Baghead (2008)

Duplass kardeşlerin ikinci filmi Baghead, korku filmi severlerin beğenebileceği, fakat kelimenin tam anlamıyla bir korku filmi olarak tanımlamaktan imtina edilmesi gereken bir film. Bir önceki uzun metrajlı filmleri the Puffy Chair’deki minimalist aile filmi havasını devam ettirdikleri Baghead’de aktör olan, ya da olmaya çalışan ikisi kadın ikisi erkek dört arkadaşın hikayesi anlatılıyor. Filmin başında bir bağımsız film gösterimine giden Nick, Chad, Katherine ve Michelle, birkaç kadehten sonra, kendilerinin de bir bağımsız bir film yaparak şöhret sahibi olabileceklerini düşünerek kendilerini bir arkadaşlarının ormandaki kulübesine atıyorlar. Amaç bir senaryo yazmak, ama tabii kimilerinin başka saikleri de var.

Chad Michelle’le yatabilmeyi, Michelle Nick’le yatabilmeyi, Katherine de eski sevgilisi olan Nick’i yeniden elde edebilmeyi umuyor. Dörtlü arasında öyle yüzleşmeler ve konuşmalar geçiyor ki, gözlerinizi kısıp dişlerinizi sıkmaktan kendinizi alamıyorsunuz zaman zaman. Bir yandan da gülmekten karnınız ağrıyor. Kadın erkek ilişkilerinin doğası üzerine ilginç şeyler söylüyor Baghead.

Michelle ziyadesiyle sarhoş oldukları bir gece, rüyasında kafasında kese kağıdı olan bir adamın kendisini izlediğini görüp bunu diğerlerine anlatınca, Nick bundan iyi bir film senaryosu çıkacağını düşünüyor ve bir korku filmi yapmaya karar veriyorlar. Konu rol dağılımına gelince ekibin arasındaki cinsel gerilim yine devreye giriyor. Kıskançlık, kavgalar derken kese kağıtlı sapığın rüya değil gerçek olma ihtimali ortaya çıkıyor ve heyecan yükseliyor.

Dijital bir kamerayla ve küçük bir teknik ekiple çekilen film, hareketli kamera üslubuyla ve doğaçlama oldukları intibasını bırakan oyunculuklarıyla bir belgesel havası uyandırıyor. Film içinde film olma özelliği gösteren, film yapmak hakkında bir film olan Baghead, bu açıdan Todd Solondz’un Storytelling filmini hatırlatıyor. Neyin gerçek neyin film/kurmaca olduğu sorgulanıyor. Ayrıca, bağımsız film yapma pratiklerine de oyunbaz bir eleştiri getiriyor. Filmin başında gördüğümüz bağımsız filmin yönetmeni, alkışlar eşliğinde Hollywood’a iyi bir film çekmek için milyonlara ihtiyaç olmadığını göstermekten bahsediyor. Fakat öte yandan Duplass kardeşler, bu söylemin de artık klişeleşmeye başladığını, bağımsız filmlerin de kendi formüllerini ürettiğini, bir endüstri haline gelmeye başladıklarını gözümüze sokuyorlar. Tabii böylece bir bakıma kendi filmleriyle de dalgalarını geçmiş oluyorlar.

Öteki Sinema için yazan: Can Yalçınkaya

Yazar hakkında: Can Yalçınkaya

Müzmin öğrenci, Punk Akademik. Avustralya'da yaşıyor ve Türk sineması ve popüler müziğinde melankoli üzerine çalışıyor. Çizgi romanlar, filmler, kitaplar, fanzinler ve saireyle haşır neşir olmayı, yazmayı ve çizmeyi seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir