Bilimkurgu Filmlerinden Kendini Ezdirmeyen 10 Güçlü Kadın

Bilimkurgu evreni epey bir zaman erkek egemenliğindeydi. Gerçek dünya hızla değişiyor ancak bu değişim ekrana oldukça yavaş yansıyordu.

1970 ve 80’lerde Marge Piercy, Ursula LeGuin ve Margaret Atwood gibi yazarlar öngörülen yakın geleceği ve feminist bakış açısını gündeme getirdiler. Yaptıkları işlerle, o günkü cinsel rol dağılımını, ataerkil toplumu eleştirdiler.

Yapımcılar da cinsiyet ayrımcılığının sosyal ve biyolojik kategorileri için bilimkurguyu kullandılar. Birçokları için ilk/en açık feminist bilimkurgu filmi olan Lizzie Borden’ın Born in Flames (1983) “çok uzak olmayan bir gelecekte” ataerkil bir toplumda kadınların ayaklanmasını (bu kadınlardan biri de genç Kathryn Bigelow) anlatıyor. Kadınlara ilham veren roller ekranda belirirken Hollywood değişime tanıklık ve etmekteydi.

Bigelow giderek artan başarısıyla 2010’da The Hurt Locker filmiyle en iyi yönetmen Oscar’ını kazanan ilk kadın olarak takdir görmüş ve Hollywood’daki erkek egemenliğinin tamamen gözle görülmesine neden olmuştur.

Bununla birlikte, bilimkurgudaki birçok kadın karakter yıllardır hem perdede, hem de ekranlarda izini bırakmıştır. Kadın gücü giderek ses ve yetki bularak geçmiş ve gelecekte yerlerini alırlar.

Maria – Metropolis (1927)

Hiçbir bilimkurgu filmlerindeki kadın rolleri Maria’sız olamaz. Ancak, hangi Maria olduğuna karar vermeliyiz. İnsan Maria’dan mı bahsediyoruz, yoksa insanlara gelecek vadeden Maria mı? Ya da ölmüş aşkı yüzünden kafayı yedirten makine Maria mı?

Bizim tercihimiz robot olan olmalı. Star Wars’un C-3P0 tasarımları ona bir saygı duruşu niteliğinde. Maria, Brigitte Helm tarafından canlandırılarak kendisine hayat bulur. Filmdeki sembolik durumu modern bir kahraman yaratır. Fakat bu iki Maria, kadının hikayedeki yerini sorgular: erkeğin egemenliği ve baskısı altındaki gerçek ve hayali kadınlar arasındaki zıtlığı ortaya koyar.

Barbarella – Barbarella (1968)

60’ların sonlarına doğru kadın hareketi güç kazanırken, Jean-Claude Forest’ın 60’lardaki çizgi romanından uyarlanan ve Jane Fonda’nın canlandırdığı Barbarella’nın cinselliğini kullanarak galakside ilerlemesi garip karşılanabilir. Barbarella atağa geçen kadın gücünü yansıtmazken, cinsiyete karşı değişen davranışlara ayna tutar.

Cinselliğin özgürleştirilmiş gelecek vizyonuyla, lava lamba estetiği ve Euro-jazz soundtrack ile Barbarella görünüşü ve sesiyle 60’ları temsil ediyor gibi. Feminist bir ikon olsun olmasın, yine de Barbarella karmaşık olmayan ve birçok kişiyle olan cinsel birlikteliğini izlemek filmi eğlenceli kılar. Ve ayrıca cinsel gücü profesörün Excessice Machine’i için fazla gelince, düşmanı Durand-Durand’ı alt etmeyi başarır.

Teğmen Nyota Uhura – Star Trek

1966 yılında Amerika’da Freedom Rides sivil hak toplum hareketi baş gösterdi. Aynı yıl şarkıcı ve oyuncu Nichelle Nichols hiçbir Afro-Amerikalı kadının gidemediği yere, yani uzaya gitti.

Ancak, Teğmen Nyota Uhura bir karakter olarak hatırlanmasından daha fazlasını hak ediyor. Enterprise’ın iletişim çalışanı olarak Swahili, Klingon ve Romulan dillerine hakimdir. Ayrıca, Spock ve onun vulcan uduyla mürettebatı sürekli eğlendirirler.

Nichols, Martin Luther King’in çocuklarının izlemesine izin verdiği tek dizi olduğunu söylemesinin ardından, seriye devam edeceğini açıklamıştı. Uhura ve William Shatner’ın Kaptan Kirk’ünün nişanı, ekrandaki ilk ırklar arası öpüşmeye ev sahipliği yapmıştır.

Sarah Jane Smith – Doctor Who

Doctor Who evreni, dizinin orijinal yapımcısı Verity Lambert ve ortak yapımcısı Delia Derbyshire gibi harika kadınlarla doludur, bu sebeple bir tanesini seçme çok zor. Zamanla her şey değişir, tabi Doktor’un yol arkadaşları da.

Ancak, olağanüstü Elisabeth Sladen tarafından canlandırılan Sarah Jane Smith çıtkırıldım kız havasından sıyrılır. Kendisi korkusuz ve meraklı bir gazetecidir. Merakına yenik düşmeseydi, asla Tardis’in içine giremez ve biz de o sıralar Doktor’a hayat veren Tom Baker ile olan ilişkilerini izleyemezdik.

Ripley – Alien (1979), Aliens (1986), Alien 3 (1992) ve Alien: R. (1997)

Sinemadaki gelmiş geçmiş en iyi karakterlerden biri olan Sigourney Weaver’ın Ellen Ripley’i, bu listenin olmazsa olmazıdır. Orijinalinde bu karakter erkek olarak yaratılmıştır, ancak Weaver işi kapar ve ilk filmdeki performansıyla Oscar’a aday olur.

Ridley Scott’ın 1979 yapımı Alien filminde, Ripley dünyaya dönmek üzere olan Nostromo ekibindedir. Uzaylılarla temasından sonra ekibi gemiye almayı reddeder, ancak bu emri kabul edilmez. Hisleri onu yanıltmaz ve gemide kalan tek insan o olur.

Ripley’in cazibesi kararlılığı ve cesaretidir. Çıtkırıldım değil, becerikli ve korkusuzdur: eline bir alev makinesi ve radar tutuşturun, neler yapabileceğine şahit olun.

Sarah Connor – The Terminator (1984) ve Terminator 2: J. Day (1991)

Aliens’daki Lt Ripley’den önce James Cameron bilimkurgudaki ilk kadın kahraman Sarah Connor’ı yaratmıştır. Tasasız LA kızından, oğlunun geleceğini korumaya çalışana kadar Sarah Connor asla kendinden ödün vermez, onunla pazarlık yapılmaz ve durdurulamaz. Annesinin şeklinde olan bir şekil değiştirene karşı koyan John Connor, ukalalığından ve gücünden gerçek annesini tanır.

Bu karakter iki klasikleşmiş filmin ana unsurudur ve rastlantıya yer vermeden ikinci film onun üzerinden anlatırlır, çünkü bu onun hikayesi filmde anlatmaya değer.

Dana Scully – The X Files (1993-2002)

Sözde post-feminist 90’larda Dana Scully birçok bilimkurgu hayranı için taze hava değerindeydi. Stüdyo Scully’i daha çok göze hitap etmesi için planlamıştı, ancak serinin yaratıcısı Chris Carter, Gillian Anderson’ın ciddi duruşundan ötürü rolü alması için epey çaba göstermiştir.

Anderson birçok erkek dergisinin kapağında yer alıp hayalleri süsleyebilir, ama ekranda buna asla taviz vermiyordu. Dr. Scully fizik okumuş ve başarılı bir doktordur. İfadesiz, esprili ortağı Fox Mulder ve onun paranormal olaylara olan inancıyla, kendisine biçilmiş rolden sıyrılıp türün en önemli karakterlerinden biri haline gelir.

Kaywinnet Lee ‘Kaylee’ Frye – Firefly (2002) ve Serenity (2005)

Joss Whedon’ın kısa ömürlü dizisi Firefly birden çok güçlü kadın karakter barındırıyor. Malcolm Reynolds’ın Serenity gemisindeki Zoe Washburn, Inara ve River Tam güçlü ve dikkat çeken karakterler. Ancak Kaylee’nin bölük pörçük yeteneği, utangaçlığı ve kız saflığı onu özel kılıyor. Reynolds onunla ilk karşılaştığında, mürettebattan biriyle birliktedir. Fakat kısa zamanda makineler konusunda kendisini kanıtlar ve göz açıp kapayana kadar ekipte kendisine yer bulur.

Kara ‘Starbuck’ Thrace – Battlestar Galactica (2004-9)

Bilimkurgu evreninin en belalı karakterlerinden olan Kara ‘Starbuck’ Thrace muhtemelen Ellen Ripley ve Han Solo’nun çocuğu olabilir. Ripley gibi bu karakter de cinsiyet değişimine uğrar: 1970 yapımı dizide Starbuck, Dirk Benedict tarafından canlandırılır. Bu yeniden yapımda yapımcılar Starbuck’ı kadın yapmaya karar verirler, Benedict bu duruma ‘Starbuck: Lost in Castration’ başlığı altında öfkeli bir yazıyla karşılık vererek Hollywood’daki feminizmi ve politik açıklığı dile getirir.

Benedict’in Starbuck’ı sürekli sigara içen bir kadın düşkünüdür, peki böyle bir karakter nasıl kadına dönüşür? Cevap Katee Sackhoff. Sackhoff’un Starbuck’ı erkek versiyonu gibi savaşçı, sorumsuz ve kibirlidir. Ama onu izleyiciye hayran eden savunmasızlığı, zarar görmüşlüğü ve başkalarını düşünen yönüdür.

Katniss Everdeen – The Hunger Games (2012-15)

Suzanne Collins’in distopik evreni Hunger Games’in kahramanı ve Hollywood uyarlamasıyla günümüz jenerasyonunun genç kadın bilimkurgu yüzüdür. Feminist yazar Katie Roiphe’nin Katniss için yazdığı gibi kadın gücü ve savunmasızlığı harmanlanıp ortaya çıkmış bir karakterdir.

Ortada şaşırtıcı şekilde Katniss’in Panem’iyle Metropolis (1927) arasında bir paralellik var. Maria ve Katniss emekçilerin yükselmesinde bir sembol haline gelirler. Maria robot klonlarıyla gücünü arttırırken, Katniss ok ve yayıyla sevdiklerini korumak için canını dişine takan, kanlı canlı bir karakterdir.

Kaynak: http://www.bfi.org.uk/news-opinion/news-bfi/lists/10-wonderful-sci-fi-women

Çeviri: İrem Naz Güvel

space ship gif transparent ile ilgili görsel sonucu

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus’un David’i gibi… Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir