Bir Stephen King Korkusu: 1408 (2007)

Bu odadan çıktığını düşünsen bile gerçekte asla çıkamazsın!

Mike Enslin (Cusack) kendini perili, hayaletli evlerin foyalarını ortaya çıkarmaya adamış ünlü bir yazardır. Amerika’nın en korkunç yerlerini ziyaret edip kitaplaştırır. Ancak bulunduğu yerlerin hiçbirinde ne bir hayalet görmüş ne de bir dehşetle karşılaşmıştır. Son kitabı en korkunç 10 otel’i bitirmek üzereyken okurlarından birinden Dolphin Otel’in bir kartı gelir. Arkada “sakın 1408’de kalma” diye bir not düşülmüştür.

Enslin kitabının finali için uygun olacağını düşündüğü bu odaya girmek için can atmaktadır. Hemen telefona sarılsa da otel resepsiyonu odanın dolu olduğunu söyler. “Peki ya haftaya?.. Öbür ay?.. Öbür yaz?..” cevap hep aynıdır “Dolu!” Tabii ki bu cevapla Enslin yılmayacaktır. Yayımcısı ile görüştüğünde oda boş olduğu sürece ona vermeleri gerektiğini yoksa dava açılabileceğini öğrenir.

Enslin New York’a gidip uzun zamandır görüşmediği karısına bile haber vermeden direk otele varır. Resepsiyon belanın geldiğini öğrenince kendisini müdürün odasına alacaktır. Otel müdürü Gerald Olin (Samuel L. Jackson) Enslin’i oda ile ilgili ne kadar da uyarmaya çalışsa bir sonuç alamaz. Oda uzun zamandır kullanılmamaktır ve toplam 56 kişinin ölümüne neden olmuştur. Bu ölümlerden 26’sı kalp krizi, boğulma gibi nedenlerdense de diğer ölümlerin çoğu intihardır.

Enslin ise bunları bir oyun olarak görür. Oteller bu tarz peri hikayeleri uydurarak ünlü olup müşteri çekmek istemektedirler. Oysa ki Olin zaten otellin her zaman %90 dolulukla çalıştığını kendilerinin bu olayın duyulmasını bile istemediklerini söyler.

Enslin daha önceki ölüm olaylarını içeren dosyayı alarak odanın yolunu tutar. İçeri girdiğinde kayıt cihazına tipik bir otel odası olan 1408’i tüm ayrıntıları ile anlatmaya başlar. İlk şoku pencereden dışarı bakmasıyla yaşar bir anda açılan radyo irkilmesine neden olur. Kafasını çevirdiğinde yatağın üstünde daha önce olmayan çikolatalar ve tuvalette de kullandığı kağıt mendilin yenilenmiş olduğunu görür. İlk başta güzel bir oyun olduğunu düşünse de işler hiç de kendi beklediği gibi gelişmeyecektir. Olin’in odaya girenler en fazla bir saat dayandı sözünü doğrularcasına radyonun saati 60 dakikadan geri sarmaya başlayacaktır. Bundan sonra Enslin için asıl cehennem başlar. Ne kadar dışarı çıkmak istese de oda buna izin vermez ve onu en büyük yarası, ölmüş babası ve küçük yaşta kansere yenik düşen kızı da dahil pek çok ruhla baş başa bırakır.

İşleyiş olarak Stephen King‘in Shining’ine oldukça yakın bir hikaye olan 1408 yine de seyirciye yeni şeyler sunmayı başarıyor. Shining’deki 237 numaralı oda gibi 1408 de lanetlidir ancak bu sefer çok farklı bir işleyiş söz konusu. Enslin’in kızının ölümünden sonra tanrı tanımaz, inançsız bir yazar olması ve lanetli yerlerle ilgili dalga geçen yazılar yazması belli ki 1408’i çok sinirlendirmiş. Ancak Enslin de diğer kurbanlar gibi kolay lokma değil pes etmeyip savaşmayı tercih eden bir yapısı var.

Daha önce Drained’dan tanıdığımız İsviçreli yönetmen Mikael Håfström’ın Stephen King’in kısa hikayesinden uyarladığı 1408 bize eski lanetli köşk filmlerini hatırlatıyor. Şimdiye kadar birçok kere çevrilmiş bu tarz, belki de ilk defa bu kadar kısıtlı bir alanda geçiyor. Elimizde bir yatak odası ufak bir banyo ve bir oturma odasından başka bir şey yok. Ancak yaşı ilerledikçe kamera önünde daha da mükemmelleşen bir John Cusak ile filmin büyük bir bölümünde içinde bulunduğumuz bu mekan gerilimi bizlere House on Haunted Hill, Hounted vs. gibi daha önceki birçok yapımdan kat kat fazla yaşatıyor. Her an yeni bir süprizle karşımıza çıkan senaryo filmin sonuna kadar seyirciyi avucuna alıyor. Filmde özellikle Samuel L. Jackson’dan fazla yararlanılmaması ise beni üzdü. Afişte John Cusak’la beraber görünen karakterin iki üç sahne dışında ortada olmaması bir eksiklik.

Filmde son zamanlarda alışık olduğumuz bir rakama takma adeti de kendini gösteriyor. Filmde ortaya atılan birçok sayıda, uğursuz 13 rakamı referans alınmış. Örneğin oda numarası 1408 (1+4+0+8=13), otelin 13. katı asansörden sildirmesi, otelin kuruluş yılı olan 1912 (1+9+1+2=13) gibi birçok örnek filmden çıkarılabilir.

Ayrıca 13 rakamına takmış biriyseniz Murat Tolga’nın Semum kritiğini de okumanızı öneririm.

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

4 Yorumlar

  1. Hikayesini sevmekle beraber (belki de aynı nedenden) bir hevesle izleyip giderek uzaklaştığım bir film oldu 1408. Öyle ki Cusack’ın oyunculuğu bile batmaya başladı. Oysa işin efekt ve “dış dünya” kısmına bu kadar yer verilmeden daha klostrofobik olsaymış (hiakyesi gibi) daha etkileyici olabilirdi. Ha, o zaman da 90 dk. bir film çıkar mıydı, o da ayrı bir soru(n)…Dediğim ki benim için tam bir haya kırıklığı oldu.

  2. film başlarda sarıyor fakat ortalarda felan öf yeter diyebiliyosunuz.efekler felan herşey güzelde.ana öykü daha iyi olabilirdi

  3. iyi başlayan ama gerilimini yarı yolda kaybeden bir filmdi fakat “pencereden karşı binaya bakma” sahnesini filmin geri kalanından ayırmak istiyorum. son zamanlarda izlediğim en beklenmedik, aynı anda hem komik hem de gerilimli olan bir sahneydi.

  4. dün akşam bir televizyon kanalında denk gelerek bu sefer baştan sona izlemeye karar verdiğim ama yine izleyemediğim bir film 1408. hikaye enterasan olabilir ama 50 küsurr insanın öldüğü bir otel nasıl bu olayları gizleyip hala %90 doluluk oranıyla çalışmaktadır orası meçhul ve saçma. üstelik hikayenin temeli yok. niye böyle, odanın ya da otelin karanlık geçmişi nedir, otel yatırın üstüne mi inşa edilmiştir gibi hiç bir bilgi yok. lanetli işte yersen !!! enslin in odada kalmak için gösterdiği insan üstü çaba da hiç akla yatkın gelmiyor. insan cinlere perilere inanmaya bilir de orta da 50 tane ceset var, hepsi tuhaf ve korkutucu şekillerde ölmüş ama enslin in umrunda değil. odanın içinde salanmış, kamera şakası yapan adam aramalar falan zaten filmin tüm esrarını ortaya döküyor. dolaplar boş çıkınca anlıyorsunuz ki, film bitene kadar bu odada abuk subuk şeyler olacak ve oluyorda. duvardan akan kanlar, kendiliğinden açılan radyolar, ölü insanların geçit töreni yaptığı sahneler… aslında ilaçlı içki olayı direk izleyicinin gözüne sokulmasa, enslin in haaa tamam içkime ilaç attı bu hayal görüyorum tripleri yerine şüpheyi içkiye ya da çikolatalara yöneltse izleyene senaryo yazdırsa çok daha iyi olabilirdi film. bir çok korku klişesine sırtını ayan beyan dayamış, john cusack ın oyunculuğu dışında ama aman bişey filmde. karşı binadaki adamın enslin in kendisi olması dışında bi numarası yok.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: