Below (2002)

Slasher harici bir American korku filmi vatanında hasılat olarak 600.000 doları geçememişse ona dikkat göstermek zaruridir. Yönetmenliğini David Twohy’nin üstlendiği 2002 yapımı Below, sanki üzerine bir lanet çökmüş gibi korku seyircilerinden uzakta kalmış, akabinde hatırlayanının neredeyse kalmadığı bir İkinci Dünya Savaşı korkusu. Artık o yıl dönem filmleri mi sıktı insanları, yoksa denizaltılar mı çekici gelmedi hiç bilmiyorum ama  şurası açık ki Below’un hasılat açısından talihsizliği, korkuseverlerin çok başarılı bir filmden on yılı aşkın süre habersiz kalması sonucunu doğurdu. Ümit edelim de Below 2010’larda keşfedilebilsin.

1943 yılında Amerikan denizaltısı Tiger Stark, Atlantik Okyanusu açıklarında görev yapmaktadır. Denizaltı, rotasının yakınlarında bir grup kazazedenin su yüzeyinde mahsur kaldığını öğrenir ve onları kurtarmaya koyulur. Bir kadın hemşire ve iki erkek yaralıya kamaralarını açan mürettebat, kısa süre sonra yaklaşan bir Alman gemisinden saklanmak için denizin derinliklerine gömülür. Kazazedeler, ifadelerine göre kendileri İngiltere’ye giden bir hastane gemisinde yolculuk ederken bir alman denizaltısı tarafından vurulmuş, ardından günlerce yardım beklemişlerdir. Hikayede ince bir tutarsızlık gören subaylar kısa süre sonra kendilerinden gizlenen sırrı keşfederler: Ağır yaralı halde ölümü bekleyen kazazede, eski pilot yeni savaş esiri bir Alman’dır. Kilometrelerce derinlikte ciddi bir gerilim baş göstermek üzeredir. Üstelik küçük denizaltıda saklanan tek sır bu da değildir…

Below ile ilgili internette biraz araştırma yaptığınızda öngörülebilir bir kutuplaşma ile karşılaşıyorsunuz. Filmi seyreden çok küçük kitlenin yarısı filmi kalburüstü bir denizaltı gerilimi/gizemi olarak görürken diğer yarısı varlığını neredeyse korku sinemasına hakaret sayıyor. Açıkçası ben kendimi ilk yarıda nitelendiriyor ve Below’u gayet keyifle ikinci kez de seyredebileceğime inanıyorum. Denizaltı filmlerinin en başarısızı bile atmosferi ile beni cezbetmeyi bilmiştir. Mutlak karanlıkta ufacık bir çelik yığınında sıkışıp kalmış bir grup insanın nasıl yavaş yavaş cinnetin kollarına teslim olabileceğini daha iyi tasvir edecek tek mekan uzayda geçen filmlerdir herhalde, o da aynı formülü izlediğinden. Belki benim heyecanımın ürünüdür ama filmin ilk dakikalarından gaza getirici müzik eşliğinde tüm mürettebatın gemide harıl harıl çalışma sahnesi bile içimde ciddi bir dinamizmi alevlendirdi, daha o an bu filmi seveceğimi anlamıştım.  (Pek çoklarının aksine) hikayenin gidişatı da beklentilerimi düşürmedi, bilakis en tahmin edilebilir noktalarda bile neler olacağını görmeyi heyecanla bekledim.

Below’u insanların beğenmemesinin nedeni korku filmi tanımları olabilir, çünkü film başından sonuna kadar iki okumaya açık gidiyor. Tiger Stark’ta neler oldu? Ortada doğaüstü bir varlık ve lanet (malediction) mi var yoksa denizin karanlığında toplu histeri mi zihinleri ele geçirmiş vaziyette? Film buna net bir cevap vermiyor ama bu cevapsızlık zaten filmi güçlü kılan başat öğe. Saçma final twistleri ile seyirciyi şok etmeye çalışıp infilak eden bir korku filmi seyredeceğime bana 100 dakika boyunca tereddüt hissini dolu dolu yaşatan Below’u ikinci kez seyretmeyi yeğlerim. İyi bir korku ya da değil, “haunting” fikrini gerçekten iyi kavramış bir filmle karşı karşıyayız, belki de bu yüzden filmi dönemi korku filmlerinden ziyade 70-80’ler doğaüstü gerilimlerine yakınsamak daha mümkün. Aslında tavsiye kitlesini de değiştirmek gerek; her korku seyircisinin Below’u seveceğini düşünmüyorum ama gizem/thriller seven seyircilerden çoğuna  bu film beklediğini verecektir.

Peki filmde klostrofobi hissi iyi verilmiş mi? Filmin yönetmeninin David Twohy olması tanıyanlarına bu konuda ciddi ipuçları verecektir. Pitch Black ile öne çıkıp The Chronicles of Riddick ile geniş kitlelere ulaşan yönetmenin karanlık konusunda takıntılı biri olduğuna Below ile net kanaat getirdim. Zaten yönetmenin kim olduğunu bilmeseniz bile filmin ortalarında dört askerin denizaltını tamir için dışarı çıkıp mürekkep balıkları ile karşılaştıkları sahne ister istemez akıllara Pitch Black’i getiriyor. Twohy’nin filmografisine baktığımda yıllar önce seyrettiğim ve hayal meyal hatırladığım The Arrival  filmi ile karşılaşmak da şaşırtıcı oldu. The Arrival çocuk aklımı karıştırmış ve ürpertmiş bir uzaylı filmiydi, benim gözümde yönetmenin hanesine kesinlikle bir puan daha ekleyecek niteliktedir.

Bunca laf yeterli gelmezse diye biraz da popülere oynayayım ve filmin senaryo ekibinde Darren Aronofsky’nin de yer aldığını ekleyeyim. Sürükleyici bir hikayeye sahip olduğu aşikar filmi gene de bazı noktalarda zorlama bulabilirsiniz. Denizaltı ve kazazedeler arasındaki bağlantının biraz “Lost kafası” olduğunu söylemek gerek. Ancak aynı Lost’taki gibi seyrederken büyük keyif veren, ancak film bittikten sonra mantık hataları yavaş yavaş açığa çıkan bir twist sözkonusu, yani geçirdiğiniz vakitten memnun kalacaksınız. Sonrası için de dert etmeyin, film evrendeki varlığını tek bir twiste bağlayan bir yapım kesinlikle değil.

Below bugün vizyona girse gene büyük keyifle kendini seyrettirecek bir film. Korku sinemasında akan oluk oluk kan sizi sıktıysa, ıslak saçlı kızlar da bıkkınlık getirdiyse ve en önemlisi artık biraz gizem arıyorsanız Tiger Stark’ta neler olduğunu tecrübe etmek size iyi gelecektir.

Filmi çok sevenlere not: Below’un yapmaya çalıştığı şeyden hoşlanan herkese birkaç sene önce piyasaya çıkmış Cryostasis: Sleep of Reason adlı korku oyununu öneririm. Maxim Gorki’nin “Danko’nun Yanan Kalbi” hikayesinden ilham alan oyun hikaye olarak değilse bile atmosfer olarak Below ile büyük benzerlik göstermekte.

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir yorum var

  1. Gereksiz bir bilgi olarak, The Hangover (2009) ile bir hayli popüler olan Zach Galifianakis’in de bu filmde rol aldığını ekleyeyim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: