Hollywood’dan Yeni Bir Epik Remake: Ben-Hur

Yılın En Riskli Yatırımı: Ben-Hur

Kazak sinemacı Timur Bekmambetov’un hangi saiklerle yeniden çektiğini anlamakta zorlandığımız Ben-Hur son yılların en ciddiye alınmayacak yeniden çevrimlerinden biri maalesef. Hedef gişe hasılatıysa, o hedefin de ıskalanacağını tahmin etmek kehanet olmaz.

35401959 yapımı Ben-Hur’un sinema tarihindeki üçüncü Ben-Hur olduğunu çok kimse bilmez. Normaldir, zira William Wyler’ın yönettiği ve 11 Oscar kazanarak bu alanda bir rekora imza atan (yıllar sonra Titanic ve Lord Of The Rings: The Return of the King bu rekoru egale edecektir) Ben-Hur o kadar görkemlidir ki kimse daha önce de böylesi devasa bir filmin çekilmiş olabileceğine ihtimal vermez. Oysa 1925 tarihli versiyon da bir o kadar ihtişamlıydı. O zamana kadar çekilmiş en pahalı filmdi (6 milyon dolarlık bütçesiyle) ve deniz savaşı sahnesinde tam 50 kameranın kullanılmasıyla meşhurdu. Ondan da önce 1907’de 15 dakikalık bir Ben-Hur daha çekilmişti ve hepsi de yazar Lewis “Lew” Wallace’ın 1880 tarihli Ben-Hur: A Tale of the Christ adlı romanından uyarlanmıştı. Başrolünü Charlton Heston’ın üstlendiği klasik versiyon elbette günümüzde Ben-Hur denince akla gelen ilk film ve her anlamda Hollywood denen devasa endüstriyi en iyi temsil eden yapımlardan biri, hatta belki de ilki.

Hal böyle olunca yeni bir Ben-Hur uyarlamasının muazzam bir fark yaratmasını bekliyor insan. İşin aslı kimse Bekmambetov’un filminin unutulmaz bir epik sinema örneği olacağını beklemiyordu zaten ama bu kadar iddialı bir projeye girişiyorsa bir sinemacı en azından kendi adını kurtarma uğruna elinden geleni yapmalı, bir şekilde damgasını vurmalı diye düşünüyoruz. Tabii bu bizim fikrimiz. Ne yazık ki daha önce Wanted, Abraham Lincoln: Vampire Hunter gibi gerilimi bol aksiyon filmlerine imza atan yönetmen bu kez boyundan fazlasıyla büyük bir işe kalkışmış gibi görünüyor.

28917949791_69d50f3e91_z

Filmin konusunu kısaca hatırlatmak gerekirse, Ben-Hur iki yakın arkadaşın bozulan dostlukları ve tam da o sıralarda Kudüs’te yaşayan Hazreti İsa’nın hikayesi üzerinden Hristiyan öğretisinin bir aktarımı aslında. Her ne kadar film çoğunlukla görkemli yarış sahneleriyle anımsansa da sırf bu öğretilerin yerini bulması anlamında işin duygusal boyutu da bir o denli önemli. Ne de olsa İsa’nın öğretisinde sevgi alabildiğine ön planda ve intikamdan ziyade bağışlayıcılık, adalet, barış gibi kavramlar kutsanmakta. Bu iki boyut, yani filmin duygusal ve aksiyona dayalı iki boyutu birbirine sağlam bir şekilde eklemlenmez ve doğru şekilde dengelenmezse yapının çökmesi kaçınılmaz. Bekmambetov’un versiyonunda olan tam da bu işte.

Filmin hakkını teslim etmek gerekirse, gerek deniz savaşı sahnesi, gerek son perdedeki yarış sahnesi son derece ustalıklı çekilmiş, ona sözümüz yok. Filmin tüm bütçesi muhtemelen bu sahnelere akıtılmış ve gerilim-heyecan-aksiyon dozu alabildiğine yüksek tutulmuş. Ve fakat, sadece bu sahnelerin görkemi için çekilmiş bir filme benziyor Ben-Hur, zira iki arkadaşın (Ben-Hur ve Messala) ilişkisinden tutun da, filmde yer alan romantik ilişkilere kadar (Ben-Hur ve Esther, Messala ve Tirzah ilişkileri) olması gereken tüm duygusal yanlar hızlıca geçiştirilmiş. İsa meselesi ise bir hayli geri planda kalmış ve senaryonun da zayıflığı sayesinde alabildiğine silikleşmiş, alelade bir hikayeye dönüşmüş.

29216571250_eaf99693e1_z

Haluk Bilginer’in de içinde bulunduğu oyuncu kadrosu böylesi iddialı ve devasa epik filmlerde görmeye alıştığımız zenginlikte değil belki ama Morgan Freeman gibi bir büyük ustanın yer aldığını unutmayalım. Unutmayalım ama, Morgan Freeman’ın performansının filmi kurtarmaya yetmediğini de görelim, zira senaryo (yine geldik aynı yere) hiçbir oyuncunun unutulmaz anlar yaratabilmesine fırsat tanımayacak kadar sade suya tirit yazılmış. William Wyler’ın zamanında böyle bir senaryo gelse herhalde başka yazarlar tutulup defalarca yeniden yeniden yazdırılırdı her şey. burada da önce Keith Clarke’ın yazdığı senaryo sonradan 12 Years A Slave filminin Oscar’lı senaristi John Ridley tarafından elden geçirilmiş ama ya çabalar yetersiz kalmış ya da sürecin bir noktasında senaryonun daha etli kısımları atılıp aksiyona konsantre olunmuş. Unutmayalım ki Wyler’ın versiyonu 200 dakikaya yakın sürüyordu, bu versiyon ise 120 dakikanın biraz altında.

Jack Huston (Ben-Hur), Toby Kebbell (Messala), Nazanin Boniadi (Esther), Sofia Black D’Elia (Tirzah) ve Rodigo Santoro (İsa) gibi isimlerin de rol aldığı Ben-Hur günümüz izleyicisine fazla söyleyecek bir sözü olmayan ve eski görkemli versiyonuyla karşılaştırılmaya ve bu karşılaştırmayı da kaybetmeye mahkum bir film olarak geçiyor kayıtlara.

Yazar hakkında: Emrah Kolukısa

Uzun yıllar NTV’de kültür sanat editörlüğü yaptı ve Gece Gündüz, Cumartesi gibi programları hazırladı. Empire, Rolling Stone, Sinema gibi dergilerde yazdı; Yer Gösterici adlı online sinema dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Halen Devamlılık Hatası adlı bir sinema blogu yayınlamakta, Medyascope TV’de Hasan Cömert ile beraber Yer Gösterici ve Mecmua adlı programları hazırlayıp sunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir