Bir Komiser Abimiz ve Pek Çok Kardeşimiz İçin

Türkiye 28 Mayıs’tan beridir adeta eski Türkiye değil, bambaşka toprakların hikayelerini yaşıyoruz, dinliyoruz sanki. İnşaat makineleriyle TOMA’lar çarpışıyor, yüz binler şehrin sokaklarına akın ediyor. Sosyal medyada bir haftada karşımıza çıkan Gezi Direnişi konulu afişin, videonun sayısı hesabı tutulamamakta.

sari

Her şeyi geçtim, Türkiye’nin küçük bir kanalı olan Halktv dünyada milyonların takip ettiği bir fenomene dönüştü. Bir ülke halkı, kendi başbakanına tepki olarak gösterilen penguen belgeselini inat ve şaşkınlıkla başından sonuna seyretmeyi başardı. Artık Türkiye’de İmparator penguenlerin 45 kilo kadar olduklarını ve nesillerinin tükenmekte olduğunu bilmeyen yok.

Yüzlerce duvar yazısı, binlerce slogan… Zihnimiz sonsuz bir koşturmacada. Ama unutmayalım ki sayısı az ama acısı sonsuz olaylar da var. Beş ölüm.

Bu beş ölümü de asla unutmamak, beşine de eş kıymeti göstermek bu harekette fiilen ya da kalben yer alan herkesin en temel görevi olmalıdır. Asla unutulmamalıdır ki ölen komiser Mustafa Sarı’yı ölüme iten koşulları, bizi yönetme görevi verdiğimiz hükümetin baskıcı tavrı doğurdu.

Bu protestolar, ölenlerin hepsinin anısına sahip çıkmakla anlam kazanır. Şunu biliyoruz ki Mustafa Sarı, uğruna yaşamını feda ettiği hükümet tarafından en fazla ailesine yollanacak bir nişanla anılacak, ötesi olmayacaktır. Protestocuların kalbinde ise kendisi, kaderin sadece bir oyunu sonucu kendini “karşı tarafta” bulan bir “abimiz” sayılmalıdır.

Bizden olmadığını sandıklarımıza elimizi uzatmakla tarihe geçer bu direnişler. Herkesin de az çok farkında olduğu bir durum bu. Gezi Parkı şu an Kemalist ve gay bir bireyin, Miraç Kandili’nde Kürt sevgilisi ile namaz kılanları saygıyla seyredebildiği bir mikrocoğrafya. Bunu herhangi bir sebepten bozmak demek, kendimizi infilak ettirmek demek olur.

Şu an Türkiye’nin özellikle batı şeridi, üzerindeki toprağı insanüstü bir başarıyla silkti. Şu an neler yapabileceğinin farkında. Ama şu an o batı şeridi, bu yaşadığı baskı ve şiddeti doğunun yıllardır yaşadığının da farkındalığında hareket etmeli. Batı şeridinin son bir haftada yaşadığı cehennemin, mesela bir Hakkari’nin rutinine dönüştüğü, dönüştürüldüğü bilinmeli. İnsanların bu cehennemde doğup büyüyüp hayat kurdukları bilinmeli. Batı şeridi bu son bir haftada, kelimenin tam anlamıyla doğu ile “aynı havayı soludu”.

Bu sebeple tarihe geçmek üzere olunan şu günlerde, “neden burada şu bayrak var”, “neden burada şu slogan atılıyor”,”neden bu böyle değil!”lerle vakit harcamayalım. Bilmediğimiz, yanlış bildiğimiz, bilsek de bilmesek de korktuğumuz çoğu kişiyi, grubu bu fırsatla tanımaya başlayalım. Bir de “Mustafa Kemal’in Askeri” olmamış komşularımızı bilelim. Bir de “aynı bağdan gelmeyen” gülleri görelim.

Bu dediklerime biraz kulak verin, belki de ileriki günlerde o dün bize “düşman” belletilen kardeşlerimizle oturup bugünlerin belgesellerini seyredeceksiniz.

Yadigar Ejderha

İçinizden bir Çapulcu

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...