Dizi Diye Çok Uzun Filmler İzliyoruz!

Bu yazının konusu olarak yeni izleme alışkanlığımız olan şu binge watch mefhumuna eğileyim istedim. O da nedir, Türkçesini söyle derseniz ki haklısınız; efendim, bu binge watching denilen şeyi Vikipedi’de gayet güzel açıklamışlar, olay şundan ibaret.

“Binge-Watching ya da binge-viewing Türkçeye tercümesi Seri İzleme olarak yapılabilir. Bir televizyon dizisinin, filminin ya da programının bölümlerini art arda izlemedir. Terimin televizyon kanallarının yayınladığı, dizilerin birkaç bölümlerinin birleşimi olan uzun dizi maratonları veya DVD setlerinin bölümlerinin arka arkaya izlenmesiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir Netflix’in 2014 Şubat ayında yaptığı bir ankette, katılanların %73’lük bir kısmının bu davranışı sergilediği yani (kanalın takipçilerinin) “bir oturuşta herhangi bir dizinin bölümlerini (asgari 6 bölüm ve fazlası) art arda izlediği” görülmüştür.”

İşte bu her şeyi ölçen biçen şirketler bizim alışkanlıklarımıza göre eğilimler geliştiriyorlar çünkü bu çılgın rekabet ortamında öne geçmenin tek yolu bu. Kısacası, artık her hafta bir bölüm bekleyecek seyirci sabrı kalmamış, kalsa da vaktini planlayamıyor, sosyal medyadan kafayı sürekli kaldırıp dizi arası veremiyor. “Hazır başına oturtmuşken hepsini izletelim” demişler ve özellikle Netflix bunu bir adete çevirerek diziyi tüm sezonu aynı gecede izlenebilecek şekilde sunucularına yükleyip arz ediyor.

İşte o zaman şu soruyu sormak gerekli oluyor;

Eğer, hafta hafta, bölüm bölüm izlemiyorsak bizim izlediğimiz şeyin bölümlerden oluşmasının mantığı ne? Eğer bir gecede oturup 10 bölüm dizi izliyorsak ve yayıncı bunu yapmamız için bizi yönlendiriyorsa aslında izlediğimiz şey çok ama çok uzun metrajlı bir film değil mi?

Biz hep dizi sürelerinden şikayet ederiz, 150 dakikalık dizi olur mu? Deriz ki bu gerçekten çok saçma ama dünyada da benzer bir eğilim var gibi görünüyor. Kimse 40-50 dk dizi izleyip başından kalkmıyor, “haydi, şimdi de diğer bölümü izleyeyim” diyerek devam ediyor. Biz aynı diziyi sündürerek 150 dakikaya uzatırken onlar 10 bölüm birden salıyorlar seyircinin üstüne… Amaç aynı, dizi izleme keyfini iştahlı bir tüketime çevirmek!

Burada şundan bahsedebiliriz. Dizi süreleri bu kadar uzarken ya da seri izleme hadisesiyle insanlar saatlerce dizi izlerken belki de kısa kalan sinemada izlediğimiz ve adı artık acıklı bir şekilde “uzun metraj” olan filmlerdir. Ancak şu da var; insanları bir sinema salonuna sokup karanlıkta film izletebileceğiniz süre belli. Süper kahraman filmlerinde bile en fazla 150 dakikalık bir seyir sunabiliyorlar çünkü fazlası sıkıyor ama aynı seyircinin evinin rahatlığında sabahtan akşama dizi-film izlemeye itirazı yok.

Bu konuyu takip edin. Netflix ve benzerlerinin açtığı yolda özellikle bu “binge watching” hadisesi seyirci alışkanlıklarının geleceği konusunda fikir veriyor. Salon gösterimleri ya da sinemada film izleme konusu kendi yok oluş çağının başlangıcında olabilir. Netflix’e Cannes’da gösterilen tepkinin altında biraz da bu var. Diziler artık filmlerden kötü değil, hatta daha iyi. Görüntü-sanat yönetimi-oyunculuk-senaryo gelişimi… Her yıl başyapıtlar izlemeye alıştık ve Netflix sinema filmleri de çekmeye, bunları festivallerde dahi yarıştırmaya başladı. Hollywood hiç olmadığı kadar karışık! Peki, biz ne yapacağız? Basit; sevdiğimiz filmleri-dizileri salonda ya da evimizin rahatlığında izlemeye devam edeceğiz. Adı üzerinde, biz seyirciyiz!

[email protected] sinema.com

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

2 Yorumlar

  1. Merhaba
    Dizi ve film karşılaştırması yapacağım kendimce. Bu yazınızda bunu beklemiştim yani yazınız harekete geçirdi beni. Sinemanın çok daha derinlikli ve nitelikli olduğu muhakkak. Diziler, adı üzerinde pek bir seri üretim içerik olarak gizli gizli sinemaya yaslanan şeyler izliyoruz hep bi filme selam çakılıyor jump cut larla süre uzatılıp heyecan ayakta tutuluyor yani seyirici azıcık sıkılırsa dizi tutmuyor bu nası iş? seyirciye yeni bir şey önermiyor ama var olan popüler algıya yaslanarak nitelik açısından zayıf ama gösteri kısmı tamam içerikler görüyoruz ve ekranın karşısından kalkınca akılda bir şey kalmıyor ha kalıyor ama çok yüzeysel çabuk unutulan yeni bir şey önermeyen bir takım şeyler diyebilirim. Tabi bu sinemanın evriminde bir süreç olabilir ben de eski kafalı olup değişime karşı çıkan bi adam, fakat bayaa dizi izliyorum ve seviyorum veletleri ama her defasında ülen bi film izleseydim bu kadar zamanı dizilere harcamasaydım diye düşünen sanıyorum bir tek ben değilim. Bakalım bu çelişki nerede çözülecek.

  2. Mansur Yıldırım

    Türkiye’de eskiden çok güzel diziler yapılırdı, komedi dizileri uzun yıllar sürer, dramlar fazla sürmezdi tadında biterdi, dizi süreleri 40 dakika en fazla 60 dakika olurdu ama son dönemde artık 150 dakika süren diziler yapılıyor, insan izlemeye üşeniyor, ya eski dizileri izliyor ya da yabancı dizileri, çoğu arkadaşım yeşilçama döndü, o eskiden çoğunluğun sinemada dalga geçilmek için izlenen filmlerine, yeşilçam filmlerindeki samimiyet ve sıcaklığı yaşattığı için sevdiklerini söylüyorlar, o sıcaklığı ve samimiyeti günümüz dizilerinde bulamıyorlar, ben de dahil artık tek umudumuz internet dizileri, Türkiye’de hem dizi hem de filmler internet sayesinde özlenen duruma gelecek bence, ben umutsuz değilim, zaten artık 150 dakikalık dizleri tutturmak mesele oldu, kısaca umudumuz internete kaldı artık.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: