Boogie El Aceitoso (2009)

Son bir kaç yılda, animasyon filmleri söz konusu olduğunda girizgah genellikle “Büyüklere hitap eden animasyon” cümlesi ile şenlenir. Elbette ki animasyon sektörünün kat ettiği yol ve anlatı yapısının esnekliği, skalasının bu derece genişlemesinde etkili oldu kuşkusuz. Diğer taraftan animasyon filmlerindeki bu mevcut “esnekliği” daha uç noktalara taşıyan bağımsız animasyonların varlığı ile birlikte, kulvar daha da genişlemeye başladı. Sonuç olarak animasyon sineması teknik bir alternatif tercih olmaktan çıkıp, her yaştan izleyiciyi rahatlıkla kucaklayacak önemli bir tür haline geldi.

Boogie söz konusu olduğunda, yukarıda toparlamaya çalıştığım tanıma ek olarak bir kaç kaçak tuğla daha eklemem gerekiyor. Boogie kesinlikle “ebeveyn düşmanı” bir animasyon filmi. Öyle ki şimdiden animasyon tarihinin en kanlı örneklerinden biri olarak anılmaya başladı bile! Filmi ‘rahatsız edici’ bulanların sayısının da azımsanamayacak kadar fazla olduğunu belirtmek lazım.

Gustavo Cova’nın ellerinde hayat bulan bu Arjantin – Meksika ortak yapımı animasyon filmi, belki de sinema tarihinin en sabık anti kahramanlarından biri ile tanıştırıyor bizleri…Bu kişi elbette ki Boogie! Boogie için suç işlemek ya da adam öldürmek son derece sıradan bir durum. Öyle ki kendisine iyilik yapanları bile sebepsizce nallamak gibi bir huyu var. Aynı zamanda hem kontrolsüz bir güç, hem de kadın düşmanı; fakat bununla birlikte kadınlar için son derece cazip bir tercih olarak görülüyor. Bütün bu özelliklerine rağmen Boogie son derece açık sözlü ve cesur biri. Hayatı bir savaş alanı olarak görüyor ve kendi canının da en azından katlettikleri kadar değersiz olduğunun da bilincinde!

Peki bu sert imajına rağmen Boogie’yi gerçek anlamda bir anti-kahraman yapan nedir? Ya da anti kelimesinin ucuna sonuna kadar asılmış olmnasına rağmen “kahraman” rozetini hak etmek için ne yapmaktadır. Öyle ya, evsizlere ve dilencileri – sırf kendisine biraz sokulup yardım istedikleri için- kurşuna dizmekten çekinmeyen bir anti kahramana pek sık rastlamıyoruz. Kız arkadaşının hayatta kalması ise, tamamen namlusundan çıkan kurşunların ıskalama oranına bağlı. Kısacası filmde görülen her karakter potansiyel bir kurban ve hemen hemen hepsinin hayatları pamuk ipliğine bağlı. Boogie’nin düşmanı ya da sokaktan geçen sıradan bir insan olmaları arasında bariz bir fark da yok. Boogie her an karakterlerden birinin faili olabilir!

Tam onun asla iflah olmayacağını düşündüğümüz sırada ise, para uğruna gammzaladığı, silah çekmekten çekinmediği ve ağıza alınmayacak hakaretler etmesine rağmen kendisini seven Marcia’ya aşık olduğunu görüyoruz. Elbette ki Boogie’nin hastalıklı jargonunda “aşk” kelimesinin tabirinin sıradan olduğunu düşünmek gerçekten cehalet olur!

Neticede Boogie, bir anti kahraman klişesi olan, ana karakterin insafa gelme kısmını, oldukça gecikmeli fakat yine de üstünkörü eşeliyor. Nitekim yönetmen Cova’nın en önemli derdi; rengarenk olmasına rağmen buram buram film noir kokan, anime esintisini, çizgiroman estetiğini ve kızıllara bulanmış vahşeti yer yer karikatür yer yer tamamen rafine bir eğlencelik olarak tek bir potada eritmek. Derdini, her kolu farklı bir üslupla dirsek temasında bulunan bu mecralar ile anlatabildiği de oldukça açık.

Yine de Boogie, her izleyicinin rahatlıkla kabul edebileceği bir animasyon örneği değil. Zira gereğinden fazla abzürd olması ve çala kurşun şiddet anlayışını kendi namlusunun ucunda bir mizah unsuru olarak izleyiciye doğrultarak her seferinde benzer naniği yapması, sizlerin bir animasyon filminin mizahını sorgulama eşiğiniz ile orantılı olarak değişik reaksiyonlarınıza tabidir.

Ne var ki hem aksiyon, hem şiddet hem de mizah dozu bakımında Boogie örneğine pek az rastlayabileceğiniz bir uzun metraj animasyon filmi. Elbette yıllarca The Simpsons, Southpark, Family Guy vs takip eden kesim; kuzeyden gelen esintilerin de Boogie’de özel bir yer edindiğini hissedecektir.

Sözün özü; Boogie ezber bozan bir animasyon filmi. Fakat diğer taraftan bozduğu ezbere rağmen kısa sürede kendi klişelerini de oluşturan bir film. Bu klişelerin büyük bir çoğunun eğlence vaad ettiği bir gerçek fakat yine de boğazımıza dolanıp bizleri boğan diğer klişeleri (!) de gözden kaçırmamak gerek.

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

2 Yorumlar

  1. Bu pek acımasız,psikopat karakteri sevimli hale getiren ne anlamadım.İlk sahnelerde nefretimin vuku bulmasından sonra tuhaf bir hayranlıkla ne kadarda şirinsin dedirten bana (boogie’ye itafen) acaba animasyon ve çizgifilm tadında oluşu mu yoksa beni de bir psikopata mı dönüştürmesi mi onu çözmüş değilim.Belkide arada bir gülmüş olmam bütün ”alem bozuk abi bu da insan mı?” hissiyatımı bir eğlenceye dönüştürdü.Bence her ne kadar ilk bakışta herşey kan kırmızı gözüksede madalyonun öbür yüzü pembe ve oldukça sevimli bir karakter Boogie… He bi de kiralık katil bu yapar dediğinizde daha gönül rahatlığıyla izleyebileceğiniz bir film

  2. filmi gercekten cok begendim acaba bu tarz başka filmler de önerbilir misiniz

    teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: