Diary Of A Madman / Bir Delinin Hatıra Defteri (1963)

Bir Delinin Hatıra Defteri, Guy De Maupassant’ın Horla adlı öyküsünden sinemaya uyarlanmış. Kendi adı ile anılacak bir öykü tarzının yaratıcısıdır Guy De Maupassant. İlginç, çarpıcı ve hatta olağanüstü olayları işlemeyi sevdiği gibi fantastik konulara taştığı da olur. Sifilis hastalığından kaldığı düşünülen ölüm korkusu, paranoya, münzevilik ve halüsinasyon görme gibi ruhsal sıkıntılarla boğuştuğu ömrünün son yıllarında yazdığı öykülerden biri de Horla’dır. Horla, “dışarıdaki” anlamına gelen bir kelime. Maupassant’ın ruhsal sıkıntılarının da dışa vurumu olan bu öykü H.P. Lovecraft gibi yazarları etkilediği gibi pek çok popüler kültür ürününe de esin kaynağı olmuştur.

O sabah hava ne kadar güzeldi!

Horla’nın kahramanı olan isimsiz anlatıcının günlüğünden okuruz olanı biteni. Başlangıçta her şey güzeldir. Hayatından, evinden, yaşadığı yerden memnundur anlatıcı. Hali vakti yerindedir, zaman zaman evinin bahçesindeki çimlere uzanıp Seine nehrinden geçen tekneleri izlemektedir. Bir gün bir şeyler olur, bir huzursuzluk hisseder içinde. Sebepsiz yere ruhu sıkılır kederlenir, bina anlam veremez. Ne yapsa çözüm bulamaz.

“Mutluluğumuzu cesaret kırıklığına, güvenimizi umutsuzluğa dönüştüren bu gizemli etkiler nereden geliyor? Hava, görünmez hava, bilinmez Güçlerle dolu da onların yakınlığından etkileniyoruz sanki.”(1)

Huzursuzluğu büyür ve adeta dışarı taşar gün geçtikçe. Önce belli belirsizce sonra kuvvetle hisseder yakınında dolaşan bir şeyi. Bu şey önceleri sadece etrafında dolaşıp huzursuz etmekle yetinir. Sonra bu şeyin fiziksel dünyaya etki edebildiğini hisseder. Başucundaki su ve sütü içmektedir bu varlık. Uyurgezer olduğundan şüphelenir ama bunu yapanın ayrı bir varlık olduğuna emin olur. Sonraları iradesi üzerinde baskı kurar bu varlık. Dilediği şeyi yapamamaktadır, adeta o varlığın kontrolü altındadır. Ne yapsa ne etse bu gizemli varlıktan kurtulamaz sonunda Horla’yı bir punduna getirerek odasına kilitler ve  evi içindeki hizmetçiler ile birlikte ateşe verir. Kurtulduğundan emin değildir, Horla’nın kendi vadesi geldiğinde öleceğini düşünür.  Belki de ondan tam olarak kurtulabilmek için intihar etmesi gereklidir.

Bir Delinin Hatıra Defteri

Ah! Akbaba güvercini yedi; kurt koyunu yedi; aslan sivri boynuzlu mandayı mideye indirdi; insan aslanı okla, kılıçla, barutla öldürdü; ama biz atı ve öküzü ne yaptıysak, Horla da bizi öyle yapacak: nesnesi, uşağı ve besini, yalnızca isteminin gücüyle. Yazıklar olsun bize!”(2)

diaryofamadmanSenaryosunu Robert Kent’in yazdığı ve Reginald Le Borg’un yönettiği Bir Delinin Hatıra Defteri Horla’dan yapılan bu alıntı ile başlar. Sonra bir cenaze töreninde buluruz kendimizi: Simon Cordier’nin cenaze töreninde.  

Cordier, Horla’nın kahramanı gibi büyük ve güzel bir evde uşakları ile yaşayan biri, bir sulh hakimidir. Cordier yalnızdır. Ailesini yıllar önce kaybetmiş ve sonra bir daha evlenmemiştir. Kaybettiği çocuğu yüzünden karısını şuçladığı için intiharına sebep olmuştur. Dört cinayet işleyen bir katilin davası ile uğraşmaktadır. Adam cinayetleri kendi iradesi ile işlemediğini söylemektedir. Zanlı ile yalnız görüşen Cordier onun saldırısına uğrar. Cordier kendini korumak isterken adamı iter ve adam kafasını duvara çarparak ölür. Cordier, zanlının saldırı anında gözlerinden yeşil ışık saçtığını görür. Bu olaydan etkilenen Cordier artık tekinsiz deneyimler yaşamaya başlar. Görünmez bir varlık etrafta dolanmakta, nesneleri hareket ettirmekte ve Cordier ile konuşmaktadır. Cordier zamanla görünmez varlığın etkisi altına girer. Ölen zanlının gözlerinde gördüğü yeşil parıltı etki altında iken kendi gözlerinde de görülür.

İşim bitti! Biri ruhumu elinde tutuyor ve onu yönetiyor! Biri bütün edimlerimi, bütün devinimlerimi, bütün düşüncelerimi buyuruyor. Kendi başıma hiçbir şey değilim artık, yaptığım her şeyin tutsak ve korkak bir izleyicisinden başka bir şey değilim.”(3)

Cordier bir doktora görünme ihtiyacı duyar, doktor ona bir hobi ile uğraşmasını salık verir. Eski hobisi olan heykeltıraşlığa geri döner. Kendisine modellik yapması için Odette Mallotte(Nancy Kovack) ile anlaşır ve günler geçip giderken ona aşık olur. Ama Horla gene rahat durmayıp Cordier’e Odette’i öldürtecektir. Odette cinayetinin zanlısı olarak içeri atılan eski kocası Paul Duclasse (Chris Warfield) idama mahkum edilir. Cordier en nihayetinde buna razı olmaz ve günlüğünü Duclasse’in sevgilisine ulaştırır ve öyküdeki anlatıcının yaptığını yapar. Bir farkla: horla ile birlikte kendisi de yok olur.

birdelinin02

Kesin olan bir şey varsa Bir Delinin Hatıra Defteri vasat yönetilmiş bir film. Ayrıca Horla öyküsünden çıkarılabilecek en iyi senaryoya sahip değil. Robert Kent’in bu konuda iyi bir iş çıkartabildiğini söylemek zor. Evet, “Horla” dışarıda olan bir varlık. Horla’lar her yerde var olsa da yalnızca kötülüğün var olduğu yerlerde var olup kötülük yapan insanlara musallat oluyorlar. Ama Horla’nın fiziksel eylemlerine yapılan vurgunun abartılı hali gizem faktörünü filmden kovuyor. Havada uçan tablolar, kırılan heykeller, düşen vazolar öyküdekinden daha kesin bir biçimde gözümüze sokuluyor. Halbuki filmdeki şu diyalog “dışarıdaki”nin içeridekiyle olan bağını gayet güzel vurguluyor:

Cordier: Her şeyde kötülük görüyorsun!

Horla: Sadece var olan kötülüğü görüyorum.

Bu serbest uyarlamada hem öykünün ruhuna sadık kalmak hem de Guy De Maupassant’ın hayatının son yıllarında yaşadığı ruhsal sıkıntıları da göz önüne alarak biraz daha flu bir Horla tablosu çizmek gerekmez miydi? Bakın ne diyor Maupassant öyküde:

“Anlamıyorum, çünkü nedenini kavrayamıyorum,” gibi basit bir sonuç çıkaracak yerde, hemen tüyler ürpertici gizemler ve doğaüstü güçler tasarlıyoruz.”(4)

Filmi düştüğü yerden kaldıran en önemli adam Vincent Price. Özellikle tek başına oynadığı sahnelerde klasını konuşturan Price, filmi izlenilebilir olmanın da ötesine taşıyabiliyor. Herhalde bir orkestra şefi olsam soloya çıkmasını en çok isteyeceğim müzisyeni Vincent Price olurdu. Price’ın parlak oyunculuğu, alışılagelmiş ses tonu ve adeta belli bir armoniyle sahip konuşma şekli filmi sırtlayıp götürüyor.

birdelinin03

Cordier’in Odette’i öldürdüğü cinayet sahnesi her ne kadar o yılların alışkanlık ve koşulları içinde kansız ve yara gösterilmeden çekilmiş olsa da çoklu saplamalar ve Odette’in kafasını kesip çamurdan heykelin içine koymak gibi bir takım vahşi eğilimler içermesi bakımından dikkate değer.

Bütün aksaklıklara rağmen Bir Delinin Hatıra Defteri, Le Borg’un yönetmenliği veya Kent’in senaryosu sayesinde değil Price’ın güçlü oyunculuğu sayesinde bir “Vincent Price Filmi” olarak hatırlanıyor.

(1) Ay Işığı, Guy De Maupassant, Sf.124, Can Yayınları

(2) A.G.E Sf.141

(3) A.G.E Sf.137

(4) A.G.E Sf.130

(5)http://www.imdb.com/title/tt0056993/

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir