peter Cushing’ten böylesine kötü bir performans beklemezdim. The Blood Beast Terror ve The Satanic Rites of Dracula gibi uyduruk filmleri, oyunculuğuyla izlenilebilir birer film haline getirmiş biri olan Cushing’in bu filmdeki zayıf performansı tam bir fiyasko. Hırslı, idealist bir bilim adamı rolünü; akşam olsa da uyusak der gibi bakan bir ihtiyar gibi oynamış olan Cushing, bu filmde beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattı.

Filmdeki her şey çok ucuz görünüyor; fantastik bir bilim-kurgu filmi için gerekli birçok öğe eksik. Diğer yandan, bir bilim-kurgu filmi değil de absürd bir komedi filmi diye izleseniz de yine birçok öğe eksik kalıyor. Filme, McClure’un oraya buraya koşturup, ona buna saldırıp üstünü başını paralaması, domuz kafalı Sagot’lar ve kanatlı dinozor Mahar’lardan daha fazlası; mesela insan yiyen bitkiler, daha ilginç yaratıklar, gizemli kayıp şehirler, daha egzotik kadınlar ve belki biraz da kılıç oyunu katılarak, bu beceriksizce yapılmış acemi sirk gösterisi biraz daha izlenebilir bir hale gelebilirdi.

Murat Tolga’nın eki: Doug Mcclure yada filmleri hakkında internet ortamında yerli içerik bulmak neredeyse imkansız. 1995 yılında, 60 yaşında iken Kanser’den kaybettiğimiz aktörü son olarak “Maverick” adlı Mel Gibson filminde izledik. (son büyük filmi demek daha doğru olur. Son filmi: “One West Waikiki”) Firebird 2015 AD (1981), Humanoids from the Deep (1980), Warlords of Atlantis (1978) The People That Time Forgot (1977), The Land That Time Forgot gibi 70′lerin ilginç fantastik filmlerinde oynamış fakat itici ingiliz tarzı ve soğuk esprileri ile B film Hayranlarının nefretle karışık sevgisini kazanmıştır.

Doug Mcclure filmlerini TRT televizyonu 80′ler boyunca nadiren de olsa gösterdi. (Özellikle “Warlord Of Atlantis”) fakat bunun dışında herhangi bir yerde izleme imkanı bulamadım. eğer torrent kullanıcısı iseniz Aktör’ün pek çok filmini “Karagarga”ya da Cinemageddon’da bulabilirsiniz. Açıkcası ben Mcclure ve filmleri hakkında, bunları çok küçük yaşlarda seyretmiş olmanın da verdiği anısal değeri ile Kevin Konnor kadar acımasız düşünmüyorum. Herşeye rağmen kendisi ve filmleri Bilimkurgu ve B filmi hayranı kişilerin mutlaka görmesi gerekli eğlenceli işlerdir. Ayrıca Peter Cushing sadece bu filmde değil, neredeyse tüm yaşlılık döneminde giderek düşen bir performans gösterdi. O sebeple çok da şaşırmamak lazım. :)

Orjinal yazı: www.mosterhunter.com sitesi için Kevin Konnor incelemesi

link :http://monsterhunter.coldfusionvideo.com/AtEarthCore.html

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir yorum var

  1. Ingiltere’nin fantastik sinemasini inceleyen bir kitapta bu iki dev gergedanin kavga ederken bir fotografini gordugumu hatirliyorum. Altinda soyle yaziyordu:
    “Two unconvincing monsters battle at The Earth’s Core”

    ahahahah hala aklima gelince gulerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: