Batman: The Animated Series (1992-1995)

“I am vengeance. I am the night. I am Batman”

Batman, Scarecrow’un sinir gazına maruz kaldıktan sonra, öldürülmüş olan ailesi tarafından yüz karası olarak görüldüğüne dair endişeleri depreşmiştir. Öykü boyunca onu yiyip bitiren bu olumsuz düşünceler ve halüsinasyonlar Bruce Wayne’i ve Batman kostümü içindeki varlığını oldukça yıpratır. Ama sonunda kendisini, ailesinin güya horladığı Bruce Wayne olarak değil de olumsuz özelliklerinden sıyrılmış kimliği Batman olarak tanımlar ve “Ben bir yüz karası değilim, ben Batman’im!” diye haykırarak bu cendereden kurtulur. Wayne, Scarecrow’u yakaladıktan sonra anne ve babasının mezarını ziyaret eder ve ardından dolunay ışığı altında uzayan Batman gölgesiyle sessizce uzaklaşır. Bu zaman zaman korku, psikolojik gerilim ve yoğun hüzün içeren karanlık aksiyon-drama, cumartesi sabahları çocuk kuşağında yayınlanmış olan Batman: The Animated Series (Batman TAS) bölümlerinden biriydi.

1930’larda mı 2000’lerde mi geçtiği tam anlaşılmayan, koyu tonların baskınlığı içinde şiddet dolu karanlık öyküler izlediğiniz, derinlikli köken hikâyeleri olan kötücül karakterlerin nerdeyse her birini başkahraman kadar sevdiğiniz, çizgi dizilerde asla rastlanmayan orkestra müziklerinin kullanıldığı, aslında basbayağı büyükler için yapılmış gibi gözüken bir çizgi dizinin çocuk kuşağı içinde yayınlanması kolay olacak bir iş değildir. Batman TAS, yapımının üzerinden çeyrek asır geçmesine rağmen bugün hâlâ en iyi çizgi diziler sıralamasında başa oynuyor. Her aşamasındaki titiz çalışmanın karşılığı olan bu başarıya önemli bir katkıyı ise sansüre karşı olan tutumu sağlamıştır.

Bruce Timm, Eric Radomski, Alan Burnett, Tom Ruegger ve Paul Dini bu efsaneyi tasarlayan başkişilerdir. 1992-1995 yılları arasında ilk yayını yapılan Batman TAS, her defasında hayranlıkla izlenen ve iştahınızı kabartıp sizi yeni bölüme hazırlayan müthiş bir jeneriğe sahipti. Farklılığını hemen belli eden “eski” renk paletinin dikkat çektiği karanlık bir gece sahnesi, gergin havada şehri tarayan polis zeplinleri, bir bankayı patlatarak aksiyonu başlatan iki adamın silueti, peşlerine düşen polisle yaşanan kovalamaca, Art Deco diye anılan 1920 ve 30’ların fütürizmini yansıtan Gotham binalarının uzun çarpık gölgeleri, suçluların Batman ile müthiş bir kurguyla verilen dövüşleri, şimşekler çakan kızıl gökyüzü altında şehri gözetleyen Batman imajı ve tüm bu sahne boyunca çalan Danny Elfman’ın muhteşem Batman teması…

Batman TAS, ondan sonra yapılmış tüm süper kahraman çizgi filmlerini etkilemiş, diğer DC çizgi filmlerindeki Batman karakteri için ölçüt oluşturmuştur. Kendisi ise ilhamını Tim Burton’ın Batman (1989) filminden alıyordu. Burton’ın filmindeki Gotham’ın tasarımı, araçlar, binalar ve kostümler yüzyılın ilk yarısını andırırken, kullanılan fütürist teknolojilerin varlığı 60 yıllık bir dönemi kapsayan zamansızlığı içeriyordu. Batman TAS jeneriğinde görülen polis zeplinleri de hem zeplinlerin var olduğu yıllara vurgu yapıyor hem de hiçbir zaman polis tarafından kullanılmamış olan bu araçların verdiği fantastik havayı katıyordu. Renkler ve mekânlar bir başka efsane yapım olan 50 yıl öncesinin Süpermen (1941) çizgi dizisindekilere fazlasıyla benzer ve doğrudan bu yapımın örnek alındığı bellidir. Çizgi filmin etkileyiciliğinde en önemli faktörlerden biri olan arka planlar, çoğunlukla olduğu gibi beyaz kâğıtlar üzerine renkli boyalarla değil siyah kâğıtlar üzerine açık renkler kullanılarak yapılıyordu. Dizinin karanlık yapısının görsel gücü bu seçimle başlamıştır. Batman’in en havalı, en etkileyici duruşları, bakışları, hareketleri, dövüşleri bu yapımdadır.

Yapımcıların Batman filminden esinlendikleri yalnızca atmosfer, yapılar ve kostümler değildi, Batman marşını ve temasını yazmış olan Danny Elfman’ı da dizinin jenerik müziği için ikna etmeyi başarmışlardı. Elfman film için bestelediği Batman temasının başka bir versiyonunu hazırlayarak bugün klasik hale gelen bu jeneriğe büyük bir katkı sağlamıştır. Batman filmini çağrıştıran müzik, “filmi sevenler bunu da sevdi” dedirtir. Bölümlerin müziklerini ise çoğunlukla, Danny Elfman’la da çalışmış olan Shirley Walker hazırlıyordu; kara film müzikleri esin kaynağıydı. Orkestra tarafından çalınarak kaydedilen müzikler, yapımın nasıl da ciddi ve adanmış bir çalışmanın eseri olduğunu gösterir.

Batman’in seslendirme kadrosu ise saymakla bitmeyecek kadar çok ünlü isimden oluşuyordu. En bilinir olan Mark Hamill’in, Joker’in tedirginlik veren neşe, acımasızlık ve coşku dolu delirmiş sesi o kadar başarılıydı ki sırf bu karakterin yansıtılması bile bulunduğu tüm bölümlerin çok beğenilmesine yeter. Batman’in sesi ise Kevin Conroy’a aittir. İlk kez Michael Keaton’ın Batman filminde yaptığı gibi Batman olunca sesini değiştirme numarasını etkili şekilde uygulamış ve Mark Hamill’in Joker için yaptığı gibi Conroy da çizgi filmlerde Batman’in sesi için çıtayı belirlemiştir.

Batman’in, çizgi romandan ve film uyarlamasından farklı olarak Bruce Wayne ile arasındaki fark azaltılmıştır. Bruce Wayne, Batman haline gelmeden de başarılı, saygın, çapkınlığı konuşulsa da sulandırılmayan, beyefendi ve aynı zamanda Batman kadar dikkatli, güçlü, zeki biri olarak yansıtılır. Kasıtlı olarak kendi imajını sıradan ve boş bir milyardermiş gibi göstermeye çalışmaz. Bu benzerlik hiç de yadırgatıcı değildir hatta karakteri kostümü olmadan da havalı halde görmek daha çok sevilmesinde etkili olmuştur.

Batman TAS’ın en önemli keşfi ise Harley Quinn’di. Çizgi dizi için yaratılan bu karakter öyle sevilmiştir ki sonradan çizgi romanlara eklenmiş ve iş, başkarakter olduğu filmlere kadar varmıştır. Joker’in psikiyatristi iken ona âşık olup suç dünyasına atılan, Joker kadar çılgınlaşabilen Harley Quinn, soytarı kostümüyle ölümcül bir sevimliliğe sahiptir. Karakteri seslendiren Arleen Sorkin de onun bazen yaramaz ve çocuksu bazen de acımasız ve sadist karakterini belirlemede önemli bir paya sahiptir.

Her kötü karakterin oluşumu, karanlık tarafa neden ve nasıl geçtikleriyle ilgili köken hikâyeleri, karşılaştıkları trajediler karşısında nasıl yıkımlara uğradıkları ve çıkış yolunu ararken yollarını nasıl şaşırdıklarının gösterilmesi, onları iki boyutlu tipler yerine çok daha değerli ve ciddiye alınan karakterlere çevirmiştir. Örneğin Harvey Dent’in suratının yarısı yanıp da Two-Face haline gelmeden önce de karakterinin ikiyüzlü olduğuna dair bir anlatım yer almıştı. Suratının yanması, içinde zaten var olan canavarı uyandırmış olur. Mr. Freeze de çizgi romanda sakızlardan çıkan bir karikatür gibiyken (Adı orijinalde Mr. Zero idi) Batman TAS onu en karizmatik kötülerden biri haline getirmişti. İlk kez yer aldığı “Heart of Ice” bölümü son derece güçlü bir senaryoya sahiptir. İç karartıcı ve yürek burkan bölümün sonunda, Mr Freeze yakalandı diye sevinmek mümkün değildir. Bunun gibi daha pek çok bölümün sonu melankolik, gizemli, bazen bitmemiş hissi veriyordu. Batman galip geliyordu tabii ama bu her zaman coşkulu ve iyilerin gülüşüp zaferlerini kutladıkları sonlar olmuyordu. Karanlık hava, kötü karakter yakalansa veya yenilse bile sonda da devam ediyordu. Hele ikinci sezonun final jeneriği bu duyguyu doğrudan yansıtır. Shirley Walker’ın bestesi olan bitiş müziği belki biraz abartılı olacak ama seyirciyi bir buz çölünün ortasına bırakıverir.

Yani Batman TAS yetişkinlerin daha kolay benimseyeceği konular ve olay örgüleri kuruyordu. Daha her bölümün başında öykünün adının belirtildiği başlıklar, bazen siyah beyaz bazen renkli ama çoğunluğu kara film başlıklarını anımsatan renkler ve yazı karakterlerinden oluşuyordu. Kara film öyküleri gösteren bir çocuk çizgi filmi mi?!

Çocuklara neyin gösterilip gösterilmemesi gerektiği yıllar boyu tartışılmıştır. Ama çocuklar için belirlenen sansürler ülkelere, kültürlere ve iktidarlara göre değişir durur. Türkiye’de fiziksel şiddet eylemi olarak algılanabilecek şeyler ve tabii ki alkol, sigara, uyuşturucu madde göstermek, kan, ölüm, cinselliğin iması bile olanaksızdır, buna karşın dinsel öğeler kullanmakta bir sorun görülmemektedir. Japonya’da ise çizgi filmlerde şiddet ve ölüm sıradan bir olgudur. Hatta Japon televizyonlarında ilk zamanlar herhangi bir sansür olduğunu söylemek bile zordur. Örneğin 60’lı yıllarda yapılmış siyah beyaz bir çizgi film olan 8th Man’de şiddet ve ölümlerin gösterilmesi dışında bol bol sigara içiliyor, başkahraman 8th Man (Eituman) enerjisini sigaradan alıyordu. Enerjisi bitince fosur fosur sigara tüttüren 8th Man gibi bir kahramanın bugün bırakın çocuklar için bir çizgi film olmasını, ülkemizde gece yarısı gösterilse bile sigaraları kapatan buzlama yüzünden ekran gözükmezdi. Tabii bu uç bir örnek ama ABD’de de çocuk dizilerinde sansür fazlasıyla kısıtlayıcı olmuştur. Batman TAS ise bunun sınırlarını zorluyordu ve yapımı sırasında şiddet dozunun ayarlanması, cinselliği çağrıştırıcı sahnelerin değiştirilmesi, ateşli silahların azaltılması gibi konularda baskıya uğramıştı.

Bir çizgi filmde ateşli silahlar olacaksa bunlar çoğunlukla lazer tabancaları, ışın silahları gibi fütürist uydurulmuş silahlar olur, gerçekçi tabancalar, makineli tüfekler; din, cinsellik ve uyuşturucu gibi çizgi film yasakları içindedir. Batman TAS ise bu yasağa karşı duran, bolca makineli tüfek tıkırtısı duyabileceğiniz bir yapımdı. Elbette kurşunlar hedefini bulup da delik deşik olmuş bir ceset gösteremiyordu hatta dövüş sahnelerinde atılan yumrukların suratlarla buluştuğu an gösterilmeyip buraya bir kaç karelik flaş patlama efektleri konuyordu. Aynı yöntemin abartılı versiyonu 60’ların Batman dizisinde de kullanılmıştı. Yumruklaşma sahnelerinde ekranda beliren Bam! Poonk! Crunch! yazıları bizler yumruk yenince ne oluyor görmeyelim diye vardı. Batman TAS, sansür baskılarını büyük ölçüde başka yollara başvurarak bertaraf ediyordu. Dick Grayson’ın trapezci anne-babasının gösteri sırasındaki ölümlerinin doğrudan değil de gölgeleri aracılığıyla gösterilmesi buna en iyi örnektir. Başta ikisinin sallanırken spot ışığından duvara yansıyan gölgeleri, düşmenin ardından yalnızca trapezin gölgesi kalmış şekilde verilmiştir.

Fakat silahların gösterilmesi ve insanların üzerine ateşlenip durması gibi ayrıntılar, bir bölümde Komiser Gordon’un vurularak ölmesi ve ancak hastanede kurtarılabilmesi gibi sahneler, karanlık öyküler, kara filmlerden fırlamış ölümcül kadın figürleri, öne çıkarılmamış da olsa cinsellik anlatımları yapılabilmişti. Söylendiğine göre yapımcılardan Alan Burnett, Batman’in cinsel hayatına dair gerçekleşmemiş bir bölüm bile yazmış ama artık o kadar da değil Sayın Burnett. Tüm bunlar yapımcıların çizgi diziyi yetişkin yaklaşımla hazırladıklarını kanıtlıyor. Harley Quinn’in Joker’e karşı bir sevgi-nefret ilişkisi içindeyken aynı zamanda Batman’e karşı koyamadığı bir tutku beslemesi ve karakterin bu ikili aşkının olumlanması gibi, kötü karakterlerin çocuk çizgi filmi kötüsü olmaktan uzak anlatımları da başlı başına bir meydan okumadır. Harley ve Ivy adlı bölümün asıl kahramanı Batman değil Harley Quinn’di ve bu bölüm çocuklara Thelma ve Louise filmini çağrıştıran bir feminist öykü anlatıyordu.

Batman TAS, sonraki yapımları fazlasıyla etkiledi ama bu oluşturulan atmosfer ve ayrıntılı ve nitelikli bir çalışma yönünde olmadı. Hatta Batman TAS son bölümlerde bile sahnelerin artık farklı gözükmeye başladığı fark edilebilir. Dizinin hemen ardından aynı seslendirme kadrosuyla yapılan The New Batman Adventures (1997) daha basit ve çocuksu çizimler kullanıyordu. Batman TAS farklı ülkelerden 10 ayrı stüdyonun ortak çalışmasıyla üretiliyordu. Son bölümlerde ise bu sayı 3’e düşmüştü. Hızlı üretim baskısı işin niteliğini de etkiliyordu. Bugün Batman TAS gibi özel çalışılmış çizgiler ve renkler barındıran, kendine has tarzını incelikli bir çalışmayla gerçekleştiren çizgi filmler bulabilmek nerdeyse olanaksızdır. Pek çok çizgi dizi senaryo gücüne dayalı ve çizimlerin son derece basit olduğu, tasarımlarının basitliği ve vuruculuğuyla etkili olmaya çalışan, nerdeyse bütünü cırtlak renklerle dolu yapımlardır. Bu yalnızca çocuk çizgi filmleri için değil yetişkin çizgi filmlerinde de böyle. Batman TAS’taki gölgelerin ve puslu görüntülerin etkileyiciliği yerine, her şeyin net olduğu ve keskin çizgi ve renklerle ayrıldığı, 2 boyutlu çizimlerde kamera hareketleri ve perspektif çizimlerinden tasarruf etmek için 3 boyutlu bilgisayar animasyonlarının bu çizimlere yedirildiği bir tarz pek çok çizgi diziyi ele geçirmiş gibi. Tüm bunlar çizgi filmlerin yapımının uzunluğu ve zorluğu, hızlı tüketim talebine yetiştirilmek zorunda olması ve bütçe kısıntılarıyla da ilgilidir. Batman TAS büyük oranda Tim Burton’ın Batman filminin başarısı sayesinde gerçekleşebildi ama halen en iyi olarak gösterilmesi, kaliteli ve unutulmaz bir yapım için gerekli formülü bizlere gösteriyor.

Kevin Conroy ve Mark Hamill, aylardır seslendirdikleri çizgi filmin henüz çizimleri tamamlanmadığı için hiçbir sahnesini dahi görebilmiş değillerdi. Bir röportajlarında, işe başladıktan 6 ay sonra ilk kez Batman TAS jeneriği onlara izletildiğinde hiç beklemedikleri bir yapımla karşılaştıklarını ve hayran kaldıklarını söylemişlerdir. Bu hayranlık o güne kadar bir benzerini daha görmeyen ve beklemedikleri bir çizgi diziyle karşılaşan küçük büyük tüm seyirciler için de geçerli olmuştur.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kirisci

Yazar hakkında: Murat Kirisci

1979 yılında Aydın’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Radyo-TV Bölümünü birincilikle bitirdikten sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-TV bölümünden 2008 yılında mezun oldu. 2000 yılında ilk kısa filmi olan “Bebek”le Altın Portakal Jüri Ödülü ve Seyirci Ödüllerini kazandı. 2006’da ilk 3D animasyon filmi olan “Gazap”, IAF İstanbul Uluslararası Animasyon Festivali Jüri Ödülü ve Yıldız Kısa Film Festivali En İyi Animasyon Film ödüllerini aldı. Senaryo ve yönetmenlik çalışmalarının yanında 2013’ten beri Öteki Sinema’da sinema üzerine yazılar yazıyor.

Bir yorum var

  1. Bu animasyon serisinden doğan Mask Of The Phanstasm filmi ise ayrı efsanedir bence. Batman seven herkese kesinlikle tavsiye ederim.

    https://www.imdb.com/title/tt0106364/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: