“Benim Hala Umudum Var” Dedirten On Film

Bu aralar umuda ihtiyacım var benim. İnsanlara saygı ve sevgi ile yaklaşan, ayrım yapmadan iyiye ve güzele kılavuzlayan, dışı ile değil içi ile ilgilenen insanlara ihtiyacım var benim. Öfke ve nefretle bakan yüzler görmekten yorulduğum bu hayatta ışığa ihtiyacım var benim. İşte tam da bu anlarını gidip geldiğim yaşam çizgimden mustarip olduğumda filmlere sarılıyorum. İyi insanlar, farklı dünyalar görmek için. İyiliğin kötülüğü yendiği anlara şahit olmak için. Onlardan bir demeti de sizler için kaleme almak istedim. Belki aynı ihtiyaca sahibizdir diye düşündüğümden.

1-Great Dictator

İki dünya savaşı arasındaki dönemde geçen ve Hitler’i, savaşı, insana zulmü anlatırken umudu cebinde tutan harika bir seyirliktir. Charlie Chaplin ustanın ilk sesli filmidir. Ve bana umudu aşılayan şu sözleri hiç unutmam;

“Üzgünüm ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim işim değil! Kimseyi yönetmek ya da fethetmek de istemiyorum. Herkese yardım etmek istiyorum. Hepimiz başkalarına yardım etmeliyiz. İnsanlık böyle başlar. Biz birbirimizin iyiliği için yaşamak isteriz, kötülüğü için değil! Bu dünyada herkes için bir yer vardır, yeryüzü zengindir ve bunu herkes paylaşabilir. Yaşam tarzımız özgürlük ve güzellik olmalıdır. Ama biz yolumuzu kaybettik! Açgözlülük insan ruhunu zehirledi, dünyayı nefretle kuşattı, bazıları bizi üzüntü içinde bıraktı. İstediklerimizi elde etmek için makineleri kullandık. Bilgimizi olumsuz, zekâmızı sert ve kaba kullandık. Zekâdan çok şefkat ve kibarlığa ihtiyacımız var. Bunlar olmadan yaşam şiddet dolu olur ve her şeyimizi kaybederiz. Beni duyanlara şunu söyleyeceğim umutsuzluğa kapılmayın. Umutsuzluk şu anda üzerimizde ama bunu da atlatacağız.”

2-Forrest Gump

“Koş Forrest, koş!”

Yapım 1986 yılında Winston Groom tarafından aynı adla yayımlanan romandan esinlenerek beyazperdeye aktarılmıştır. Yönetmenliğini Robert Zemeckis’in üstlendiği filmin başrolünde en iyi oyuncu Oscar’ını kucaklayan Tom Hanks’i görürüz.

Hikâye öğrenme güçlüğü çeken Forrest’ın insanla ve yaşamla sınavını konu alır.

“Hepimizin bir kaderi vardır. Olaylar gelişigüzel olmaz, önceden planlanmıştır.” İnsanlığın kölesi olduğu para ve onun etrafında yıkılan hayatlar içinde bir sözü vardır hikâyenin;

“Bir insanın ihtiyacı olan para bellidir. Gerisi sadece gösteriştir.”

benim-hala-umudum-var-1

3-Breakfast Club

“Büyüdüğün zaman kalbin ölüverir.”

Yönetmeni ve senaristi olan John Hughes’ın en unutulmaz filmi ve tüm zamanların en iyi lise filmi olarak kabul edilen yapım birbirlerini hiç tanımayan ve birbirlerinden çok farklı özelliklere sahip beş lise öğrencisinin bir cumartesi günü cezaya kalmaları sonucunda önce tartışıp sonra da aslında birbirlerinden çok farklı olmadıklarını anlayarak iletişim kurmaları ile şekillenen bir hikeyedir. Onlar tartışmayı bırakıp konuşmaya başladıklarında aslında aynı dertlerden yakındıklarını anlayacak ve bize de konuşursanız anlaşırsınız mesajını vereceklerdir alt metin olarak…

“Sevgili Mr. Vernon;

Hatamız yüzünden bütün cumartesimizi feda ettiğimizin farkındayız. Kim olduğumuzu sandığımız konulu makale yazmamızı istemeniz çılgınca… Bizi istediğiniz gibi görün, en basit şartlarla ve en uygun tanımlamalarla… Ama gördük ki her birimiz birer beyin, atlet, işe yaramaz, prenses ve bir suçluyuz. Sorunuzun cevabını verdik değil mi?

                                                                                              Saygılarımızla, Kahvaltı Kulübü”

4-Toy Story

“O sadece bir plastik parçası! Dışarıda onun gibi milyonlarca var.”

Dilimize “Oyuncak Hikâyesi” olarak çevrilen yapım çocukluğumuzu paylaştığımız oyuncakların üzerinden vefa duygusunu anlatan ve anıların (sadece bir plastik parçası olduğuna büyüdükçe kanaat getirdiğimiz) cansız arkadaşlarımızın aracılığı ile yazıldığını bize bir kez daha gösteren izlenmesi elzem bir seyirlik…

“Benden başka kimse karımın ağzını çıkaramaz!”

5- Edward Scissorhands

“Sarıl bana…

Yapamam!”

Tim Burton’ın en başarılı anlatımlarından biridir Makas Eller… Farklı olana merakımızı onu tanıma isteğimizi ama bir o kadar da çabuk gelişen nefretimizi en iyi aktaran yapımlardan biridir.

Bir zamanlar bir mucit varmış. Her şeyi icat edermiş ve bir gün bir insan yapmaya karar vermiş ama ömrü yetmeyip de öldüğünde ortada makas elleri olan eksik ve yapayalnız bir adam kalmış. Onun adı Edward’mış.

6-The Fall

“Öldürme onu! İstersen sana başka haplar getiririm. Öldürme onu!”

Tarsem Sıngh imzalı muhteşem bir masal var karşımızda. Renklerin ve aşkın iç içe geçtiği, iyi ile kötünün renginin belli olduğu bir anlatı… İki düşenin birbirini bulduğu ve iyileştirdiği…

“Hikâyeyi anlat.

Başkasından iste, bende mutlu son yok!

Yine de istiyorum.”

7-The Boxtrolls

“Bir kentte herkesin bildiği bir efsane vardır. Işıklar kapanınca ve kapılar sıkıca kilitlenince esrarengiz yaratıklar belirir her gece…”

Peynir yeme sevdasına düşmüş asilzadeleri, aileyi sorgulayan iki sevimli çocuk ve sırf farklı olduğu için sevimsiz ve zararlı damgası yiyen kendi halinde kutu cücelerini barındıran bir kasabanın önyargı ve dedikodu ile olan imtihanı olarak özetleyebileceğimiz yapımın yönetmen koltuğunda Graham Annable ve Anthony Staccihi oturuyor.

“Söylediklerine göre onlar hem devasa hem sevimsiz rastlarsanız birine eğer çok şaşırabilirsiniz!”

benim-hala-umudum-var-2

8-The Grand Budapest Hotel

“Son derece genel bir yargı vardır. İnsanlar yazarların hayal gücünün, her daim çalıştığını, hiç durmaksızın, sınırsız miktarda olay örgüsü ürettiğini ve öykülerini kolaylıkla hiç yoktan uydurabildiklerini sanırlar.”

Öykümüz Zubrowka Cumhuriyeti’nde geçmektedir. Mösyö Gustave H. Büyük Budapeşte Otel’inin en ünlü ve başarılı odacısıdır. Otelin tüm idaresi, sırları ve kadınları onun ellerindedir.

Yapım içinde koşturmak isteyeceğiniz bir macerayı sunuyor size. Alt metinleri ile şaşırıp, sık sık gülerek gerçek hayatı unutabileceğiniz kısa bir kaçamak… Yönetmenliğini Wes Anderson ve Hugo Guinness üstleniyor.

“Kabalık bir korku ifadesidir. İnsanlar istedikleri şeyi elde edememekten korkarlar. Ve herkes sevilmeyi hak eder. Sevgiyi görünce çiçek gibi açılırlar.”

9- Hugo

“Belki de bozuk makineler beni bu yüzden bu kadar üzüyor. Üstlerine düşen görevi yapamıyorlar. Belki de insanlar içinde aynı şey geçerlidir. Gayeni kaybedersen, bozuk bir makineden farkın kalmaz.”

Hugo tren istasyonunda yalnız yaşayan kimsesiz bir çocuktur. Babasından kalan bir makine olan automaton’u tamir edip çalıştırmak tek gayesidir. Hugo’nun makinesinin tamiri için çaldığı parçalar onu tamir edilmesi gereken başka bir hikâyeye götürecektir. Yönetmen koltuğunda Martin Scorsese oturuyor.

10-What Dreams May Come

“Gençken bir gölde çok güzel bir kızla tanıştım.”

Aşkı, aileyi ve sevgi için ne kadar ileri gidilebileceğini masalsı, renklerle bezeli bir üslupla anlatan unutulmaz bir film…

“İyi insanlar kendilerini affedemedikleri için cehenneme giderler.”

Evet. Dedim ya bu aralar umuda ihtiyacım var. Ben de bu dönemlerde sığındığım birkaç limanı sizinle paylaştım. Sizin de fırtınalı günlerde sığındığınız limanlar varsa yazın belki onlara da uğrarım sayenizde… Umutla kalın.

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir yorum var

  1. Nothing Hill de bir nevi modern peri masalıdır ve iki başrol oyuncusu da kariyerlerinin en iyi dönemindedir, şahsi “iyi hisset” filmimdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: