Bilgisayar Oyunlarını Temel Alan 5 Film

Super Mario Bros. (1993)

Annabel Jankel ve Rocky Morton’ın birlikte yönettiği Super Mario Bros, çocukluğunu 80’lerin sonu, 90’ların başında yaşamış olan nesil için en akılda kalan oyun tabanlı filmlerden biridir. Bob Hoskins’in belki de en iyi bilinen rolü olan “Muslukçu Mario” karakteri, kardeşi Luigi (John Leguizamo) ile birlikte ünlü Nintendo oyununun dünyasında maceradan maceraya koşuyordu. Aslında, oyunun fanları tarafından pek sevilmese de o dönemin çocukları için eğlenceli bir filmdi.

mariomovie-header

Eğer çocukken PG sınıflandırmasının tüm temel özelliklerini yaşayan bu filmi izlediyseniz, bırakın orada kalsın. Tekrardan izlemenizi önermiyorum. Çünkü çocukluk hatırası olarak “iyi” hatırladığınız hiçbir şey, bir yetişkin olarak aynı hissiyatı vermiyor.

Street Fighter (1994)15-movies-based-video-games--large-msg-131586149287

Oldukça ünlü bir senaryo yazarı olan (Die Hard serisi) ve Tomb Raider: Cradle of Light gibi bilgisayar oyununu baz alan filmlerle de haşır neşir olan Steven E. de Souza’nın Van Damme odaklı Street Fighter filmi, aksiyon yıldızının belki de en kötü filmi olabilir. Bu kadar kötü olduğu için kendinden sonra gelen bilgisayar oyunlarıyla alakalı filmlerin de istikbalini sıkıntıya sokan bu hareketli görüntüler silsilesi, bu mirası kendi soyuna da bırakmış olacak ki hiçbir Street Fighter filmi hâlâ gün yüzü göremedi.

Kristin Kreuk’un kariyerini mahveden “Street Fighter: The Legend of Chun-Li” faciasını da hala unutamıyoruz.

Mortal Kombat (1995)

Kanaatime göre, sinema tarihinde bilgisayar oyunlarından “port edilen” en iyi filmdir bu. Hatta o kadar iyidir ki yönetmen Paul W.S. Anderson’ın Milla Jovovich’e yürümesini sağlayan kapıyı açmıştır kendisine. Aslında bir sinema filmi olarak bakıldığında, birçok anlamda dökülen bu film, düşük bütçesi, B sınıfı oyuncuları ve zayıf dövüş koreografileri ile nasıl olabilecek en iyi Mortal Kombat filmi kabulünü görmüştü bilinmez. Ama özellikle ilk ve ortaokul yıllarını Mortal Kombat’la geçiren çocuklar için, VHS’ye kaydedilip yüzlerce defa seyredilmişliği vardır.

mortal-kombat-hero

Gaz ötesi soundtrack’i, Sonya Blade’i, Christopher Lambert’ın Lord Rayden rolü ve 10.000 yaşındaki Kitana’sı Talisa Soto ile kendi sınıfının efsanesi ödülünü verebiliriz.

Lara Croft: Tomb Raider (2001)lara-croft-tomb-raider-promo-014

Kendisi çok iyi bir film olmasa da, Angelina Jolie’nin kariyerine ve hayatına çok büyük katkısı bulunan bu film, Tomb Raider fanlarını tamamen ikiye bölmüştür. Kimisi Angelina Jolie’nin çok iyi bir Lara Croft portresi sergilediğini düşünürken, kimileri Amerikalı oyuncunun aristokrasinin içine kök salmış sofistike Lara’yı, içi boş bir aksiyon bebeğine dönüştürdüğü söyler. Bana kalırsa, böyle bir durum varsa bile bu Angelina Jolie’nin suçu değil, filme Face/Off’un devamı muamelesi yapan senarist Mike Werb ve Sara B. Cooper’ın suçudur. Sinema izleyicisinin, Lara Croft karakterini oyunlardan bildiğini varsayan ikili, dümdüz bir hikaye ile çıkıp gelince bu film sayesinde babası Jon Voight ile barışmaktan başka bir başarı beklemeyen Angelina Jolie’nin daha fazla ne yapabileceğini açıkcası bilmiyorum. Fakat Kamboçya ziyareti sonrası hayatı değiştiği için, bu film Angelina Jolie’nin kariyerindeki asıl dönüm noktasıdır bence.

Devam filmi Lara Croft Tomb Raider: The Cradle of Life ilk filmden çok daha iyi olmasına rğamen, gişede istenen başarıyı yakalayamamıştı. Bunun nedenini yine ilk filmde kırılan gençlik hayallerine bağlıyorum. Yine de bilgisayar oyunlarını temel alan “şimdilik” en pahalı Hollywood prodüksiyonu olduğu için bu filmlere bir şans verebilirsiniz.

Dead or Alive, House of Dead ve Bloodrayne

Karapara aklamak için film çektiğini düşündüğüm, olmaz olası yönetmen Uwe Boll’un mahvettiği seriler listesi bu. Her birini bir film olarak ayırmadım, çünkü hiçbiri tek başına bir film sayılmaz. Hele Bloodrayne gibi muhteşem bir karakteri rezil rüsva ettiği 2005 yapımı felaket, sinema tarihinde koca bir kan lekesi olarak kalacaktır sanırım. Terminator 3 ile uluslararası üne kavuşan Kristanna Loken’i yerin dibine gören, gişede Michael Madsen’ın kredi kartı ekstresini bile ödeyemeyen, Billy Zane’i Kurtlar Vadisi travmasına sürükleyen ve Sir Ben Kingsley’in akıl sağlığından şüphe ettiren Bloodrayne, kadrosunda Lost’un Ana Luciası olarak sükse yapan Michelle Rodriguez’i bile barındırıyordu o dönem. Ama çekilmiş en kötü, en kötü, en en en kötü bilgisayar oyunu bazlı film olarak, Uwe Boll’un diğer filmlerini bile arattığını söyleyebilirim.

14

Bir de bu rezil filmin ikincisi var, ama onu ayrı bir başlıkta ele almak istiyorum. Çünkü Uwe Boll’un film çekmediğinin, sosyal bir deney yürüttüğünün ispatı gibi o. Kesinlikle özel ilgiyi hak ediyor. İnsan evrimi tarihindeki antropolojik bir kırılma olan Uwe Boll filmlerinin yarattığı iç sıkıntısıyla yazıyı sonlandırıyorum. Umarım, bu sene beklediğimiz iddialı filmlerle birlikte, oyunlar üzerine inşa edilen sinema düzgün bir yola girer artık.

Herkese iyi seyirler!

Yazar hakkında: Emel Bilge Çınar

1985 yılında İstanbul’da doğdu. İlk sinema deneyimi Jurassic Park olmuştur. Animasyon ve VFX alanında eğitim almak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Türkiye’ye döndükten sonra 3 yıl boyunca Post Producer olarak çalıştı. Bugünlerde bağımsız olarak 3D animasyon ve oyun yapımı üzerinde emek harcıyor. 2009′dan bu yana çeşitli mecralarda sinema ve TV üzerine yazılar yazmaya devam ediyor.

Bir yorum var

  1. Listelere hep okuyucu itirazı gelir ama bu defa editör “hain” çıktı :) Bence Resident Evil yakışırdı buraya…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: