Karanlık Sular (1993)

Zifîri karanlığın ürperticiliği ve görüntüye paralel efektler… Nefesleri kesen bir sahne; Anlamlı bakışlarının yan­sıttığı kadarıyla asil bir orta yaş kadını… Gecenin görün­meyen bir yüzünde soluk soluğa taş merdivenlerden inerken, yine aynı ritmdeki ayak seslerini duyar. Yüzü beyazın en beyazına kesilir, gözleri dehşetle açılır, boğazı düğümlenir bu gizemi hissettiğinde… Siyah ayakkabılı esraren­giz adam hâlâ peşini bırakmamıştır. Korku yüklü yüzü, kocaman olmuş gözleri bir anda dev ekranı kaplar kameranın genelden ayrıntı planına ustaca geçişiyle… Kadın son gücüyle koşarak kaybolur merdivenlerin bitiminde… Soru işaretleriyle dolu siyah bir boşluk kalmıştır geriye… Sürekliliğin bir başka sahnesinde bir vampir görülür bir yerlerde… Karanlık, hep karanlıktır sular… Dirimle yitim ara­sında…

Devamını oku

Maymunlar Cehennemi / Efsane Nasıl Başladı?

Yazan: Konuk Yazar 06 Mart 2010  
Kategori: Kavram - Kuram

Yazarı dahil hiç kimsenin çok parlak bulmadığı bir Fransız romanı sinemanın kült klasiklerinden birine nasıl dönüştü? 1967 yapımı ilk filmin ortaya çıkış hikayesi…

“Maymunlar Cehennemi” ya da orijinal adıyla “La Planete Des Singes” macerası hayvanat bahçesine bir geziyle başladı. Maymun­lar bölümünün sakinlerini çok ilgi çekici bulan Fransız romancı Pierre Boulle şöyle hatırlıyor o günü: “Gorilleri seyrediyordum. Bir­denbire hareketlerinin ne kadar insana benzediğini farkettim. Bu beni insanlarla maymunlar hakkında düşünmeye ve aralarında bir ilişki hayal etmeye götürdü.

Böylece Boulle “La Planete Des Singes”i yazdı. Yazarın en zayıf iş­lerinden biri olarak gördüğü ve “Benim için sadece hoş bir fantezi” diye tanımladığı kitap çok başarılı oldu. Bu arada eski bir yayıncı olan yapımcı Arthur P. Jacobs da yeni bir proje arayışı içindeydi. Kendi deyimiyle “King Kong türü bir şeydi” aradığı ama aynı za­manda farklı olmalıydı. “Maymunlar Cehennemi” hiç kolay bir pro­jeye benzemiyordu ama o dâ iddialı bir şey istiyordu zaten. Vakit geçirmeden kitabın haklarım satm aldı. Engeller ve hayalkırıklıklarıyla dolu üç buçuk yıllık o sancılı süreç böyle başladı işte. önce bir senaryo yazılması gerekiyordu. “Twilight Zone/Alacakaranlık Ku­şağının yaratıcısı Rod Sterling bir buçuk yıl çalışarak 30′dan fazla taslak çıkardı. Bunların çoğunda maymunların dünyası, otomobille­ri ve beş yıldızlı otelleriyle modern dünyanın aynısıydı neredeyse. Devamını oku

The Terminator: Her şey bir kâbusla başladı.

Yazan: Konuk Yazar 02 Şubat 2010  
Kategori: Kavram - Kuram

Bilimkurgu, korku ya da fantastik türlerindeki en uçuk filmler bile aslında günümüze ve yaşadığımız hayata dair bir şeyler söyler. İster milyonlarca yıl sonraki gelecekte geçen bir macerayı, ister cehennemin en kuytu köşelerinden çıkagelen bir zebaninin dehşetini, isterse de hiç var olmamış bir dünyada var olmamış ırkların mücadelesini anlatsın, her film yaşamın basit ya da karmaşık olay ve olgularından doğar. Çünkü gerçeklikten tümüyle kaçmak imkânsızdır, asıl mesele gerçekliğin ne olduğudur.

Devamını oku

Porno’dan Mugler’a

Yazan: Konuk Yazar 30 Ocak 2010  
Kategori: Kavram - Kuram

Traci Lords...
Rüyalarının kadınına el altından satılan ucuz porno dergilerinden birinde rastlayan o şairin adını anımsamıyorum şimdi, ama o kadın Nora Kuzma olmalı. Nora, ya da pornolardaki adıyla Traci Lords.

Demir işçisi babasını terkederek daha 16 yaşında sahte kimlikle girdiği porno marotonundan, ensesindeki FBI nefesiyle Avrupa’ya kaçış, oradan John Waters’ın Iggy Pop’lu, Mink Stole’lu Cry Baby’sindeki ironik bakire rölüyle tekrar yeraltına giriş. Ve sonunda Thierry Mugler’ın post-Barbarella giysileriyle Vouge sayfaları. Barbarella bu kez Roger Vadim’in değil, Russ Meyer’in.

Tek filmde kullanılan üç kamera ve sonuçta ortaya çıkan beş film. İşte Lords’un pornoları böyle oluşmuş. FBI, küçük yaşta çevirdiği için “Talk Dirty To Me III”, “New Wave Hooker” ya da “Deep Inside Traci’ gibi başyapıtlarını videoculardan kaldırmış, ama burada bile el altından bulunabilir. Onun, Los Angeles’dan Paris’e yaptığı zoraki gezi sırasında çevirdiği ‘Traci, J’Taime’i seyrettiğimde dört kişiye karşı sadece dudaklarını kullanıyordu. Boyalı saçlarının dört Fransız arasında gezindiği günlerden hemen sonra B-filmlerin unutulmaz yönetmeni Roger Corman’dan aldığı teklifle, bilimkurgu klasiği ‘Not This Earth’ün yeni çevrimindeki genç kurban rolüne soyundu.

Daha sonra Waters’ın Anarko/Punk oyuncu kolajına ‘Cry Baby’ ile katıldı. Filmografisi boyunca transseksüel Divine’dan, Punk’ın büyükannesi Debbie Harry’e, eşcinsel klüplerden topladığı dansörlerden, terörist Patty Hearst’e dek her tür marjinalle çalışan Waters için Lords’un ‘background’u hiç de önemli değil.

Lords, Deep Throat’ın efsanevi Linda Lovelace’si, ‘The Devil in Miss Jones’un Georgina Spelvin’ı gibi porno sinemasının kilometre taşlarından biri.

Videodreamproject

Reblog this post [with Zemanta]

Moon Child (2003)

“Eğer benim gerçekten ne hissettiğimi bilseydin yıllar önce sana sunduğum şeyi inan kabul etmezdin”

1999′un son saatlerinde tuhaf bir ikili karanlık sokaklarda polisten kaçmaktadırlar. İçlerinde yaralı olan diğerine, onu bırakmasını, artık yaşamaktan sıkıldığını bu yüzden “vazgeçtiğini” söyler. Diğeri her ne kadar bunu kabullenemese de ertesi sabaha karşı artık tek kişi kalmıştır: İsminin Kei olduğunu öğreniriz. Onun artık ne yaşamaya ne de ölmeye cesareti kalmamıştır. Bir köşeye sinip unutulup çürümeye bırakır kendini.

Yıllar sonra… Global bir ekonomik krizden sonra dünya ard arda gelen iç savaşlarla parçalanmış, Güney Asya’da düzen tamamen çökmüştür. Japonya’yı terketmek zorunda kalan mülteciler hayat düzeyi yüksek hiçbir yere gidemediklerinden, geri de dönemediklerinden Mallupa adlı bir “serbest bölge” ‘de Çinliler ve başka ülkelerden gelen insanlarla birlikte zor koşullar altında yaşamaya başlarlar. Dejenere bir süreç vardır ve silahı olan hayatta kalıp karnını doyurabilmektedir. Devamını oku