Bir Elinde Testere Bir Elinde Kamera

Yakın bir gelecekte çok ciddi ve radikal bir uzun metraj yönetmeni olacak, Öteki Sinema’nın kıymetli yazarı Can Evrenol, Sabah gazetesi Cumartesi  eki için Kaya Genç’e, kendisi, yaptığı ve yapmak istediği sinema ile ilgili keyifli bir röpörtaj verdi. Can’ın  sevdiği film yazılarını burada, röpörtajda bahsettiği filmlerini ise www.canevrenol.com adresinden izleyebilirsiniz.

http://www.sabah.com.tr/ct/haber,31131910FBDA4F408A44D5608D35B493.html

can_evrenol1982 doğumlu. İngiltere’de yaşıyor. !f Istanbul’da gösterilen filmi Büyükannem, torununun kolunu kesen bir kadının hikâyesiydi. Bir dönem güzel oyuncu Asia Argento’yla birlikte olduğu yazılıp çizilen Can Evrenol’la konuştuk…..

Can Evrenol’un adını ilk defa duyuyor olabilirsiniz. Ama iddia ediyoruz, yakında büyük, çarpıcı bir işle karşımıza gelip ismini duyuracak. Çünkü arkadaş yerinde duramıyor, film çekmek için ölüyor! Geçen ay !f İstanbul’da gösterilen filmi My Grandmother (Büyükannem) hemen dikkatimizi çekti: Kanlı, tuhaf, itici ve cesur, altı dakikalık bir kısa filmdi. Filmde küçük bir kız büyükannesinin mezarını ziyaret ediyor; o anda geçmişe dönüyor, kanlı korku filmlerinden alıştığımız Gotik bir malikhanede, bizim küçük kızı üst kata kilitlemişler, büyükannesi ona işkence ediyor, öldürmeye çalışıyor… Etkileyici bir sinematografi ve müzikler eşliğinde küçük kızın kolunu nasıl kestiklerini görüyoruz, sonra da toprağın altındaki kadının bu alçak büyükanne olduğunu öğreniyoruz. Ardından son anda toprağın altından bir kol çıkıyor ve büyükannenin cesedi kızı içeri çekiyor. Bu kanlı filmin yönetmeni Can Evrenol hakkında bir de ‘Asia Argento’nun sevgilisiymiş’ söylentilerini duyunca iyice meraklandık. İki haftalığına İstanbul’a gelen genç yönetmenle, içindeki şiddet sahnelerinden çok hoşlandığı Watchmen’in basın gösteriminden sonra buluşup konuştuk.

-Büyükannem’e gelene kadarki hikâyenizi anlatır mısınız, sinemaya nasıl bulaştınız?
-2000 yılında Üsküdar Amerikan’dan mezun oldum, gittim Bilgi’de Uluslararası Finans bölümüne kaydoldum. O zaman ‘işletme okumak lazım, ne yapabilirim ki başka’ diyordum ama bölüme girince baktım olmuyor, olmuyor! Hayatta sevdiğim şeyi okumak istediğime karar verdim, sonradan düzelteceğime baştan sevdiğim şeyi yapayım. O zamanki kız arkadaşım Kent Üniversitesi’ne gitti İngiltere’de. O kasvetli ve Gotik Canterbury’de bir üniversite… Ben de oraya kaçmaya, ‘Film studies’ (Sinema Çalışmaları) okumaya karar verdim.

-Aileyi nasıl ikna ettiniz?
-Annem babam mimar; çok uğraşarak da olsa onları ikna etmeyi başardım. Atladım gittim… Ben o zamanlar ‘Film studies’de nasıl film çekilir onu öğretiyorlar zannediyordum. ‘Yanına bir program daha seç’ dedikleri için bir de sanat tarihi seçtim ama sonra anladım ki işin teorik yönü üzerineymiş program.

-Büyükannem Gotik bir film, mekânları ve olay örgüsüyle…
Gotik mimari meraklısıyım. Korku sineması, psikanaliz ve Gotik üzerine bir sürü makale yazmıştım Kent’teyken. Gotik ve sinema merakım aslında daha önce başlamıştı, Bilgi’deyken Selim Eyüboğlu’ndan ders almıştım. Kent’te de mezuniyet tezimi 13. Cuma filmleri ve onun baş karakteri Jason’ın popüler kültürdeki yeri üzerine yazdım.

-Peki film yapmayı nasıl öğrendiniz?
Bizimkilere işin pratiğini öğrenmek istediğimi söyledim, desteklediler. Los Angeles’a gittim. Oradaki NYFA’da (New York Film Academy) 8 hafta süren film okuluna kaydoldum. Evini vidalar ‘basan’ bir adamın hikâyesini anlatan Vidalar’ı orada çektim, ilk dört haftanın sonunda, ödev olarak… Ardından kendi imkânlarımı kullanarak Sandık’ı tamamladım. Los Angeles’ta ortam çok profesyoneldi. Program çok iyiydi. Okulun kitapçığında Orson Welles’in lafı var: ‘Bana üç gün süre verin, size sinemanın temellerini öğreteyim,’ diyor. Los Angeles’ta ise bu 8 hafta sürüyor.

-Film ekiplerinizde hep Türkiyeliler var, onlarla nasıl tanışıyorsunuz, Londra’da zaten aynı çevrede mi yaşıyorsunuz?
Her şey tesadüfi gelişiyor aslında. Mesela NYFA’den sonra kendi başıma bir film çekebilir miyim diye merak ediyordum. Sandık’ı çektim: Bir bebek maketi lazımdı, Cennet’i Beklerken’in sanat yönetmeni Serdar Yılmaz’la tanıştım bir şekilde, ‘ben sana yaparım’ dedi ve her şey birbirini izledi. Plato’da Sandık ödül kazandı, bir sonraki filmimi finanse edeceklerdi. Kurban Bayramı üzerine bir film çektim. Çalıştığım ekipler hep arkadaş gruplarımdan gelen insanlardan oluştu.

-Sizdeki bu şiddet, kol-bacak kesme merakı nereden?
-Küçükken annemin kitaplarından Caravaggio’nun resimlerine bakardım. Canterbury’de Anglikan mezhebinin en büyük katedrallerinden biri var. Orayı inceledim. Film çekerken orası da beni etkiledi. Aslında etkileyen çok şey var, Sulhi Dölek’in bir kısa öyküsünü okumuştum ortaokulda, ondan yola çıkarak çektim Çiviler’i. Abel Ferrara’nın Ms .45 filmini izlerken oradaki kol kesme sahnesi çok hoşuma gitmişti. Çok basit bir ‘Grand Guignol’ efekti vardı orada.

-O ne demek?
-Paris’te, Pigalle bölgesinde 1800’lerin sonunda açılan bir tiyatro var, insan parçalama tiyatrosu diyebiliriz. Bugünkü 13. Cuma’lar falan aslında hep bunun uzantısı. Orada insan derisine penetrasyon var, çok ilgimi çekiyor. Mesela bu herkesin taktığı piercing’lerin kaynağındaki ‘pierce’ lafı, delip geçme anlamına geliyor. Vücudumuza yaptığımız bu tür fiziksel şeylerin kafadaki travmaların yansıması…

-Filminizde aile içi şiddet de öne çıkan bir kavram, öyle değil mi?
-Aile içindeki sosyal klostrofobi diyelim, bir çocuğun aile büyükleri tarafından sömürülmesi… Bizim ailede de, sofra adabı falan hep küçükken muhattap olduğum şeylerdi. Aile konusunda bizde de bir tutuculuk vardı ve bu yaygın bir şeydir.

-Filmde işkence edilen çocuğu görünce sizinkiler ‘oğlum sana böyle mi davrandık?’ demediler mi?
-Şakayla karışık diyorlardı. Ben size asıl filmdeki mekânı anlatayım. Büyükannem’deki malikane aslında bir otel. Arkadaşım buldu, pazartesi günleri boşmuş otel. ‘Okul filmi çekiyoruz’ deyince de hemen kapılar açıldı. Hiç para almadılar. Kostüm tasarımını yapan arkadaşım Sarah Şensoy mekânı görünce çok etkilendi, filmin sanat yönetmenliğini de o yaptı. Şensoy  Franz Ferdinand’ı giydirdi, Take That’in kostüm tasarımını yaptı İngiltere’de en son.
Ekipte bir de görüntü yönetmeni arkadaşımız David Paul Irons vardı, birlikte çektik. Önce bir arkadaşımızın evinde kız oyuncu için seçme yaptık. Shooting People internet sitesine ilan verdim. 80 kişi cevap verdi. Senaryoyu görünce ise 10 kişi tamam deyip geldi. Kızlar aileleriyle geldi. Başroldeki Isabella Crowther Gallerli, onu da ailesini de çok sevdik. Filmi 16 mm çektik ama sonra anladık ki her şey boşaymış, filmi yakmışız. 700 sterlinim böylece boşa gitti. Sonra Sarah’yla David ‘hadi yeniden çekelim’ dediler. Filmdeki büyükanne ve uşak için de ilan verdik. İkisi de Yunanlı. Bizim filmde Yunan-Türk-Galler dayanışması yaptık yani.

-Kültürümüzde korku söz konusu olduğunda en tuttuğunuz sanatçı?
-Ömer Seyfeddin diyorum! Marquis de Sade’da olan, sadece şiddet anlatan şeyler onda var. Onun karanlığı iyi geliyor, iyi insan yapıyor beni. Gerçek şiddetten o kadar rahatsız oluyorum ki içim böyle şeyler yaparken.

-Asia Argento ile ilişkiniz olduğunu söylüyorlar
-Mucizevi bir şekilde Asia Argento’yla ufak bir beraberlik yaşadım. Catherine Breillat’nın Une vieille maitresse filmi için gelmişti, Baylon’da DJ’lik yapmıştı, o partide tanıştık. Vidalar’ı seyretmiş. ‘İlk film olarak iyi’ demişti ama çok da etkilenmemiş. Daha sonra sert bir ayrılık yaşadık. Biraz delişmen bir karakter. Annemlere ‘Ben İtalya’ya Dario Argento’nun kızına gidiyorum’ dediğimde şoke oldular. Annem İzmir’de yıllar önce Dario Argento’nun korku filmlerini bayılarak izleyen biri olarak koptu zaten. Tabii Asia’nın babası önemli bir yönetmen ama son filmlerine bakınca kayıp biri gibi görünüyor bana. Asia da zaten ‘babam dine döndü, delirdi’ havasındaydı. Birkaç defa babasıyla telefon konuşmasına şahit oldum. İtalya’ya gittiğimde annesiyle de oturup şarap içtik, sohbet ettik. Geçenlerde Asia’ya Facebook’ta mesaj attım ama henüz cevap yazmadı…

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

10 Yorumlar

  1. tolga demirtas

    wow! tebrikler can emin adımlarla ilerliyorsun. t-shirt çok yakışmış :)

  2. Ben hala o testerenin Kaya Genç’te ne işi olduğunu sormak istiyorum! Demek ki röportajlara böyle araç gereçlerle gitmek lazım. Artık bagajımdan ninja kılıcımı eksik etmiyeceğim:)

  3. sevgili can,
    aslında üstüme vazife değil, ama iyi niyetle yazdığımı bilmeni isterim. son soruya verdiğin cevap -ne kadar masumane de olsa- sana bir şey katmadığı gibi, senden eksiltir. asia argento ile olan arkadaşlığın/ilişkin ya da herhangi bir şey ne beni ne de başkalarını ilgilendirir. bu soruyu “evet, kısa bir beraberlik yaşadık ve bitti” gibi kısa ve öz bir cevapla geçiştirmen bile daha iyi olurdu (bana kalırsa bunu bile yapmazdım). ileride başarıların arttıkça daha pek çok röportajlar yapacağını düşünerek -can sıkıcı ihtiyar bir adam gibi görünmek pahasına- kendi bakış açımı sunmak istedim.
    sevgiler…

  4. Bence güzel bir ayrıntı olmuş Deniz,O soru ve cevap röpörtajın magazin tarafı olmuş. ulusal bir gazetenin Cumartesi eki okuyucularının tamamı bizim mentalitemizdeki insanlardan oluşmuyor. Ortada hava atar gibi bir durum yok ki sormasalar söylemezmiş zaten…

    -Yazmaya ait bir sıkıntı vardır hani jest yapamamak, mimik verememek gibi. O yüzden Canı kollarken sana çatmış gibi gözükmüşsem belirteyim ki tebessümle dostane ve sakince yazdım.

    Muhabbetle…

  5. sevgili murat,
    “ulusal bir gazetenin Cumartesi eki okuyucularının tamamı bizim mentalitemizdeki insanlardan oluşmuyor” demişsin ya, aslında ben de yorumumu bunun üzerine yazdım. ulusal gazetenin cumartesi eki okuyucularının can’ın sinema çalışmalarından ziyade asia argento meselesine daha çok dikkat edeceğini, okuyanların çoğunun kafasında can’ın dikkat çekici ve umut vaat eden bir sinemacıdan çok “asia argento’nun sevgilisi” olarak yer edeceğini düşünüyorum. can’ın bu soruya cevap vermesinde “hava attığını” ben değil, ama pek çok kişi düşünebilir (mesela ben bunu sen bahsedinceye kadar düşünmedim bile).
    “isteyen istediğini düşünür, ne yapalım?” denebilir, ama benim kabul edebileceğim bir tavır değil bu -hele ki buna müsaade edecek şeyler yapıyorsak. bence işin magazin tarafını ekmeğini sırf magazinden kazanan “sanatçı”(!)lara bırakalım. biz film yapalım, film izleyelim, düşünelim, yazalım, çizelim…

    -yazı ile ilgili jest/mimik sıkıntısından dolayı ben de belirtmeliyim ki gayet dostane yazdım :)

    baki muhabbetle…

  6. O cevap muhtemelen röportajı yapan Kaya Genç’in gazetenin editörüne verdiği bir nevi rüşvet/suspayı vesaire. Bazen bir röportajı kabul ettirmek için nasıl 10 takla atmak gerektiğini iyi bilirim. Siz o kişinin bir röportajı hak ettiğini bilirsiniz ama editör kendisinin adını bile duymamıştır. Onun için bu yeterli kıstasdır. Ben bilmiyorsam, duymadıysam ünlü değildir, o zaman onunla röportaj da yapmaya gerek yok. E ne yaparsınız o zaman? Editörün ağzını sulandıracak bir şey bulursunuz. Ama poposundan tavşan da çıkarıyor gibi… E tabi söyledikten sonra röportajda bunu göstermelisiniz… Aslında kanımca hayli hava atılacak bir konu olsa da, Can’ın bunu yalnızca röportajı yapanın kaya Genç’in hatırına açıkladığına eminim. Hiç unutmam ben de Haftalık dergisine Tuna kiremitçi röportajı yapmıştım. Son kitabı üstüne nezaket ve edebiyat dolu bir söyleşi. Sonraki hafta Tuna kapaktaydı. Fotomontajla bir sürü çıplak kadının ortasında yatan adam kompozisyonuyla girmişti kapağa. O kompozisyon da Eminem’in bir fotoğrafına aitti. Yaratıcı yayın yönetmeni ve yardımcısı Eminem’in yüzü yerine Tuna’nın yüzünü yerleştirmişti. Kızların sevgilisi hesabı… Hiç suçum olmamasına rağmen utanmıştım. Yani, beteri beteri var… Can çok ucuz ve miminum zararla kurtulmuş egemen medyanın elinden. Ve Deniz merak etme, yakında Öteki Sinema ve Ters Ninja’da eşzamanlı yayınlanacak Can Evrenol röportajı seni tatmin edecektir.

  7. Evet röportajı bitirdik sonunda, son rötuşları yapıp gireriz yakında. Deniz de söylediklerinde haklı ama Sabah’da çıkmak için de böyle magazinel konulara girmek gerekiyor ne yazık ki. İleride belki Asia, Dario’nun kızı Can’ın eski sevgilisi olarak anılır.

  8. selam,
    açıkçası Landlord’un söyledikleri aklıma gelmemişti, elbetteki haklılık payını teslim etmek lazım. tabii işin en gerçek iç yüzünü röportajı veren ve röportajı yapan bilecektir.

    terslikte ısrarcı görünüyor olabilirim, ama kendi bakış açımı da ortaya koymaktan geri duramıyorum: hayatta istemeden yaptığımız, razı geldiğimiz o kadar çok şey var ki [mesela ben yıllarca gümrükçülük yaptım :)], ama hepsine “dur” dediğimiz yerler var -kişiden kişiye göre değişiyor bu “dur” dediğimiz yerler. benim için kamuya gösterilen yüz “dur” denilecek bir nokta. yani beni asia argento ile olan birlikteliğimle lanse etmelerine müsaade etmem. bana bu soru sorulduğunda cevap vermem. aksi halde röportajım yayımlanmıyor mu? canınız sağolsun, derim. tabii ki benim dışımda bu durumun magazinel boyuta taşınmasını ve konuşulmasını engellemek pek mümkün değil (mesela biz farklı bir boyutta da olsa konuşuyoruz şu an), farkındayım, ama en azından bu duruma katkı sağlamam. bunun etik temellerini de tartışırım -gündelik yaşantımızda kendi etik değerlerimizle çatışmamızı, çelişmemizi göz önünde bulundurarak elbette.

    benim dostane bir eleştirim de var röportajın bu sitede yayımlanma şekline: sol üst köşede can’ın resmi, sağ alt köşe de bütün güzelliği ve seksapeli ile asia argento’nun resmi -hem de daha büyük ebatta. hadi sabah’ın gazeteciliği belli, ama en azından Öteki Sinema bunu yapmasaydı. Sadece bir resim, diyenlere de şunu sormak isterim: o resim okuyucunun dikkatini yönlendirme işlevi görmüyor mu hiç?

    yanlış anlamayı özellikle engellemek isterim (maalesef internet ortamındaki yazışmalarda bıktırıcı da olsa bunu belirtmek şart hale geldi neredeyse): düşündüklerimi uzun uzadıya yazmamın sebebi bu siteye ve site editörlerine muhabbet beslemem, fikirlerimi benimsemeseler de en azından dikkate alacaklarını düşünmem.

    dikkat ederseniz ben eleştirilerimde can’ı hiç hedef almıyorum (hiç tanımadığım halde ismiyle hitap edecek kadar sıcak bakıyorum zaten). belki de röportajı yaptığı kişiyle samimiyet nedeniyle söylediği bu sözler istemi dışında yayımlandı -evet, bu son derece mümkün. o zaman bu yazılanlara bir konu üzerinde düşünme ve fikir beyan etme fırsatı olarak bakalım sadece.

    baki muhabbetle…

  9. Iki sey soylemek istiyorum.
    Birincisi;
    Ben, roportaji yapan arkadasa ozellikle “lutfen bu Asia Argento konusu yayinlanmasin” dedim. Hani neden oyle dedim bilmiyorum, yayinlandi da kotu mu oldu , bence olmadi. Ama yani ben bu roportajda Asia ile ilgili gecen her cumleyi roportaj disi, sohbet baabinda anlattim Kaya Genc’e. Kendisi beni WATCHMEN basin gosterimine cagirdi ustune 3 saat yemekte sohbet ettik. O arada konusuldu. Roportaj zaten biraz corba olmus bastan assa. Dediklerim yuzde yuz isabetli yansimamis hic. Onun yerine, Masis’in tersninja.com ‘daki roportaji cok guzel oldu ama.

    Ikincisi;
    Asia Argento, korku sinemasi icin cok ozel bir karakter. Bu da Oteki SInema’nin alani direk. Yerinde bir magazin olmus bence. Keza benim icin mega ozel bir karakter demeliyim. Ben Asia ile tanismadan once bir sene boyunca Myspace’imde “Who I’d like to meet: Asia Argento” yaziyordu. Dunyada en cok tanismak istedigim kadindi yani! Hakikaten enteresan bir olay yani, yoksa saedece cok unlu ve guzel bir kadinla beraber olmus olmak degil yani olay. Ama bu detay da roportaja bu sekilde yansimamis tabi.. orasi ayri..

    Deniz elestrisinde zaten gayet kibar ve dikkatli soylemis soyleceklerini. Ama bunu daha fazla uzatip tartismanin bir manasi yok herhalde.

  10. Bu arada yanlis anlasilmasin,
    Roportaji yapan Kaya Genc’e cok tesekkur ediyorum. Ancak yayinlaman once bana sorsaydi bircok yeri duzeltmek isterdim. Insanin soyledikleri cok hafif degistirilince bile bambaska manalara gelebiliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: