1920′ler

B-film kavramı özgün olarak düşük çekim bütçeli ve reklam-dağıtım harcaması yapmaksızın, özellikle Hollywood’un altın çağında iki film birden kuşaklarında izleyici ile buluşan sinema filmlerine gönderme yapar. Her ne kadar 1950’ler sonrasında iki film birden geneleği ortadan kalkmış olsa da b-film kavramı “Arthouse” ve “Pornografik” filmler dışında tüm düşük bütçeli ticari filmleri kapsayan geniş bir anlamda kullanılmaya devam edilmiştir. Hollywood “Altın Çağ”ı sonrasında kavramın kullanılışında ortaya çıkan bir belirsizlik dikkat çeker: Bir taraftan birçok b-film üst düzeyde zanaatçılık ve estetik yaratıcılık sergilerken; diğer taraftan birçok ucuz film özellikle cinsel şehveti istismar ederek başarılı olmaya çalışmaktadır.

Her iki kullanımda da b-filmleri belirli türleri temsil eder. Örnek olarak Hollywood’un altın çağlarında b-film deyince akla Western filmler gelirken, 1950’lerde düşük bütçeli bilim-kurgu ve korku filmleri popüler hale gelmiştir. Erken dönem b-filmleri genellikle belli bir yıldızının aynı karakteri canlandırdığı seriler olarak kendini göstermiştir. Genellikle aynı perdeyi paylaştıkları büyük yapımlardan daha kısadırlar, çoğunun uzunluğu 70 dakikadan daha fazla değildir. Genel olarak b-filmlerin yüksek bütçeli yapımlardan daha değersiz olduğu algısı yaygındır. Bağımsız b-filmler eleştirmenler tarafından görmezden gelinir. B-filmler halihazırda genellikle birbirine gönderme yaparlar. Ama seriler eskiye nazaran çok daha azdır. Normal filmlerin sürelerinin uzaması ile birlikte b-filmlerde de aynı durumun meydana geldiği görülmektedir. Mevcut kullanımıyla b-film kavramı birbiriyle çelişen iki temel anlama sahiptir: Sanatsal tutkuları çok az olan film türü ve pahalı projelerin, ciddi bağımsız yapımların üzerindeki zorlamalardan uzak, enerji ve yaşam dolu filmler.

İlk ortaya çıktıklarından bugüne kadar b-filmler profesyonel oyunculuk kariyerine ulaşmaya çalışan ve kariyerleri solmaya başlamış olan birçok yıldıza olanaklar sağlamıştır. Büyük film ustaları Anthony Mann ve Jonathan Demme yeteneklerini b-filmlerde kazanmışlardır. B-filmler John Wayne ve Jack Nicholson gibi aktörlerin ortaya çıktığı ve Vincent Price and Karen Black gibi eski film yıldızlarının sinemada yer almayı sürdürdüğü yerlerdir. Béla Lugosi ve Pam Grier gibi bazı artistler kariyerlerinin çok büyük bir kısmını b-filmlerde geçirmişlerdir.

B Sinemanın Kökenleri: 1920’ler

B-film kavramının (b-film veya b-sinema) 1930’lardan önce genel olarak kullanılıp, kullanılmadığı açık bir şekilde belli değildir. Ancak benzer bir kavramın bu dönemde kullanıldığı görülmektedir. 1927-28 yılında, yani sesli filmlerin ortaya çıkası ile birlikte büyük Hollywood stüdyolarının ortalama üretim maliyetleri Fox için $ 190.000, MGM için ise ortalama $ 275. 000 kadardır. Ek masraflarla birlikte bu ortalama maliyet bir milyon dolara kadar yükselirken, “hızlı yapılan filmler” ortalama $ 50.000 maliyete sahiptirler. Bu dönemde çekilmeye başlayan ucuz filmler büyük stüdyolara iki büyük yapım arasında sahip olduğu imkanlardan ve sözleşmeli personelden maksimum değer elde etme şansını tanımaktadır. Söz konusu dönemde film endüstrisinin küçük aktörleri olan Columbia Pictures ve Film Booking Offices of America (FBO) açık bir şekilde bu tarz ucuz filmlere odaklandılar. Bu filmler göreli olarak kısa süreli, büyük şehirlerden ziyade küçük kasabalardaki, insanların aynı zamanda toplanma yeri olarak da kullandığı küçük sinemalarda yayınlanmak için hazırlanan filmlerdi. Bunun yanı sıra “Powerty Row (sefalet yığını)” adı verilen küçük stüdyolar (Ç.N. bu stüdyolar 1950’lerin ortasına kadar Los Angeles’ta Gower Gulch olarak adlandırılan Sunset Bulvarı ve Gower Street’in kesiştiği yerde bulunan, genellikle kısa ömürlü stüdyolardır) tarafından maliyetler 3000$’a kadar düşürülüp hazırlanan filmler büyük yapımlardan arta kalan zamanlarda kendilerine perde bulmaya çalışıyorlardı.

1929’da sesli sinemanın Amerika’da yaygınlaşması ile birlikte birçok bağımsız salon o döneme kadar baskın olan film öncesi canlı gösteriler, kısa filmler sergileme geleneğini değiştirme ihtiyacı duydular. Daha sonraları standartlaşan ve “iki film birden” geleneğine evrilen yeni bir izlence kültürü oluşmaya başladı: Programda öncelikle bir haber yayını ve ardından kısa bir film veya çizgifilm gösteriliyordu. “İki film birden” geleneğinin ortaya çıkmasının temel nedeni düşük bütçeli ikinci bir film yayınlamanın uzun sürmesine rağmen maliyetinin ardarada birçok kısa film göstermekten daha ucuza gelmesiydi.

Büyük firmalar kendilerine bağlı sinema salonlarının bağımsız yapımları sadece belirili sınırlar ve kurallar dahilinde yayınlamalarına izin veriyordu. İki film birden, ya da ikinci bir film, sadece niceliği geliştirmek, yani salonda geçirilen süreyi uzatmak, için kullanılabiliyordu. Bunun yanısıra ikinci film izlenceye bir denge verecek şekilde seçiliyor, potansiyel izleyicinin beklentilerinin ötesinde olan; ancak ilgisini çekebilecek değişik türlerin bir arada sunulmasını sağlamak için kullanılıyordu. 1920’lerin düşük bütçeli filmleri böylece iki film birden kuşağının ikinci filmi konumuna, Hollywod’un altın çağı’nın b-filmleri sınıfına, evrildiler.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>